Ölçülü Şekilde İçki İçmek Bile Beyin Hasarıyla Bağlantılı Olabilir

İşte bilmeniz gerekenler.

Geçen hafta bildirilen bir araştırmada, ölçülü şekilde içki içmenin bile beyne zarar verebileceği bulundu.

Dünyada 14 yaşından büyük insanların büyük bir bölümünün içki içtiği göz önüne alındığında, bu bilgi makul bir şekilde endişe verici.

Yayınlanan haberler, çalışmayı mantıklı şekilde doğru yorumladı. “Beyne zarar verebilir” ve “ile bağlantılandı” gibi kelimeler kullanan ölçülü manşetlerle, gözlem çalışmasında ılımlı şekilde içki içmek ve beyin hasarı arasında bir sebep sonuç ilişkisi değil, bağlantı bulunduğu bildiriliyor.

The Financial Review şu manşeti atıyor:

Ilımlı şekilde içki içmenin verdiği sessiz zarar, on yıllarca sürüyor

ve CBS News şöyle diyor:

Ölçülü miktarda içki içmek bile beyne zarar verebilir.

Deccan Chronicle gibi diğerleri, sebep sonuç ilişkisi ima ederek daha abartılı konuşuyor:

Ölçülü şekilde içki içmek ağır beyin hasarına yol açıyor.

Örneğin Avustralya’daki insanların yaklaşık yüzde 17’sinin, onları diyabet, karaciğer hastalığı ve algısal sorunlar gibi uzun vadeli zarar görme tehlikesine sokan seviyelerde içki içtiklerini biliyoruz.

Ayrıca, on veya daha fazla yıl boyunca çok içki içmenin, önemli algısal sorunlara sebep olabildiği belirlenmiştir.

Bunlar arasında Korsakoff Sendromu ve Wernicke Beyin Hastalığı da var. Bu hastalıklarda hafıza ve diğer gerekli düşünme işlevlerinin yanında motor eşgüdüm de şiddetli ve kalıcı olarak hasar görüyor.

Peki bir gecede iki veya üç kez içenler?

İlk olarak bu çalışma, insanları belli bir süre boyunca izlemiş olan gözlemsel bir çalışma olma özelliği taşıyor ve bu kişilerin alkol alımı ile belirli algısal işlevleri arasında bir bağlantı gösteriyor. Gözlemsel çalışmalar, bir şeyin (alkol) diğerine sebep olduğunu (beyin işlevi bozulması) kanıtlayamaz.

Üstelik alkol muhtemelen beynin birden fazla bölümünü etkileyebilse de, araştırmacılar sadece beynin bir kısmında önemli etkiler buldular. Ve bunlar genel olarak beyin işlevinin zayıflaması ile ilişkili görünmüyor.

Çalışma nasıl yürütüldü?

Çalışmayı Oxford Üniversitesi ve College London Üniversitesi’ndeki araştırmacılar yürüttü ve çalışma, saygın The BMJ bülteninde yayınlandı. Çalışmada, alkol bağımlısı olmayan 550 erkek ve kadın 30 yıl boyunca takip edildi.

Katılımcılar, haftalık olarak tükettikleri alkol miktarına bakılarak dört grupta sınıflandırıldı. Kanaatkâr grup, haftada bir standart içkiden daha az içmiş ve ‘hafif’ grup, bir ve yedi içki arasında içmişti.

‘Ilımlı’ içiciler, kadınlarda bir haftada yedi ile 14 içki arasında ve erkeklerde yedi ile 21 içki arasındaydı. Hafta başına 21 veya daha fazla içki içen erkekler ve 14 veya daha fazla içki içen kadınlar, ‘tehlikeli’ içiciler olarak sınıflandırılmıştı.

Katılımcılara 30 yıl boyunca bir kez beyin taraması (30 yıllık noktada) ve beş kez nöropsikolojik test yapıldı.

Ne bulundu?

İçen gruplar arasındaki temel fark, daha fazla içen insanlarda hipokampüsün (öğrenme, hafıza ve uzamsal farkındalık için önemli olan beyin bölgesi) daha küçük olmasıydı.

30 yıl boyunca haftada ortalama 30 veya daha fazla içen insanların daha küçük hipokampüs sahibi olma ihtimali, içki içmeyenler ile karşılaştırıldıklarında daha fazlaydı.

Fakat haftada ortalama 14 ile 21 kez arası içenlerde bile daha küçük bir hipokampüs vardı.

Sonuçları nasıl yorumlamalıyız?

Bu sonuçlar hakkında dikkatli olmak için birkaç sebep bulunuyor. Çalışmada, bir süre boyunca beyin işlevine (nöropsikolojik testler ile ölçülen, beynin ne kadar iyi çalıştığına) bakılmıştı.

Fakat araştırmacılar, beyin yapısını (beynin fiziksel oluşumunu) yalnızca çalışmanın sonunda bir beyin taraması ile ölçmüştü.

Daha çok içki içen gruplarda hipokampüs daha ufak olsa bile, alkol tüketimi beynin işlevini etkiliyor gibi görünmüyordu. Hafıza ve yürütümsel işlev (planlama, sorun çözme ve dürtü kontrolü gibi) ölçülerinde alkole bağlı azalma yoktu.

Algısal alanlar, alkolün etkilerine karşı en hassas olanlar ve hipokampüs küçülmesinin olumsuz etkisini göstermesi en muhtemel olanlardı.

Araştırmacıların katılımcıların beyinlerini çalışmanın başlangıcında taramamış olması, bu kişilerin hipokampüslerinin asıl boyutlarını bilmediği anlamına geliyor.

Beyin boyutlarını taramalardan görsel şekilde belirlemişlerdi ve bunları, bu amaçla belirlenmiş bir ölçek kullanarak beklenen beyin boyutuyla karşılaştırmışlardı.

Haftada 14 ila 21 kez içen insanların yaklaşık yüzde 65’i daha küçük bir hipokampüs göstermişti, fakat içki içmeyenlerin bile yüzde 35’inde “hipokampüs körelmesi” vardı.

Çalışmada, pek çok beyin işlevi ölçütü kullanıldı (görsel ve sözlü hafıza, yürütümsel işlev ve çalışan hafıza), fakat sadece bir işlevde alkol ile ilgili azalma bulundu; bu işlev sözlü akıcılıktı (kelimeleri hatırlama kolaylığı).

Ve grupların hiçbirinde, genel nüfusta aynı yaş ve eğitim seviyesindeki insanlarla karşılaştırıldığında özellikle genel bir zayıflama yoktu.

Başka neleri hesaba katmalıyız?

Bunun gibi orta miktarda insan ile yapılan bir çalışmada beyin farklılıklarını belirlemek daha zor olabilir. Çünkü yaş, cinsiyet, zihin sağlığı sorunları ile diğer başka kullanımları gibi önemli etmenleri düzgün şekilde hesaba katmak zordur.

Beyinde güçlü bir kısa vadeli etkiye sahip olan alkol gibi bir şeyin, daha uzun vadeli etkilere sahip olabilmesi mantıklı görünüyor ve bu çalışma, alkolün beyin yapısını etkileyebileceğini gösteren ve sayıları giderek artan bulgulara ekleme yapıyor.

Fakat ölçülü alkol tüketiminin beyni ne kadar etkilediğini ve bunun işlevsel bir zayıflamaya denk düşüp düşmediğini bilmekten hâlâ biraz uzağız.

Alkol, bir miktar fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarını içeriyor ve önerilen sınırlar dahilinde ara sıra tüketilmeli. Geçmişte ılımlı şekilde içki içmenin sağlık açısından faydalarını bildiren çalışmaların, artık yöntembilimsel açıdan kusurlu oldukları gösterildi.

Avustralya Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırma Kurulu’nun alkol tüketimi üzerindeki ilkeleri, yetişkinlerin (hem erkek hem kadın) uzun dönemli sağlıklarını korumak için günde en fazla iki standart miktar içki içmeleri ve kısa vadeli zararı önlemek için bir seferde dört miktardan fazla içmemeleri gerektiğini öneriyor.

Nicole Lee, Curtin Üniversitesi Ulusal İlaç Araştırma Kurumu’nda Profesör ve Rob Hester, Melbourne Üniversitesi Melbourne Psikolojik Bilimler Okulu Profesörü / The Conversation.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir