Büyük Bir Gök Taşı, 12.800 Yıl Önce Dünya’ya Çarpmış Olabilir

FRANCIS THACKERAY

Yaklaşık 13.000 yıl kadar önce iklim, dünyanın pek çok bölgesinde kısa bir süreliğine soğumuştu; özellikle de kuzey yarımkürede. Bunu ise, Grönland’dan çıkarılan buz çekirdeklerinde ve dünya çapındaki okyanuslarda elde edilen bulgulardan biliyoruz.

Çeşitli bitkilerden gelen polen tanecikleri de bu soğuk dönem hakkında bize bir şeyler söyleyebiliyor. Tarih öncesi iklimler üzerinde çalışanlar, son Buzul Çağı’ndan sonra meydana gelen ısınma gidişatının kesildiği bu döneme Genç Dryas adını veriyorlar. Bu terim ismini, bir kır çiçeği olan Dryas octopetala‘dan alıyor.

Soğuk koşullara dayanabilen bu çiçek, 12.800 yıl önce Avrupa’nın bazı bölgelerinde yaygınmış. Yaklaşık bu zamanlarda, bir miktar hayvanın da soyu tükenmiş. Bunlar arasında Avrupa’daki mamutlar, Kuzey Amerika’daki büyük bizon ve Güney Amerika’daki dev tembel hayvanlar da yer alıyormuş.

Bu soğuma olayının sebebi fazlaca tartışılmış. Örneğin, ihtimallerden birine göre; bu olay, okyanussal akıntı sistemlerinde meydana gelen değişimlerle ilişkili. Richard Firestone ve diğer Amerikalı bilim insanları, 2007 yılında yeni bir hipotez ortaya atmışlar. Söylediklerine göre sebep, bir asteroid veya kuyruklu yıldız gibi evrensel bir çarpışmaymış.

Bu çarpışma, havaya çok miktarda toz çıkarmış ve bu tozlar da, Dünya’nın atmosferinden geçen güneş ışığı miktarını azaltmış olabilir. Bu durum, bitkilerin büyümesini ve besin zincirindeki hayvanları etkilemiş olabilir.

Yeni yayınlanan araştırma ise, bu Genç Dryas Çarpışma Hipotezi’ne yeni bir ışık tutuyor. Araştırmacılar, platin elementinin bu konuda neler söyleyebileceğine odaklanmışlar.

Platin, resmi nasıl tamamlıyor?

Platin elementinin, gök taşlarında yoğunlaştığı biliniyor. Bu yüzden, bir seferde bir yerde fazla miktarda bulunduğu zaman; bu durum, kozmik bir çarpışmanın işareti olabiliyor. Grönland’daki bir buz çekirdeğinin yanısıra; Avrupa, Batı Asya, Kuzey Amerika ve hatta Güney Amerika’daki Patagonya gibi birbirine uzak yerlerde çok miktarda platin bulunmuş. Platin miktarında görülen bu ani yükselişlerin tamamı, tarih bakımından aynı zaman dönemine ait.

Şimdiye kadar, Afrika’da böyle bir bulguya rastlanmamış. Fakat bazı araştırmacılar, Güney Afrika’da yer alan Limpopo şehrinde, tartışmalı Genç Dryas Çarpışma Hipotezi’ni kısmen destekleyen kanıtların olduğuna inanıyorlar.

Bu yeni bilgi, Wonderkrater‘da elde edilmiş. Burası, Pretoria şehrinin kuzeyindeki küçük bir kasabanın dışarısında yer alan bir pınarda, torf tortularına sahip arkeolojik bir bölge. Araştırmacılar bu torf örneklerinden birinde yüksek miktarda platinyum olduğunu saptamış. Bu platimyum ise, 12.800 yıl önce Dünya’da bir yere çarpan gök taşıyla ilişkili tozlar ile en azından muhtemelen bağlantılı olabilir.

Wonderkrater’da görülen bu yüksek platinyum miktarı, bu elementin bitişik seviyelerde neredeyse sürekli şekilde düşük yoğunluklarda (sıfıra yakın) bulunmasına karşı belirgin bir zıtlık teşkil ediyor. Bu yüksek seviyenin ardından, polen tanecikleri de sıcaklıkta meydana gelen bir düşüşe işaret ediyor. Bu keşifler, Genç Dryas Çarpışma Hipotezi ile tamamen tutarlı.

Wonderkrater, Afrika’da Genç Dryas’a ait platin yoğunluğunun keşfedildiği ilk bölge. Burası; kuzey yarımküredeki 28 bölgede bulunan platin anormalliklerine ilaven, Şili’nin kuzeyinde elde edilen bulguları da tamamlıyor.

Şimdiyse, ciddiye alınması gereken bir soru soruyoruz: çok büyük bir gök taşının çarpmasıyla ilişkilendirilen ve platin bakımından zengin tozlar, bir dereceye kadar büyük bir iklim değişimine ve yok oluşlara katkıda bulunmuş olabilir mi?

Grönland’da bir gök taşı krateri

Çok yakın zaman önce Grönland’ın kuzeyinde, Hiawata buzulunun altında, 31 km çapında büyük bir gök taşı krateri tespit edildi. Kraterin Genç Dryas zamanına ait olup olmadığı belli değil; fakat kraterin kenarı taze ve 12.800 yıldan eski olan buzlar kayıp.

Bu kraterin, Genç Dryas döneminde küresel sonuçlarla beraber Dünya’ya çarpan hipotez gök taşıyla ilişkili olması muhtemel (fakat henüz kesin bir şey yok).

Bir gök taşı darbesinin etkileri, dünyadaki pek çok bölgede gerçekleşen yok oluşlara katkıda bulunmuş olabilir. Kuzey Amerika’daki yüksek platin miktarlarının, yaklaşık 12.800 yıl önce nesilleri büyük ölçekte tükenen hayvanlarla yakın şekilde örtüştüğüne şüphe yok.

Afrika’daki Yok Oluşlar

Güney Afrika bağlamında, bazı araştırmacılar; platinyum bakımından zengin olan kozmik tozların ve bunlarla ilişkili çevresel etkilerin, ot ile beslenen büyük hayvanların yok olmasına katkıda bulunmuş olabileceğini öne sürüyorlar. Bunlar, önemli kazıların yapıldığı Güney Afrika’nın güney burnundaki Cango Mağaraları yakınında yer alan Boomplaas gibi yerlerde belgelenmiş.

Bu Afrika alt kıtasında en az üç tür yok olmuş. Bu hayvanların içinde dev bir bufalo (Syncerus antiquus), büyük bir zebra (Equus capensis) ve iri bir Afrika antilobu (Megalotragus priscus) bulunuyor. Bu canlıların her biri, çağdaş benzerlerine kıyasla yaklaşık 500 kg daha ağırmış.

Bu yok oluşların birden fazla sebebi olabilir. İnsanların avlanması, bu konuda bir etken olmuş olabilir. Ayrıca büyük bufalo, zebra ve Afrika antilobu; yaklaşık 18.000 yıl önce en soğuk döneminde olan son Buzul Çağı’nın sonlarında, halihazırda doğal yaşam alanlarında meydana gelen değişimler sebebiyle de etkilenmiş olabilirler.

Peki ya insan nüfusları? Kozmik bir darbe; ani iklim değişikliğiyle ilişkilendirilen çevredeki yerel değişimlerin ve kullanılabilir besin kaynaklarının bir sonucu olarak, dolaylı şekilde insanları etkilemiş olmalı. Taştan yapılmış aletler, geçmişte yaşamış insanların kültürel kimlikleriyle bağlantılı. Yaklaşık 12.800 yıl önce, en azından Güney Afrika’nın bazı bölümlerinde; örneğin Boomplaas Mağarası’nda bulunan taş aletlerin temsil ettiği “Robberg” teknolojisinde meydana gelen görünür bir sonlanmanın kanıtları var.

Kuzey Amerika’daki arkeolojik bölgeler, tesadüfî şekilde; Clovis adı verilen bir taş alet teknolojisinin ani biçimde sonlandığını gösteriyor.

Fakat bu kültürel değişimlerin, ortak bir sebep sonuç etmeniyle ilişkili olup olmadığını söylemek için henüz çok erken.

Gerçeklik teyidi

Genç Dryas Çarpma Hipotezi ve onu destekleyen bulgular, kayalık bir nesne dünyaya çarptığı zaman ne kadar fazla şeyin değişebildiğini gösteren bir hatırlatıcı konumunda. Mars ile Jüpiter arasında pek çok asteroid bulunuyor ve bunlardan bazıları, arada sırada gezegenimize çok yaklaşıyor.

Büyük bir asteroidin dünyaya çarpma ihtimali düşük gibi görünüyor olabilir. Fakat imkansız değil.

Apophis 99942’yi ele alalım. Kendisi, muhtemelen tehlikeli olan asteroid şeklinde sınıflandırılmış. 340 metre genişliğinde olan bu gök cismi, 13 Nisan 2029’da Dünya’ya son derece fazla miktarda yaklaşacak (Astronomik Birim yönünden, bizimle güneş arasındaki uzaklık kadar).

On yıllık bir süre içerisinde bize çarpma ihtimali sadece 100.000’de bir. Fakat bir çarpışma ihtimali, uzak gelecekteki bir zamanda çok daha yüksek olabilir.

Dahası; Taurids Gök Taşı Kompleksi’yle ilişkili olan kuyruklu yıldızlar, yüzyıllık aralıklarla dünyanın nispeten yakınından geçiyorlar. Bu yüzden; büyük bir asteroid veya kuyruklu yıldız, öngörülebilir bir gelecekte dünyaya düşebilir.

Genç Dryas Çarpma Hipotezi, büyük oranda tartışmalı. Ancak eldeki bulgular; büyük bir gök taşının, 12.800 yıl kadar yakın zaman önce, geniş çaplı sonuçlarla beraber dünyaya çarpmış olmasının olanak dışı olmadığını akla getiriyor.

 

 

 

 

The Conversation

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

1 Yorum

  1. oktay dedi ki:

    Göbeklitepe de bulunan kalıntılarda üzerinde kuyrukluyıldıza benzer figürler bulunmuş ve 12bin yıl önce dünyaya çarptığı düşünülüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir