Araştırmacılar, Tehlike Altındaki Türleri Özelleştirmeyi Tartışıyor

Yok oluşu bu şekilde durdurabilir miyiz?

Dünya şu anda kitlesel bir yok oluşun ortasında. Uzmanlar, yüzyılın ortası itibariyle, gezegendeki türlerin üçte ikisi kadar büyük bir kısmının yok olabileceğini iddia ediyor.

Bu ciddi olgunun en muhtemel sebebi, doğal ekosistemlerin dengesini bozan ve hayvanları göçe veya değişen hava koşullarına uyum sağlamaya zorlayan iklim değişikliği.

Bu gerçeklere rağmen ABD’deki Cumhuriyetçi liderler, Tehlike Altındaki Türler Yasası’nın, Kongre’nin 1973 yılında geçtiği zaman istediği gibi kullanılmadığını iddia ederek, etki alanını düşürmeye niyetli olduklarının sinyalini verdiler.

Avustralyalı bir profesör, soruna farklı bir yaklaşım önerdi: doğal yaşamı özelleştirmek.

Avustralya Ulusal Üniversitesi’nde bir misafir profesör olan George Wilson, geçenlerde Conservation Letters bülteninde bir tez yayınlayarak, ülkesinin, özel arazi sahiplerine kendi mülkleri üstündeki doğal yaşam üzerinde (sınırlı bir denemede) hak vererek, güne Afrika’yı örnek almasını teklif etti.

1960’ların sonlarından beri, Zimbabwe, Namibya, Botswana ve Güney Afrika ülkeleri (çeşitli zamalarda ve değişen derecelere kadar) doğal yaşama ev sahipliği yapan arazilere sahip olan kişilere, o mülk içinde bulunan hayvanlar üzerinde tam yasal kontrol verdi.

Bu durum, avlanmayı, eko turizmi veya koruma programlarını düzenlemede hükümetin öncülük etmesi yerine, gücün arazi sahiplerine devredilmesi anlamına geliyor.

Bu hareket tarzlarının altında yatan felsefe, halka açık yerlerin trajedisi kavramı.

Mantık şöyle işliyor: vahşi yaşam bir kamu malı olarak düşünüldüğü ve hükümet bunu koruma görevini üstlendiği zaman, insanların bu gayrete yardımcı olması için herhangi bir teşviği olmuyor; üstelik, hayvanları korumak amacıyla çıkarılan düzenlemelere gücenebiliyorlar bile (Cumhuriyetçi Parti kanun yapıcıları öyle görünüyor).

Fakat eğer arazi sahiplerine mülklerindeki hayvanlar üzerinde kontrol verilirse, ve hatta turizm veya avcılıktan kâr elde etme yolları sunulursa, o zaman hayvan nüfuslarını artırma ve sürdürmeye yatırım yapmak için bir sebepleri olacaktır.

Bu gibi hareket tarzları Afrika’da başlatıldığından beri, yapılan birkaç çalışma, vahşi yaşam korumasının muhtemelen turizmdeki bir patlamaya katkıda bulunduğunu gösterdi.

2000 yılında yayınlanan bir makalede, Zimbabwe, Namibya ve Güney Afrika’da o zamanlar bulunan tüm çiftliklerin yüzde 20’si kadar büyük bir kısmının, en azından kısmen, vahşi yaşam turizmi için işletildiği tahmin edilmişti.

Tez ayrıca, Zimbabwe’de, tahminen zürafaların yüzde 63’ünün ve çitaların yüzde 56’sinin ticarî çiftlik mülklerinde bulunduğunu öne sürüyor.

Wilson tezinde, bugün Güney Afrika’da, arazi sahiplerine mülklerinin nüfusunu artırmak ve yeniden doldurmak ve yeni nüfuslar tesis etmek konusunda yardımcı olmak için yüksek değere sahip türlerin ticaretinin yapıldığını belirtiyor.

Parkların sermaye almasına yardımcı olan, ulusal parkların ve diğerlerinin hayvanları sattığı vahşi yaşam açık artırmaları da bulunuyor.

Wilson, bu tedbirlerin, güney Afrika’nın, hayvan nüfuslarının azalıyor olduğu kıtanın diğer bölümlerinden farklı olarak, 100 yıl öncekinden daha fazla vahşi yaşama sahip olması anlamına geldiğini öne sürüyor.

Ancak bu uygulamaya karşı olan bir sürü görüş de bulunuyor. Bireylerin sahip olduğu hayvanlar, elbette özgür değiller veya kendi doğal yaşam alanlarında değiller.

Ayrıca eleştirmenler, özelleştirmenin, insanların tutsak hayvanlarla dolu avlanma yerleri oluşturmasına olanak sağlayacağını öne sürüyorlar ve bu durumun, zengin insanların, belirli bir türdeki hayvanları toplamak ve onları ziyaret etmek isteyenlerden yüksek fiyatlar talep etmek için ekonomik bir istek oluşturabileceğini belirtiyorlar.

Ancak hakikat şu ki, yükselen sıcaklıklar, şimdiden başlamış olan yok oluşu tersine çevirmek amacıyla herhangi bir yol bulunmadığı anlamına geliyor.

Business Insider

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir