İnsanlar Dünya Üzerindeki Yaşamın Sadece %0.01’ini Oluşturuyor Fakat Buna Rağmen Geri Kalanı Yok Ediyorlar

MÖ 298.000 yılından beri her şeyi mahvediyoruz.

İnsanlık, Dünya üzerindeki neredeyse tüm diğer canlıların kütlesiyle karşılaştırıldığında, acınacak derecede hafif kalıyor. Vücutlarımız (ve kafamızın çalışma miktarı) küçük olabilir fakat mahvedici ayakizimiz böyle değil.

Gezegen üzerindeki bütün canlı biyokütlenin ağırlık miktarına dair şimdiye dek yapılmış olan en kapsamlı çalışmada, insanların Dünya üzerindeki yaşamın sadece yüzde 0.01 civarını kapladığı keşfedildi. Etrafımızda yer alan çok sayıda canlıyla karşılaştırılınca fiziksel bakımdan önemsiz olsak da, tarih şüphesiz ki bizim hâkimiyetimizi gösteriyor.

İsrail’deki Weizmann Bilim Enstitüsünde çalışan biyolog Ron Milo, The Guardian gazetesine şöyle söylüyor: “Umarım bu durum insanlara, kendilerinin şu an Dünya üzerinde oynamakta olduğu çok baskın role dair bir bakış açısı sağlar”

“Dünya üzerindeki orantısız yerimiz, kesinlikle çarpıcı.”

Milo ve beraber çalıştığı araştırmacılar, yaşamın bütün alemlerinin kütlesine dair en güncel ve en kapsamlı tahmini sağlamak amacıyla, gezegenin biyokütlesi konusunda mevcut bilimsel yazını üç yıl boyunca taramışlar.

Takımın karbon içeriği bakımından yaptığı sayım, gezegenin toplam biyokütlesinin yaklaşık 550 gigaton karbona (Gt C) eşit olduğunu ileri sürüyor. (Karbon içeriği; farklı tür hayvanların, bitkilerin ve diğer yaşam biçimlerinin sahip olduğu, değişen miktarlardaki su kütlelerini hesaba katmamız gerekmediği anlamına geliyor.)

Bunun yaklaşık 450 Gt C’sini veya toplam biyokütlenin yüzde 80’ini bitkiler oluşturuyor. Bitkiler, gezegen üzerinde yaşayan diğer her şeyden çok daha ağır geliyor. Bakteriler ise yaklaşık 70 Gt C ile (yüzde 15) ikinci sırada geliyor.

Üçüncü sırada mantarlar var; yaklaşık 12 Gt C ile, gezegen üzerindeki bütün hayvanlar aleminden yaklaşık altı kat daha fazlalar. Mantarlardan sonra arkeler (7 Gt C) ve protistler geliyor (4 Gt C).

Aslında hayvanlar sadece 2 Gt C tutuyor ve insanlar, bu miktarın inanılmaz derecede ufak bir kısmını oluşturuyorlar. Hal böyleyken insanlar, hayvanların bütün tabiatını geri alınamaz bir şekilde değiştiriyorlar.

İnsanların biyolojik kütlesi sadece 0.06 Gt C civarıyken, sadece 0.007 Gt C olan vahşi memelilerden neredeyse 10 kat daha fazlayız.

Ancak farklı bir memeli türü var ve o da (sadece insanların ihtiyaçlarına hizmet ederek) hayvanlar aleminin geri kalanında egemen hale gelmiş; bunlar, çiftlik hayvanları.

Çoğunlukla sığır ve domuzların oluşturduğu çiftlik hayvanları, Dünya üzerindeki bütün memelilerin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyorlar (0.1 Gt C).

Kuşların yaşamına geldiğimizde de aynı görüntü ortaya çıkıyor; evcil kümes hayvanlarının biyokütlesi, vahşi kuşlarınkinden yaklaşık üç kat daha büyük.

Milo, The Guardian‘a şöyle söylüyor: “Kızlarımla yap boz oynadığım zaman, genelde bir gergedanın yanında bir züfara oluyor ve onun yanında da bir fil oluyor”

“Ancak onlara daha gerçekçi bir dünya bilinci vermeye çalışsaydım, bir ineğin yanında bir inek, onun yanında bir inek, onun yanında bir inek ve onun yanında da bir tavuk olurdu.”

Elbette, durum eskiden böyle değildi.

Çiftlik hayvanlarının evcilleştirilmesinden ve tarımın icadından (ve hemen ardından Sanayi Devriminden) önce, doğal manzara çok farklı görünüyor olmalıydı.

Araştırmacılar, hayvanların insanlardan önceki biyolojik kütlesini tam olarak tahmin etmenin zor olduğunu itiraf ediyorlar. Ancak yaptıkları analiz, insan medeniyetinin, vahşi memelilerin biyokütlesini yüzde 85 kadar fazla miktarda ortadan kaldırdığını ve bitkilerin biyokütlesini yarı yarıya yok ettiğini öne sürüyor.

Dikkatsizlikten kaynaklanan bu katliam, biyosferin geneli üzerinde devasa bir etkiye sahip; bilim insanlarının söylediğine göre bu yüzden, geçmişte neredeyse örneğine rastlanmamış bir kitlesel yok oluş olayının ortasında bulunuyoruz.

Yaptıklarımız tamamen ayıplanacak şeyler. Fakat aynı zamanda bunlar, dünyadaki canlıların sadece yüzde 0.0001’ini oluşturan narin bir iki ayaklılar türü için, korkutucu derecede büyük bir uğraşı teşkil ediyor.

Çalışmada yer almayan ve Harvard Üniversitesinde evrimsel biyolog olan James Hanken, AP‘ye şöyle söylüyor: “Mantarların biyokütlesinin, bütün hayvanların biyokütlesini aşması, bize bir nevi haddimizi bildiriyor.”

Keşke gerçekten böyle olsaydı.

Bulgular, Proceedings of the National Academy of Sciences bülteninde sunuldu.

 

 

 

 

ScienceAlert

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir