ABD Ordusunun Sermaye Sağladığı İklim Değişikliği Çalışmasında Kötü Sonuçlar Elde Edildi

Gezegenimizdeki karasal alanlar kayboluyor.

Çarşamba günü yayınlanan ürkütücü bir araştırmaya göre sayıları binden fazla olan alçak seviyeli tropik ada, yükselen deniz seviyesi sebebiyle içinde bulunduğumuz yüzyılın ortasında (veya muhtemelen daha önce) “yaşanılamaz” hale gelebilir ve bu durum, bazı ada ülkelerinin nüfuslarını altüst edip ABD ordusunun kilit mülklerini tehlikeye atabilir.

Adalar iki katlı bir tehditle karşı karşıya. Yükselen deniz seviyeleri yüzünden, adalar uzun vadede tamamen su altında kalabilir.

Araştırmanın söylediğine göre, daha erken bir zamanda ise deniz seviyeleri yükseldikçe, adalar kıyıların daha uzak kesimlerine çarpan büyük dalgalarla daha sık mücadele edecek ve okyanusun tuzlu suları, adalardaki içilebilir su kaynaklarına karışacak.

Science Advances bülteninde yayınlanan çalışmaya göre bu adalardaki su tedariği, “çok yakın bir gelecekte” iklim değişikliği güdümlü tehditlerle karşı karşıya kalacak.

Çalışmada, Pasifik Okyanusunun ekvatora yakın kısmında yer alan Marshall Adalarının bir bölümüne odaklanıldı. Marshall Adaları başbakanı Hilda Heine, verdiği bir mülakatta Çarşamba günü yayınlanan söz konusu bülten makalesinin, ada halkının karşı karşıya olduğu durumun “ciddiyetini ortaya koyduğunu” söyledi.

Heine, “Bu bizim için korkutucu bir senaryo” dedi.

Araştırmada ayrıca ABD ordusu için bazı sonuçlar yer alıyor. ABD ordusunun sahip olduğu devasa Ronald Reagan Balistik Füze Savunma Test Bölgesi, Marshall Adaları’nın parçası ve söz konusu araştırmanın odak noktası olan Roi-Namur mercanadasının bir kısmında duruyor.

ABD ordusu, tropik adalarda bulunan tesisatlarının bu duruma karşı ne kadar savunmasız olduğunu öğrenmek için, araştırmayı kısmen destekledi. Roi-Namur’da ve çevre adalarda yer alan Pentagon üssü, yaklaşık 1.250 tane Amerikalı sivilin, müteahhidin ve askerî çalışanın geçimini sağlıyor.

Savunma Bakanlığı sözcüsü Heather Babb, yaptığı bir açıklamada şöyle söylüyor: “Bu çalışma, değişen bir iklimin, mercanadalarını nasıl etkileyebileceğini daha iyi anlamamızı sağladı”

“Bu çalışmaya dayalı olarak Savunma Bakanlığının adalardaki faaliyetleri hakkında henüz bir karar verilmemiş olsa da Savunma Bakanlığı, tesislerinin ve altyapısının geniş bir tehdit aralığına karşı esnek durumda olmasını sağlama konusuna odaklanmaya devam ediyor”

“Bakanlığın yükselen deniz seviyelerini anlaması, etki altındaki bölgelerde bulunan askerî hizmet ve kurumların, görevlerini icra etmeye nasıl devam edecekleri konusunda bilgiye dayalı kararlar almalarını sağlayacak.”

Mevcut deniz seviyesinin yaklaşık 2 metre üzerinde olan alçak ada, büyük Kajalen mercanadasının bir parçasını oluşturuyor. Bu mercanadası, uzun zaman önce batan volkanik bir adanın etrafında mercan resiflerinin yetişmesiyle oluşmuş.

Pasifik ve Hint Okyanusu boyunca yer alan, düşük seviyeli, halka şeklindeki binden fazla mercanadasının veya mercanadası zincirinin kökeni bu. Çoğunda yerleşim yeri yok, ancak Marshall Adaları veya Maldivler gibi bazıları, onlarca hatta yüzlerce insana ev sahipliği yapıyor.

Denizler şu an yılda 3.2 milimetre yükseliyor ve önümüzdeki yıllarda çok daha hızlı yükselmeleri bekleniyor. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyılda Roi-Namur tamamen su altında kalmayabilir.

ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS), Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi ile ABD, Monako ve Hollanda’daki birkaç diğer kurumdaki araştırmacıların yürüttüğü yeni araştırma, muhtemelen sadece 40 santimetrelik bir deniz seviyesi yükselişinde tuzlu suyun adadaki akiferlere karışacağını öne sürüyor.

2000 yılından beri küresel olarak beş ila altı santimetre yükselen deniz seviyeleri, Kajelin mercanadasında çok daha hızlı yükseliyor.

Büyük dalgaların ada geneline saçılma ve adanın yeraltı sularına sızma kabiliyetinin artması, tehlike oluşturuyor.

Çalışmaya önderlik eden ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu araştırmacısı Curt Storlazzi şöyle söylüyor: “Tarihsel olarak kıyılarda, kasırga veya tayfun sebebiyle her 20 veya 30 yılda bir sürüklenme olayı gerçekleşiyor”

“Her 20 veya 30 yılda veyahut daha uzun bir sürede, orada yaşayan topluluklar bu süre içinde eski durumlarına geri dönebilirler. Ancak deniz seviyesinin yüselmesi yüzünden, bu su baskını olaylarının daha sık gerçekleşmesinden endişe ediliyor.”

Dalga sürükleme olayları zaten gerçekleşiyor (2014 yılında, Roi-Namur kıyılarına 6 metre yüksekliğinde bir dalga vurmuştu) ancak çalışmada kullanılan bilgisayar modelinde, denizler yükseldikçe bu olayların çok daha muhtemel hale geleceği ve iki yıl üst üste gerçekleştikleri zaman, yeraltı suyunun içilemez hale geleceği bulundu.

Çalışmada yer alan “devrilme noktası”, iklim değişiminin hızına ve en önemlisi de Güney Kutbunun istikrarına göre değişiklik gösteriyor. Tez, en kötü durumda bunun “2030’dan önce” gerçekleşeceğini söylüyor.

Ancak, çalışmada yer almayan ve Rutgers Üniversitesinde deniz seviyesi yükselmesi konusunda önemli bir uzman olan Bob Kopp, The Washington Post ile yaptığı bir mülakatta bu uğursuz bulguyu sorguluyor.

“Doğru soruları soruyorlar, doğru tür çözümlemeler yapıyorlar ancak bazı şeyler için yüzyılın ilk zamanlarında tarih vermişler. Bu konuda biraz şüpheciyim” diyor Kopp.

Bu kadar uğursuz olmayan senaryolarda, Güney Kutbunda çöküşün olmadığı yüksek ısınma senaryosunda 2030 ile 2040 arası, orta seviyeli bir ısınma senaryosunda ise 2055 ile 2065 arası 10 yıllık dönem büyük önem taşıyor.

Kopp, orta senaryonun bildiğimiz şeylerle muhtemelen tutarlı olduğunu söylüyor ve aslında burada büyük bir tehdit olmasına rağmen, bunun 2030 kadar erken bir zamanda gelmeyeceğini, ancak 2050’lerde gelebileceğini öne süren bir analiz sunuyor.

“Onların en ölçülü olan senaryosunu alsanız bile rakamlar gerçekten rahatsız edici durumda. Ayrıca, en ölçülü olan senaryolarında hiçbir sorun yok” diyor.

Storlazzi, Roi-Namur’un muhtemelen diğer pek çok mercanadadan bir miktar daha yüksekte yer aldığını söylüyor. Varılan kararda, nispeten yakın bir gelecekte pek çok adanın (çalışmada “çoğunun” öyle olduğu söyleniyor) ve hatta içinde insanların bulunduğu adaların da tehlike altında olabileceği söylendiğinden, bu adaların içme suyu tedarikleri konusunda endişelenmeleri gerekiyor.

Araştırmayı Pentagon’un Taktiksel Çevre Araştırma ve Geliştirme Programı sipariş etmişti ve araştırma, bu senenin başlarında daha uzun bir halde yayınlanmıştı. Raporda kısmen, Pentagon’un varlıklarının savunmasız durumda olabileceği askerî kimlikteki bölgelere yardımcı olunmasına odaklanılmıştı.

Araştırmacılar o raporda, Roi-Namur konusunda araştırma talebi yapılmasının, Savunma Bakanlığının yönettiği çok sayıda mercanadanın geniş kapsamlı şekilde incelenmesinin habercisi olduğunu ve söz konusu adaların “gelecekteki 20 ila 50 yıl boyunca deniz seviyesi artışına ve bunun ektilerine karşı en savunmasız adalar” olduğunu söylemişti.

“Eğer bu etkiler ele alınmaz veya bu konuda düzgün plan yapılmaz ise, ada milletlerini yüzüstü bırakmak veya taşımak gerekli olacağından, önemli jeopolitik meseleler doğabilir” diye yazmışlardı.

ABD sadece Marshall Adaları’nda değil, ayrıca bir diğer Pasifik mercanada olan Wake Adası’nda ve Hint Okyanusundaki Diego Garcia’da da askerî üs veya mülkleri yönetiyor. Ayrıca, Midway ve Johnston Mercanadası’nda da yedek üsler yer alıyor.

İklim ve Güvenlik Merkezi müdürü ve Savunma Bakanlığı Enerji, Üsler ve Çevre Bölümünün eski bakan yardımcısı John Conger, bakanlığın “üslerindeki deniz seviyesi yükselişinin, zamanla daha fazla farkında olduğunu” söylüyor.

Kendisinin söylediğine göre tehlikenin bir bölümü, uyumsal önlemler ile ele alınabilir ancak bu masraflı olur. Yeni çalışmanın “bir miktar sarsıcı” olduğunu söylüyor ve bazı operasyonel kararlar almak zorunda olacaklarını belirtiyor: “Bunlar, deniz seviyesi artışının ve iklim değişikliğinin bir nevi ön safları. Bütün adaların su altında kalacağını değil, içme suyunuzun olmadığınını gösteriyor. Akiferi mahvedecek.”

Yükselen denizler, yapım aşamasında kalan bazı projeleri bile tehdit ediyor.

Söz konusu şeyin bir örneği de, 1 milyar dolarlık “Uzay Çiti”. Kajelin Mercanadası’nda yer alan bu radar üssünün, uzaydaki on binlerce çöpü (bunların bazıları bir beyzbol topu kadar küçük) takip etmesi ve bu sayede yörüngedeki uyduların ve astronotların güvende tutulması tasarlanıyordu.

Son teknoloji ürünü olan proje, Lockheed Martin şirketi tarafından ABD Hava Kuvvetleri için kuruluyordu ve bu yılın sonlarında tamamen kullanıma hazır olması bekleniyordu.

Ancak cihazın konumunun küçük mercanadasında olması, bölgenin on yıllar içinde rutin su baskını tehditleriyle karşılaşabileceği ve tuzlu suların, cihazın pahalı donanımlarına zarar verebileceği konusunda endişelere yol açtı.

Çalışma, pek çok küçük ada ülkesinin 2015 Paris anlaşmasının garantiye alınması için neden feryat ettiğini vurguluyor. Bu anlaşmada dünyanın, küresel ısınmayı, sanayi öncesi seviyelerin sadece 1.5 Celsius üstünde sınırlamaya gayret etmesi gerektiği söyleniyor. Bu son derece zorlu bir hedef.

İklim hareketi konusundaki baskıya geniş ölçüde katılan mercanada ulusları arasında sadece Marshall Adaları değil, ayrıca Maldivler, Kiribati ve Tuvalu da bulunuyor.

Ancak gezegen zaten 1 Celsius derece daha sıcak oldu. Isınmayı 1.5 C’de tutmak muhtemel değil gibi görünüyor, çünkü bunu yapmak için, mevcut enerji yapısından yenilenebilir enerjiye son derece hızlı şekilde geçiş yapmak gerekecek. Şu an içinde bulunduğumuz değişim ise daha kademeli şekilde ilerliyor.

Yeni çalışmada, Paris anlaşmasında yer alan belirli hedefler ele alınmıyor ancak Kopp’ın yaptığı ilave analizde, 2 veya 1.5 Celsius dereceli iklim senaryosu altında bile, yüzyılın sonları itibariyle deniz seviyesinin muhtemelen 40 santimetreden fazla yükselmiş olacağı öngörülüyor. Yine de bu senaryolar, mercanadalara biraz zaman kazandıracak.

Marshall Adaları’nın başbakanı Heine, iklim değişikliğindeki mevcut etkilerin görmezden gelinmediğini söylüyor. Kendisi daha geçen hafta, deniz seviyesindeki yükselişlerle şiddetlenen rüzgar ve okyanus akıntısı yüzünden ada ülkelerinin bazı kesimlerinin dalgalar altında kaldığını söyledi. Bölge sakinleri, su baskınının yaşandığı yol ve muhitleri temizlemek zorunda kalmış.

“Bu çok büyük bir bela, fakat böyle şeyler yaklaşık her iki ayda bir geliyor. İnsanlar bunun yüzünden evlerinde güvende olmadıklarını düşünüyorlar” diyor.

Başbakanın hükümeti, savunmasız durumdaki sahil hatlarını korumak için yapılabilecek şeyi yapıp, sahip olduğu sınırlı kaynaklarla yeni deniz surları inşa ediyor. Ancak bu pek yeterli değil.

Başbakan, Birleşik Devletler’in Trump yönetimi altında Paris iklim anlaşmasından çekilmesini öfkeyle izlemiş. Trump yönetimi, iklim değişikliğinin ufuktaki tehditlerini neredeyse hiç kabul etmiyor.

“Birleşik Devletlerin liderlerinin de aynı fikirde olması gerekiyor … Gerçekleşen şeyi reddetmeyi bırakmalı ve bizimki gibi savunmasız ülkelere yardım etmeliyiz” diyor Heine.

“ABD’deki insanların, bu durumun gerçek olduğunun ve insanların başına böyle şeyler geldiğinin farkına varması önem taşıyor. Bunu meydana getirenler biz değiliz ancak bununla yaşamak zorundayız.”

Söz konusu adalar hakkındaki bir başka önemli mesele de, adaları meydana getiren ve onları çevreleyen mercan resiflerinin ne olacağı. Resifler dalgaları kırıyor, dalga sürüklemesi olaylarını önlemeye yardımcı oluyor ve ayrıca seviyenin yükselmesine uyum sağlayarak büyüyorlar; en azından bir dereceye kadar.

Ancak denizler yükseliyor olsa bile, dünya çapındaki mercan resifleri şiddetli beyazlama olaylarından muzdarip. Ayrıca okyanusların asitlenmesiyle birlikte daha fazla zayıflıyorlar. Bu durum, resiflerin de duraksayabileceğini ve zayıfladıkları zaman, adaları dalgalardan koruyamayacaklarını akla getiriyor.

Resiflerin, son buzul çağının sonlarında hızlı şekilde yükselen denizler karşısında nasıl mağlup oldukları üzerinde çalışma yapan ve Rice Üniversitesinde yerbilimci olan Andre Droxler şöyle söylüyor: “Mercan resifleri bugünlerde sadece deniz seviyelerinin yükselmesinden değil, ayrıca çoğunlukla okyanusun asitlenmesinden ve aynı zamanda sıcaklık artışından muzdarip.”

“Bu yüzden iklim değişikliği, deniz seviyesinin yükseliş oranını artıracak fakat ayrıca bu mercanların ayakta kalma ihtimalini de azaltacak.”

Hatta mevcut çalışma, eğer mercanlar duraksarsa (şu an dünya çapında olduğu gibi), o zaman mercanadaların karşı karşıya olduğu büyük dalga tehlikesinin daha da erken gelebileceğini öne sürüyor.

Droxler, mevcut çalışmanın ona Maldivleri hatırlattığını söylüyor. Kendisi Maldivler’de çalışmış ve orasının da Marshall Adaları’na benzer bir durumla karşıya karşıya olduğunu söylüyor.

Başkent olan Male adası hakkında şunları söylüyor: “En fazla yükseliş 2.4 metre seviyesinde ve 5 kilometrekare içerisinde 140.000’den fazla insan yaşıyor.”

“Bu örnek, yüksekliği çok düşük olan bu tropik adaların nihâi kaderi gibi” diyor Droxler.

Ayrıca deniz seviyeleri yükselmeye devam ettiği için ve ülkeler veya dünya, karbondioksit yayımlarını azaltmakla boğuştuğu için, binlerce ada her geçen yıl hesaplaşma gününe daha da yaklaşıyor.

“Bu konuda ne kadar uzun süre konuşursak” diyor Conger, “uzakta bulunan gelecek o kadar yakına gelecek.”

 

 

 

 

The Washington Post

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir