İnsanlar, Gezegenin Neredeyse Tamamını Değiştirdi; Geriye Kalan Yerleri Kurtarmamız Lazım

Doğal alanlar, hızlı bir şekilde yok oluyor.

Bu hafta gazeteler, doğal kaynakları koruma hakkındaki manşetler sebebiyle zor zamanlar geçirdi (Yaşayan Gezegen raporunu gördünüz mü?). Şimdiyse uluslararası araştırmacıların oluşturduğu bir takımın yaptığı açıklama, meseleye yeni bir boyut kazandırıyor. Nature bülteninde yayınlanan makalede, takımın 2016 ile 2017 yıllarında gerçekleştirdiği ve gezegenin el sürülmemiş bölgelerinin; yani geriye kalan son doğal alanlarının incelendiği iki çalışmanın sonuçları tetkik ediliyor. Her ne kadar vahim sorunlarla karşı karşıya olsak da, iyi haberlere göre bu sorunları çözme şansımız hâlâ var.

Yeni tezin yazarlarının elde ettiği bulgular, korkunç bir tablo çiziyor: Dünya’daki kara parçalarının yüzde 77’si ve okyanusların da yüzde 87’si, insanların faaliyetleri yüzünden bir şekilde değişime uğradı. Araştırmacılar şöyle yazıyor: “Okyanuslarda; endüstriyel balıkçılığın, kirlenmenin ve nakliyenin olmadığı bölgeler, neredeyse tamamen kutup bölgelerinde yer alıyor.” Karada ise uçsuz bucaksız alanlar, şehir inşasından yer altı kaynaklarının çıkarılmasına kadar, insanların kullanımına ayrılmış.

Çalışmanın baş yazarı olan ve Northern British Columbia Üniversitesi’nde çalışan Oscar Venter, “Yaban hayatının yaygın olduğuna ve insanlardan bir nevi uzakta olduğuna dair bir görüş var” diyor. Fakat araştırmacıların yaptığı çalışmalar, durumun böyle olmadığını göstermiş; insanlar, gezegenin büyük çoğunluğunu, doğal ekosistemleri bozma derecesine kadar etkiliyor.

Bu durum kulağa çok kötü gelebilir; üstelik bu durum, doğayı koruma açısından da büyük bir sorun teşkil ediyor. Fakat yazarlar, yaban hayatının devam ettiği yerleri belirleyerek, “son yaban hayatına” ve onu koruma gerekliliğine yönelik farkındalığı artırmayı umuyorlar. Nesli tehlike altında olan türler, sürdürülebilir gelişme ve iklim değişikliği gibi şeylerin hepsi, uluslararası antlaşmalarla düzenleniyor; yani ülkeler Paris Anlaşmaları gibi şeylere her zaman kulak asmasa veya üzerinde anlaştıkları hedefleri yerine getirmese bile, birileri bunlarla ilgileniyor. Fakat Venter, yaban hayatı konusunda buna benzer uluslararası bir denetimin bulunmadığını söylüyor.

Tezin yazarları, okyanusun geriye kalan yüzde 13’ünün ve karasal alanların geriye kalan yüzde 23’ünün, biyolojik çeşitliliğin geleceği bakımından çok önemli olan bazı şeyleri barındırdığını söylüyorlar. Şöyle yazıyorlar: “Yaban hayatı bölgeleri, artık, doğal seviyeye yakın zenginliğe sahip tür karışımlarına ev sahipliği yapan tek yer. Bu alanlar ayrıca, biyolojik çeşitliliği evrimsel zaman ölçekleri boyunca devam ettiren ekolojik süreçleri destekleyen tek yer. Bu itibarla, önemli birer genetik bilgi deposu konumundalar ve kara ile denizlerin gerileyen tabiatını yeniden eski haline döndürmeye yönelik gayretler konusunda dayanak bölgesi görevi görüyorlar.”

Üstelik, yerleri doldurulamaz nitelikteler. “Yaban hayatını yeniden oluşturamazsınız” diyor Venter. “Bunlar, binlerce yıldır evrimleşmekte olan ekosistemler.”

Çalışmada yer almayan ve Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) üyesi olan Stephen Woodley, doğal yaşamın son bölümlerini korumanın önemli olduğunu, fakat “bundan daha fazlasını yapmamız gerektiğini” söylüyor. Woodley, koruma önceliğine layık olan alanların ölçütlerini belirleyen IUCN’nin Kilit Biyoçeşitlilik Bölgeleri girişimini işaret ediyor. Doğal yaşamın son kısımları, bu ölçütlerden bir tanesine; bozulmamış bölgelere uyuyor. Elbette, kıymetli biyolojik çeşitlilik merkezlerinin ana hatlarını belirleyen başka ölçütler de var.

“Biz burada, yaban hayatı ile bu öbür değerleri yan yana getirmemiz gerektiğini söylüyoruz” diyor Venter. Çalışmanın yazarlarından biri olan James Allan, Queensland Üniversitesi’ndeki bir basın bülteninde şöyle söylüyor: “Ülkeleri, endüstriyi, toplumu veya toplulukları; doğayı uzun vadeli şekilde korumaktan alıkoyan hiçbir şey yok. Yaban hayatı konusunda derhal harekete geçip, cesur hedefler belirlemeliyiz.”

Tabii ki bu doğal yaşam alanları uluslararası öneme sahip olsalar da, içinde bulundukları ülkelerin siyasetine göre idare ediliyorlar. Venter, Kanada, Rusya ve Brezilya’nın, hâlâ pek çok doğal yaşam alanına sahip olan ülkelere örnek verilebileceğini söylüyor. Bu yüzden dünyanın, bu ülkelerin siyasetlerini takip etmesi önem taşıyor. Örneğin Brezilya, Amazon’un yüzde 70’inden fazlasına ev sahipliği yapıyor ve ülkenin yeni seçilen başkanı, yağmur ormanlarını korumayı sonlandırmak için çalışacağını söyledi.

“Siyaset, halkın isteklerine cevap veriyor” diyor Venter. Bu ülkelerdeki vatandaşların, yaban hayatı alanlarına değer vermek ve bunlara verilen dikkati artırmak üzere yapabilecekleri her şey önem taşıyor. “Kötü bir zamandayız, buna şüphe yok” diyor Woodley. “Yönetim bakımından kötü bir zaman.” Yine de, kendisini doğayı korumaya adamış olan on binlerce insan olduğunu ve son zamanlardaki kötü haberlerin, kamuoyundaki farkındalığı artırdığını söylüyor. “Birlikte iyi şeyler yapabiliriz diye düşünüyorum” diyor.

Bu yeni açıklama, gelecek ay Mısır’da gerçekleşecek olan Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Konferansı‘nın öncesinde yayınlandı; Venter, bunun kasıtlı olduğunu söylüyor. Yazarlar, doğayı koruma hedefleri konusunda bir sonraki turun değerlendirileceği bu görüşmelerde, yaban hayatı bölgelerinin önemini duyurmak istiyorlar.

 

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

Abonelikle İlgili Konular İçin abone@doganburda.com

Eksik Sayılar İçin okurhizmetleri@doganburda.com

Müşteri Hizmetleri (212) 478 0 300

Danışma Hattı (212) 410 32 00

 

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir