Ay, 1110 Yılında Ortadan Kaybolmuştu. Bu Olayın Sebebi Nihayet Bulunmuş Olabilir

0
2796

Neredeyse bin yıl önce, Dünya’nın atmosferinde büyük bir değişiklik meydana gelmiş: Sülfür bakımından zengin parçacıkların oluşturduğu dev bir bulut, stratosfer tabakası boyunca dolaşarak; en sonunda yeniden Dünya’ya düşmeden önce aylar, hatta belki de yıllar boyunca gökyüzünü karanlığa çevirmiş.

Bu olayın gerçekleştiğini, bilim insanlarının buz çekirdeklerini delip analiz etmesinden biliyoruz. Bu çekirdekler, stratosfere ulaşan ve tekrar yüzeye geri dönen volkan patlamalarının üretmiş olduğu sülfür aerosollerini hapseden; buz katmanları ya da buzulların derinliklerinden alınan örnekleri içeriyor.

Dolayısıyla buz, yanardağ faaliyetlerinin kanıtlarını inanılmaz derecede uzun zaman ölçekleri boyunca saklayabiliyor. Fakat buz çekirdeğinin katmanlarında görünen bir olayın kesin tarihini belirlemek halen karmaşık bir iş.

Bu vakada bilim insanları, söz konusu kükürtlü katmanların; bazen ‘Cehennem Kapısı’ olarak da adlandırılan ve İzlanda’da bulunan Hekla Yanardağı‘nın, 1104 yılındaki büyük patlamasından kaldığını varsaymışlar. Bu ince buz şeridi, son bin yılın en büyük sülfat tortusuna yönelik işaretlerden birini temsil ettiğinden; bu durum kulağa mantıklı geliyor.

Peki bir buz çekirdeğinin kabul edilen zaman diliminde atlama olduğu ortaya çıkarsa ne olur? Birkaç yıl önce yapılan bir çalışmada, Grönland Buz Çekirdeği Kronolojisi 2005 (GICC05) adı verilen bir zaman diliminin, milattan sonraki ilk bin yılda yedi yıla kadar saptığı; sonraki bin yılın ilk zamanlarında ise dört yıla kadar kaydığı kararlaştırılmış.

İsviçre’deki Cenevre Üniversitesi’nde çalışan paleo iklimbilimci Sebastien Guillet önderliğindeki yeni bir araştırmaya göre bu bulgular, sonuç olarak bu dev sülfat işaretinin sorumlusunun Hekla olamayacağı anlamına gliyor.

Makalede, “Yeniden gözden geçirilmiş söz konusu buz çekirdeği tarihlemesinden ortaya çıkan belirgin bir keşif de; Grönland kaydında MS 1108’in sonunda veya 1109’un başında başlayan ve MS 1113’ün başına kadar devam eden sülfat birikimiyle birlikte şimdiye kadar saptanmamış, önemli ve bipolar bir volkanik sinyalin olması” diye açıklayan Guillet ve ortak yazarlar; aynı olaya yönelik bulguların, benzer şekilde tekrar gözden geçirilmiş Güney Kutbu buz çekirdeği kronolojisinde de görülebileceğini belirtiyor.

Araştırmacılar, bu antik izleri dünyanın hem üstünde, hem de altında neyin bırakmış olabileceğini araştırmak üzere tarihsel belgeleri didik etmiş ve ortaçağda; büyük püskürme olaylarının stratosferde bıraktığı pusa karşılık gelebilecek ilginç, karanlık görünümlü Ay tutulmalarına yönelik kayıtları aramışlar.

“Yüksek irtifalı volkanik aerosoller ile alakalı bu olağanüstü atmosferik optik olaylar, antik zamanlardan beri kayıt tutan insanların dikkatini çekmişti” diye yazıyor takım.

“Özellikle de Ay tutulmalarının parlaklığının kaydedilmesi; hem stratosferdeki volkanik aerosollerin tespitinde, hem de büyük patlamaları takip eden stratosferik optik derinliklerin tayininde kullanılabilir.”

NASA’nın, gökbilimsel açıdan geriye dönük hesaplamalara dayalı kayıtlarına göre, son bin yılın ilk 20 yılı içerisinde; MS 1100 ve 1120’de, Avrupa’da yedi tane tam Ay tutulması gözlenmiş olmalı.

Bunlar arasında, 1110 yılının Mayıs ayında meydana gelmiş bir Ay tutulmasına şahit olan biri, olay sırasında Ay’ın olağanüstü biçimde karanlık olduğunu yazmış.

Bir gözlemci, Peterborough Olguluğu‘nda şöyle yazmış: “Mayıs ayının beşinci gecesinde Ay’ın, akşamleyin ışıl ışıl parladığı görülüyordu. Sonra, Ay’ın ışığı azar azar söndü. Öyle ki; geceyle birlikte tamamen sönmüş ve ne bir ışık, ne bir küre… Kendisine dair hiçbir şey görülemiyordu.”

O zamandan bu yana pek çok gök bilimci, bu gizemli ve olağandışı şekilde karanlık Ay tutulması üzerinde tartışmış. Olay meydana geldikten yüzyıllar sonra, İngiliz gökbilimci Frederick Chambers bu konuda bir şeyler yazmış ve şöyle demiş: “Bu tutulmanın, Ay’ın o tanıdık bakır tonuyla parlamak yerine; epey görünmez olduğu sırada gerçekleşen ‘siyah’ bir tutulmanın örneği olduğu aşikar.”

Bu olay, gökbilim tarihinde iyi biliniyor olsa da; araştırmacılar bunun, stratosferde volkanik aerosollerin var olması sebebiyle meydana gelmiş olabileceğini hiç öne sürmemişti; yeni çalışmanın öne sürdüğüne göre, en muhtemel sebep bu olmasına rağmen…

“Güneş’in sönükleşmesi, tanın kızıllaşması ve/veya kırmızımsı güneş tonları gibi volkanik toz örtüsüne dair başka hiçbir kanıtın; MS 1108-1110 yıllarına yönelik yaptığımız araştırmalar sırasında bulunamadığını belirtiriz” diye yazıyor araştırmacılar.

Eğer bu zamanlama doğruysa; Hekla’nın artık çerçeve dışına çıktığı göz önüne alındığında, o halde bu kükürt bulutundan hangi yanardağ sorumluydu?

Kesin şekilde bilmek imkansız olsa da; takım, en olası açıklamanın, Japonya’daki Asama Dağı olduğunu düşünüyor. Dağda, 1108 yılında aylar süren dev bir patlama meydana gelmiş; 1783 yılında meydana gelen ve 1.400’den fazla insanın ölümüne neden olan sonraki patlamaya göre önemli oranda daha büyük…

Bir devlet adamının kayıt altına aldığı jurnal girdisi, 1108 yılındaki olayı şöyle tarif ediyor: “Yanardağın tepesinde bir ateş vardı. Valinin bahçesinde kalın bir kül tabakası vardı. Her yerde tarlalar ve pirinç tarlaları, ziraat için elverişsiz hale geldi. Ülkede hiç böyle bir şey görmemiştik. Çok acayip ve nadir bir şey.”

Görgü tanıklarına ek olarak araştırmacılar, ağaç halkası bulgularına da bakmış. Söz konusu bulgular; önemli ölçüde incelmiş ağaç halkalarına dayalı şekilde, MS 1109’ün sıradışı biçimde soğuk bir yıl olduğunu akla getiriyor (Kuzey Yarımküre’de yaklaşık 1 Celsius derece daha soğuk).

Diğer tarihsel belgeler, özellikle de MS 1109-1111 yıllarındaki iklimsel ve sosyal etkilerin kayıtları; 1108’de meydana gelen bir patlamanın (veya o yıl başlayan bir dizi patlamanın), etki altındaki topluluklar üzerinde felaketvarî etkilere yol açmış olabileceği hipotezini doğruluyor.

“Bu yıllarda kötü hava koşulları, mahsul kıtlığı ve açlıklardan bahsedilen çok sayıda tanıklık” bulunduğunu keşfeden araştırmacılar, “bir araya getirilen bulguların; 1109’da başlayan geçim zorluklarının, Batı Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde kıtlığı derinleştirdiğini” belirtiyor.

Elbette uzun zaman önce meydana gelen bu sıkıntılar, herhangi bir patlama olayının kanıtı olarak görülemez. Fakat araştırmacılar, hep birlikte değerlendirildiği zaman bütün kanıtların; 1108’den 1110’e kadar devam eden ve insanlık üzerinde korkunç sonuçlar meydana getiren, ‘unutulmuş’ bir volkanik patlama dizisini akla getirdiğini söylüyor. Bunları daha yeni öğreniyoruz.

Bulgular, Scientific Reports bülteninde sunuldu.

 

 

 

 

Yazar: Peter Dockrill/ScienceAlert. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here