Hamamböcekleri, Kıtalar Bölündüğü Zaman Oradaydılar ve Muhtemelen Hepimizden Uzun Yaşayacaklar

Düşündüğümüzden daha eskiler.

Yok edilemez olmalarıyla meşhur hamamböceklerinin genleri üzerinde yapılan yeni bir çalışma, bu canlıların son olarak Triyasik Dönem sırasında yaşayan ortak bir atalarının olduğunu gösteriyor. Bu durum, bir süperkıtanın parçalanmasıyla birlikte dünya üzerinde hakimiyet kurmaya başladıklarını söyleyen hipotezi destekliyor.

Bu hayvanlar saygıyı hak ediyorlar. Görünüşe göre o kadar uzun süre yaşamışlar ki, neredeyse hiç uğraşmadan dünyaya yayılmışlar; yerlerinde oturmuşlar ve bütün işi kayan kıtalar yapmış.

Eğer sadece fosil kayıtlarından gidecek olursak, günümüzdeki hamamböceklerinin atalarının son 125 ila 140 milyon yıl önce gezegen yüzeyinden tüydüğünü gösteren kesin kanıtlara ulaşırız.

Hamamböceği benzeri bu hayvanların yaklaşık 300 milyon yıl önceye kadar gittiğini gösteren bir sürü bulgu var ancak bunların hiçbirinde bu hayvanların cinsel organları görünmüyor; bu yüzden araştırmacılar, Blattodea takımını sahte şeylerden ayırmakta kullanılan anahtar özelliklerin birinden mahrum kalıyorlardı.

Hal böyle olunca, çağdaş hamamböceklerinin son ortak atasını tam olarak nerede bulabileceğimiz konusu, ateşli şekilde tartışılıyordu.

Şimdiyse bir araştırmacı takımı, yaşayan 119 hamamböceği türünü temsil eden örneklerden alınan numuneleri kullanarak, günümüzdeki popülasyonların ne kadar uzun süredir evrimleşiyor olduğunu tahmin etti.

Şu an Japonya’daki Okinawa Bilim ve Teknoloji Enstitüsünde olan baş yazar Thomas Bourguignon şöyle söylüyor: “Bizim sonuçlarımız, hâlâ var olan hamamböceği familyalarının yaklaşık 180 milyon yıla kadar çıkan dönemler boyunca evrimleşmiş olduklarını gösteriyor.”

Araştırmacılar bu rakamlara dayalı olarak, günümüzdeki bütün hamamböceklerinin (4.500’den fazla tür) büyük ihtimalle, yaklaşık 235 milyon yıl önceki ortak bir atayı paylaştıklarını tahmin etmeyi başardılar.

Bu çalışma sadece hamamböceği evrimi konusunda ilginç bilgiler sağlamıyor. Bourguignon ve takımı bunu, tarihteki en tembel göç şekli olabilecek küresel bir yayılma şeklinin kanıtı olarak değerlendiriyorlar; bu göç, ‘otur ve kıtaların uzaklaşmasını bekle’ türünden bir olay.

Dünya o zamanlar çok farklı bir yerdi. Günler daha kısaydı, iklim daha sıcaktı ve kıtaların hepsi, Pangea adı verilen büyük bir kara parçasında birbirine yapışmış durumdaydı.

Yaklaşık 175 milyon yıl önce, süperkıta boyutundaki bu kütle parçalanarak daha küçük bölümler haline geldi ve sonunda bugün alışık olduğumuz kıtasal levhaları oluşturdu.

“Bizce elde ettiğimiz sonuçlar, hamamböceklerinin küresel dağılımlarını belirlemede kıtasal kaymanın önemli bir rol oynadığına işaret ediyor” diyor Bourguignon.

“Küresel ölçekteki fosil kayıtları da bizim hipotezimizle uyuşuyor.”

Hamamböceklerinin hava ve deniz konusunda pek uzman olmadıkları düşünüldüğünde, bu durum kulağa gayet mantıklı geliyor.

Fosil bulguları, bu hayvanların halihazırda karasal kütlenin büyük bölümünü işgal ettiklerini ileri sürüyor. Bu yüzden hamamböcekleri on milyonlarca yıldır yerlerinden kalkmamışlar, dinozorların yok oluşlarını görmüşler, tıpkı bizim türümüzün de yok oluşunu görecekleri gibi.

Pekala, o halde kabul etmeliyiz ki bu canlıların hepsi zararlı haşaratlar değiller. Birkaç düzinenin yaptıklarından binlerce türü sorumlu tutmak, muhtemelen pek adil değil.

Ayrıca o kadar da tembel olduklarını söyleyemeyiz. Araştırmacılar, Avustralya’nın yakınında ve Hint-Malezya bölgesinde okyanusötesi bazı dağılımları gösteren kanıtlar bulduklarını söylüyorlar.

Sahiden, besin için onların sütünü sağacağımız, felaketten kurtulan türdeşlerimizi bulmak için onları mikrofonla donatacağımız veya tamamen eğlence için zihinlerini kontrol edeceğimiz distopik bir dünyada, bu küçük hayvanların bu kadar mükemmel şekilde adaptasyon geçirip aramızdan ayrılmadıkları için minnettar olmalıyız.

O halde ayran bardaklarımızı, birkaç yüz milyon yıllık bir başka hamamböceği saadetine kaldıralım. Umarız hâlâ buralarda oluruz da bunu görürüz.

Bu araştırma, Molecular Biology and Evolution bülteninde yayınlandı.

 

 

 

 

ScienceAlert

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir