COVID-19, Sonunda Sadece Mevsimsel Bir Hastalığa Dönüşebilir

0
38
Fotoğraf: PeopleImages/iStock

COVID-19’dan sorumlu yeni koronavirüs, önümüzdeki on yıl içerisinde nezle benzeri öksürük ve burun akıntısından daha fazlasına sebep olmayabilir. Bu olası gelecek senaryosu, vücudun bağışıklık sisteminin zamanla nasıl değiştiğine ilişkin mevcut salgından çıkarılan derslerin bir araya getirildiği matematiksel modeller ile tahmin edilmiş. Viruses bülteninde yayımlanan araştırmayı, Utah Üniversitesi’nde çalışan bilim insanları yürütmüş.

Matematik ve biyolojik bilimler profesörü Fred Adler, “Bulgular, henüz tam anlamıyla ele alınmamış olası bir geleceğe işaret ediyor” diyor. “Popülasyonlar önümüzdeki on yıl içinde toplu şekilde bağışıklık geliştirdikçe, COVID-19’un da şiddeti azalabilir.”

Bulgular hastalıkta meydana gelen değişimlere, virüsün kendisinde oluşan değişimlerden ziyade bağışıklık tepkimizde gerçekleşen adaptasyonların yön verebileceğini akla getiriyor.

SARS-CoV-2 (COVID-19’a sebep olan ve bazen ölümcül olan koronavirüs), insan popülasyonunda dolaşan (ve çok daha zararsız olan) diğer mevsimsel koronavirüslerin de yer aldığı bu virüs ailesinin en iyi bilinen üyesi konumunda. Bazı bulgular, nezleye sebep olan bu akraba virüslerin bir zamanlar şiddetli etki sergilemiş ve 19’ncu yüzyılın sonlarında “Rus gribi” salgınına yol açmış olabileceğini gösteriyor. İki salgın arasında görülen bu paralellikler, SARS-CoV-2’nin etki şiddetinin de zamanla benzer biçimde azalıp azalmayacağının merak edilmesine yol açmış.

Araştırmacılar bu görüşü sınamak üzere, vücudun SARS-CoV-2’ye verdiği bağışıklık yanıtına yönelik mevcut salgından elde edilen ve aşağıdaki verilere dayanan bulguların dahil edildiği matematiksel modeller oluşturmuşlar:

  • Virüse maruz kalmak ile hastalık şiddeti arasında muhtemel bir doz tepkisi var.
    • Virüse ufak dozda maruz kalan birinin hafif COVID-19 geçirmesi ve ufak miktarda virüs yayması daha muhtemel.
    • Bunun aksine yüksek dozda virüse maruz kalan yetişkinler, muhtemelen daha ağır hastalık geçiriyor ve daha fazla virüs yayıyor.
    • Maske ve sosyal mesafe, virüs dozunu azaltıyor.
  • Çocukların ağır hastalık geçirme ihtimali düşük.
  • COVID-19 geçiren veya aşılanan yetişkinler, ağır hastalığa karşı korunuyor.

Bu senaryoların birçok çeşidini canlandıran araştırmacılar, üç mekanizmanın birleşmesiyle birlikte, nüfusun artan bir bölümünün uzun vadede hafif hastalığa meyilli hale geleceği bir durumun oluşacağını göstermişler. Bilim insanları, söz konusu dönüşümün yeni bir terim gerektirecek kadar önemli olduğunu düşünüyor. Bu senaryoda SARS-CoV-2, “Bir Başka Mevsimsel Koronavirüs” veya kısaca BBMK (JASC) haline gelebilir.

Adler şöyle açıklıyor: “Salgının başlangıcında, daha önce kimse bu virüsü görmemişti. Bağışıklık sistemimiz hazırlıklı değildi.” Araştırmacıların modelleri, önümüzdeki on yıl içinde (enfeksiyon ya da aşılanma yoluyla) kısmen bağışıklık kazanan yetişkinlerin sayısı arttıkça, ağır enfeksiyonların da neredeyse tamamen ortadan kalkacağını gösteriyor. Nihayetinde, virüse ilk defa maruz kalanlar sadece çocuklar olacak. Çocuklar ise ağır hastalığa karşı doğal olarak daha düşük yatkınlık sergiliyor.

“Burada kullanılan yeni yaklaşım, hafif ve ağır COVID-19 enfeksiyonları arasında meydana gelen rekabetin belirlenmesi ve hangisinin uzun vadede kalıcı hale geleceğinin sorulması” diyor Beams. “Bağışıklık sistemlerimizi ağır enfeksiyonlara karşı savaşmak üzere eğittiğimiz müddetçe, hafif enfeksiyonların galip geleceğini gösterdik.”

Modellerde, hastalığın gidişatındaki tüm muhtemel etkiler hesaba katılmıyor. Örneğin yeni virüs varyantları kısmi bağışıklığı aşarsa, COVID-19 vakaları yeniden kötüye gidebilir. Buna ek olarak araştırmacıların yaptığı tahminlerde, modelin kilit varsayımlarının geçerli olmasına bel bağlanıyor.

“Bir sonraki adımımız, modelimizdeki tahminleri en güncel hastalık verileriyle karşılaştırarak salgının hangi yöne gittiğini değerlendirmek olacak” diyor Adler. “İşler görünürde iyiye mi yoksa kötüye mi gidiyor? Hafif vakaların oranı artıyor mu? Bunların bilinmesi, toplum olarak vereceğimiz kararları etkileyebilir.”

 

 

 

 

Kaynak: Utah Üniversitesi Sağlık Fakültesi. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here