Dünyanın Sonunu Konu Alan Filmleri Sevenler, Salgınlara Karşı Daha Donanımlı

0
1365
Denis-Art/iStock

Salgın filmleri sizi bir krizin içerisine daldırmakla kalmıyor, aynı zamanda sizi bir salgına da hazırlıyor olabilir.

Yapılan yeni araştırma, dünyanın sonunu konu alan (post apokaliptik) filmlerin, mevcut koronavirüs salgınında bu türün hayranlarına fiili ve zihinsel bir avantaj sağlayabileceğini öne sürüyor. Chicago Üniversitesi’nde ölümcül olaylara merak üzerine uzmanlaşmış bir psikolog olan Coltan Scrivner, The Guardian gazetesine şöyle söylüyor: “Eğer film iyiyse, sizi içine çeker ve siz de filmdeki karakterlerin bakış açısından bakarsınız. Bu yüzden, o senaryoları istemsizce tekrarlarsınız”

“İnsanların vekaleten öğrendiklerini düşünüyoruz. Galiba, tuvalet kağıdı hariç; ne satın alacaklarını gayet iyi biliyorlar.”

Henüz yayınlanmayan ve denetimden geçmeyen çalışmanın yazarları, kitap ve filmlerin “doğal seçilimden gelen birer hediye” olduklarını; çünkü bunların, kurgu aracılığıyla gerçek dünya şartlarında yolumuzu bulmamıza yardımcı olduğunu söylüyor.

Dünya yakın zaman içinde uzaylılar veya zombiler tarafından işgal edilmeyecek olsa da; bu hayali anlatımlar, rahat ve güvenli bir şekilde otururken tehlikeli sosyal karışıklıkları zihnimizde canlandırma fırsatı sunuyor.

Peki bu durum sahiden gerçek dünya koşullarında karşılık buluyor mu? Araştırmacılar bu sorunun cevabını bulmak için, 310 gönüllüye tercih ettikleri filmleri, salgına girerken kendilerini ne kadar hazır hissettiklerini ve o zamandan beri herhangi bir seviyede kaygı, bunalım, asabilik veya uykusuzluk yaşayıp yaşamadıklarını sormuşlar.

Araştırmacıların hedefi, bir şekilde mevcut krizle alakalı olan korku veya salgın filmlerinin, izleyenleri krize daha iyi hazırlayıp hazırlamadığını test etmekmiş. Sonuçların ortaya çıkardığına göre, bir nevi hazırlamışlar.

Yazarlar şu karara varıyor: “Korku filmleri hayranlarının, salgın sırasında daha fazla esneklik sergilediğini ve ‘hazırlık’ türü filmleri (uzaylı istilası, dünyanın sonu ve zombi filmleri) sevenlerin ise hem daha fazla esneklik sergilediğini, hem de daha hazırlıklı olduğunu bulduk.”

Gerçek salgın gelip çattığında, ölümcül olaylara meraklı olanlar Salgın gibi filmlere yönelmişler. Ayrıca, bu kriz esnasında daha büyük bir esneklik göstermişler.

Psikologlar yaş, cinsiyet, filmlere yönelik ilgi ve nevrotiklik ile dürüstlük gibi diğer kişilik özellikleri bakımından ayarlama yaptıkları zaman bile; bu korkutucu ve hayali olayların, bazılarımızın bu tür olaylarla daha iyi başa çıkmasına yardım ettiğini gösteren bulgulara ulaşmışlar.

Hazırlık filmlerinin kurgusal dünyasına dalarak, ister bilerek, ister bilmeyerek; insanların bir salgın karşısında nasıl davrandığına dair bilgi kazanıyoruz. Ayrıca bazı psikologlar, bu bilgilerin gerçek dünyada kıymetli olabileceğini düşünüyor.

Örneğin bu yapıtlar; kaosun ortasında ne tür sosyal çatışmaların meydana çıkabileceğini, hangi kuruluşlara gerçekten güvenebileceğimizi ve eğer insanlar bencil ya da işbirlikçi şekilde davranırlarsa dünyanın nasıl görünebileceğini söyleyebilir. Bunlar, ortalama bir insanın genelde kendi istemiyle düşünmediği türden şeyler.

COVID-19 salgınının ilk haftalarında, Salgın filmini izleyen insanların sayısında dev bir artış olmuş. Bu on yıllık film, bir kaçış biçimi olmak şöyle dursun; virüs salgını yaşandığında neler olabileceğini gerçekçi şekilde tarif ediyor. Bu yüzden bizi böyle filmleri izlemeye iten şey, ölümcül olaylara duyulan merak olabilir.

“Ölümcül olaylara merak duyan bireyler, tehlikeli olgular hakkında bilgi toplamaya yönelik daha büyük bir eğilim sergileyerek; gerçek hayattaki tehlikeli durumlarda faydalı olabilecek bilgi ve başa çıkma stratejisi açısından daha geniş bir repertuar biriktiriyor olabilir” diye yazıyor yeni çalışmanın yazarları.

Yine de, yeterince bilmeden sonuca varıyor olabiliriz. Çalışmada ölümcül olaylara duyulan meraka odaklanılsa da, Salgın gibi filmleri böyle bir zamanda izlemek, bir heyecan arama davranışı da olabilir. Bu davranış, korku medyasından daha fazla heyecan ve keyif elde etme isteğiyle ilişkili.

Çalışmada korku filmleri sevmek, daha esnek ve hazırlıklı olmakla ilişkilendirilmemiş. Fakat korku hayranlığı, psikolojik huzursuzluğun azalmasıyla bağlantılanmış.

Diğer taraftan ise hazırlık türünün hayranları salgına daha hazırlıklıymış ve salgın sırasında hayatlarında daha düşük seviyede olumsuz aksama yaşamışlar.

Fakat ölümcül biçimde meraklı olmayanlar arasında, psikolojik esneklik bakımından karışık sonuçlar çıkmış. Yazarlara göre bu durumun sebebi, birçok salgın filminin aslında insanları korkutma amacı taşımaması; daha ziyade merak uyandırma ve salgına “özünde ilginç bir olgu” şeklinde yaklaşma amacı taşıması.

Bu yüzden hazırlık filmlerinin hayranları daha hazırlıklı gibi görünse de, aynı zamanda çok daha ihtiyatlı veya korkmuş olabilirler. Üstelik bu durum, uzun vadede zihinsel yan etkiler meydana getirebilir.

“Bizim bulgularımız; kurgunun, hem belirli senaryoların (salgın filmleri) hem de genel olarak korkulu senaryoların (korku filmleri) faydalı bir canlandırması olabileceği görüşüne destek sağlıyor” diye sonuçlandırıyor araştırmacılar.

“Bu canlandırmalar yoluyla elde edilen deneyim, bir hazırlık biçimi şeklinde ve hem belirli durumlarla alakalı belirli becerilerin, hem de duygu düzenlemeyle ilişkili daha genel becerilerin uygulanması şeklinde kullanılabilir.”

Umarız ki haklıdırlar.

Henüz yayımlanmamış makaleye, PsyArXiv sitesinden ulaşılabilir.

 

 

 

 

Yazar: Carly Cassella/ScienceAlert. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here