İnsanlar İklim Değişikliğini Evrim Yüzünden mi Durduramıyor?

0
Fotoğraf: Leonid Ikan/iStock

Maine Üniversitesi öncülüğünde yürütülen yeni bir çalışma, insan evriminin merkezinde bulunan özelliklerin, türümüzü iklim değişikliği gibi küresel çevre sorunlarını çözmekten alıkoyabileceğini söylüyor.

İnsanlar çevreye dönük kültürel adaptasyon yoluyla, binlerce yılda rafine olmuş doğal kaynakları kullanmak için geliştirdikleri araç ve sistemlerle gezegene egemen oldu. Maine Üniversitesinde çalışan evrimsel biyolog Tim Waring, çevreye yönelik bu kültürel adaptasyon sürecinin küresel çevre problemlerini çözme hedefini nasıl etkileyebileceğini öğrenmek istemiş. Bulduğu şey ise mantığa aykırı görünüyor.

Projede üç temel soru anlaşılmaya çalışılmış. Bu sorular; ‘İnsan evrimi çevresel kaynaklar bağlamında nasıl işledi?’, ‘İnsan evrimi birden çok küresel çevre krizine nasıl katkıda bulundu?’ ve ‘Küresel çevresel sınırlar, gelecekte insan evriminin sonuçlarını nasıl değiştirebilir?’ şeklinde belirtiliyor.

Waring’in araştırma takımı, bulgularını Philosophical Transactions of the Royal Society B bilim bülteninde yayımlanan yeni bir makalede özetliyor. Çalışmanın diğer yazarları arasında Maine Üniversitesinden mezun olan Zach Wood ve Macaristan’daki Eötvös Loránd Üniversitesinde çalışan Eörs Szathmary yer alıyor.

İnsanların yayılması

Çalışmada, insan topluluklarının çevreyi kullanma şeklinin evrimsel tarihimiz boyunca nasıl değiştiği irdelenmiş. Araştırma takımı, insan popülasyonlarının ekolojik nişindeki değişimleri incelemiş. Bu değişimler arasında kullandıkları doğal kaynaklar, bunların ne kadar yoğun kullanıldığı, bu kaynakların kullanılması için hangi sistem ve yöntemlerin ortaya çıktığı ve bu kullanımın çevreye etkileri gibi unsurlar bulunuyor.

Bilim insanlarının çalışması, bir dizi yaygın örüntü olduğunu ortaya çıkarmış. İnsan grupları son 100.000 yıldır ilerleyen bir şekilde daha fazla tipte, daha yoğun şekilde, daha büyük ölçeklerde ve çevreye daha büyük etki bırakacak biçimde kaynak kullanmış. Bu gruplar sonrasında ise sık sık yeni kaynakların bulunduğu yeni çevrelere yayılmış.

İnsanların bu küresel yayılışına, çevreye kültürel adaptasyon süreci olanak sağlamış. Bu durum, adaptif kültürel özelliklerin birikimine yol açmış; yani tarımsal uygulamalar, balıkçılık yöntemleri, sulama altyapısı, enerji teknolojisi ve bunların her birini yönetmeye dönük sosyal sistemler gibi çevresel kaynakları kullanma ve kontrol etmeye yardımcı olan sosyal sistemler ve teknolojilerin.

Maine Üniversitesi Senatör George J. Mitchell Sürdürülebilirlik Çözümleri Merkezi ve İktisat Fakültesinde çalışan yardımcı profesör Waring, “İnsan evrimine çoğunlukla, genetik evrimden daha hızlı ilerleyen kültürel değişim yön vermiş” diyor. “Bu yüksek adaptasyon hızı, insanların dünya çapındaki bütün yaşanılabilir topraklara yayılmalarını mümkün kılmış.”

Dahası bu süreç, pozitif bir geri besleme işlemi sayesinde hızlanıyor: Gruplar daha da büyüdükçe, adaptif kültürel özellikleri daha hızlı şekilde biriktiriyorlar ve bunun sonucunda daha fazla kaynak elde edilip daha hızlı büyüme sağlanıyor.

“Son 100.000 yıldır bu durum, türümüz için bir bütün olarak iyi haber niteliği taşımıştı” diyor Waring. “Fakat bu genişleme, büyük miktarlarda kullanılabilir kaynak ve alana bağlıydı.”

Günümüzde insanların kullanacak yeri de kalmadı. Biyosferin fiziksel sınırlarına ulaştık ve sunabileceği çoğu kaynakta hak iddia ettik. Genişleyişimiz de bize yetişti. Kültürel adaptasyonlarımız; özellikle de fosil yakıtların endüstriyel kullanımı, güvenliğimizi ve gelecekte kaynaklara erişimimizi tehlikeye atan tehlikeli küresel çevre sorunları meydana getirdi.

Küresel sınırlar

Araştırma takımı, söz konusu bulguların iklim değişimi gibi küresel sorunları çözme bakımından ne anlama geldiğini görmek için geçmişte sürdürülebilir insan sistemlerinin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığına bakmış. İlk olarak, sürdürülebilir sistemler yalnızca gruplar kaynaklarını sürdürmekte zorlandıktan veya bunu başaramadıktan sonra büyüme ve yayılma eğilimi gösteriyor. Örneğin endüstriyel sülfür ve nitrojen dioksit salınımları ABD’de 1990 yılında düzenleme kapsamına alınmıştı ama sadece asit yağmuruna sebep oldukları ve Kuzeydoğu’daki birçok su kütlesini asitlendirdiği gösterildikten sonra. Bu gecikmeli eyleme geçme durumu, biz günümüzde başka küresel sınırları tehdit ettikçe önemli bir sorun halini alıyor. İklim değişikliği konusunda ise insanların bir kazaya sebebiyet vermeden önce sorunu çözmesi gerekiyor.

İkinci olarak, araştırmacılar güçlü çevre koruma sistemlerinin mevcut topluluklar arasındaki değil, bunların içerisindeki sorunları ele almaya eğilim sergilediğini gösteren kanıtlara ulaşmışlar. Örneğin bölgesel su sistemlerinin yönetilmesi için bölgesel eşgüdüm, bölgesel altyapı ve teknoloji gerekiyor ve bunlar, bölgesel kültürel evrim üzerinden ortaya çıkıyor. Bu yüzden doğru ölçekteki toplumların mevcudiyeti, kritik bir sınırlama unsuru.

İklim kriziyle etkili biçimde mücadele etmek için muhtemelen dünya çapında yeni düzenlemeler, ekonomik ve sosyal sistemler gerekecek; yani Paris Anlaşması gibi mevcut sistemlerden daha fazla eşgüdüm ve otorite meydana getirecek türden sistemler. Bu sistemleri kurup işletmek için de insanların gezegen için işlevsel bir sosyal sisteme ihtiyacı var ama böyle bir sistemimiz yok.

“Sorunlardan biri de, bu sistemleri uygulamaya koyabilecek eşgüdümlü küresel bir topluluğun olmaması” diyor Waring. “Sadece alt küresel gruplarımız var ve muhtemelen yeterli olmayacaklar. Fakat bu paylaşılan sorunları ele alacak eşgüdümlü anlaşmalar düşünebilirsiniz. Dolayısıyla bu kolay bir problem.”

Wang diğer problemin çok daha kötü olduğunu söylüyor. Alt küresel gruplarla dolu bir dünyada, bu gruplar arasındaki kültürel evrim; yanlış problemlerin çözülmesine, ulus ve şirketlerin çıkarlarına fayda sağlanmasına ve paylaşılan önceliklerde eyleme geçilmesinin gecikmesine karşı eğilim taşıyacak. Gruplar arasındaki kültürel evrim, kaynak rekabetini kızıştırma eğilimi taşıyabilir ve gruplar arasında doğrudan çatışmaya ve hatta insanların küresel çapta savaşmasına yol açabilir.

“Bu durum, iklim değişimi gibi küresel sorunların çözülmesinin daha önce zannedildiğinden çok daha zor olduğu anlamına geliyor” diyor Waring. “Bu sadece türümüzün şimdiye kadar ortaya çıkardığı en zor şey değil. Elbette öyle ama asıl büyük sorun, insan evriminin merkezi özelliklerinin muhtemelen bu sorunları çözme kabiliyetimize karşı çalışıyor olması. Küresel kolektif problemleri çözmek için akıntıya karşı yüzmek zorundayız.”

İleriye bakarken

Waring ve meslektaşları, yaptıkları analizin sınırlı bir Dünya’da insan evriminin geleceği için rehber olabileceğini düşünüyor. Araştırmacıların makalesi, insan evriminin ortak küresel sorunların ortaya çıkışına engel olabileceğinin ileri sürüldüğü ilk çalışma. Bu kuramın geliştirilip test edilmesi için ise daha fazla araştırma gerekiyor.

Waring’in araştırma takımı, insan evriminin çalışma şekli düşünüldüğünde kültürel evrime yön veren şeyleri daha iyi anlamak ve küresel çevre rekabetini azaltmanın yollarını aramak üzere birden çok uygulamalı araştırma çalışması öneriyor. Örneğin insanların geçmişteki ve günümüzdeki kültürel evriminin örüntülerini ve gücünü belgelemek için araştırma yapılması gerekiyor. Yapılacak çalışmalarda, biyosferde insan hakimiyetine yol açan geçmişteki süreçlere ve günümüzde gerçekleşen kültürel çevre adaptasyonu şekillerine odaklanılabilir.

Fakat genel hatların doğru olduğu ve araştırmacıların ileri sürdüğü gibi insan evriminin küresel çevre sorunlarına ortak çözüm bulunmasına engel teşkil etme eğilimi sergilediği doğrulanırsa, o zaman çok ciddi bazı soruların cevap bulması gerekiyor. Bunlar arasında, bu bilgiyi kullanarak iklim değişikliğine karşı vereceğimiz küresel yanıtı nasıl iyileştirebileceğimiz de var.

“Elbette insanların iklim değişikliğini çözebileceğine dair umut var” diyor Waring. “Daha önce ortak yönetimler oluşturduk ama böylesi hiç olmadı: Küresel çapta acil bir şekilde yapılması gerekiyor.”

Uluslararası çevre politikasının büyümesi biraz umut veriyor. Başarılı örnekler arasında, ozon delen gazların sınırlanması amacıyla hazırlanan Montreal Protokolü ve ticari balina avına yönelik küresel moratoryum bulunuyor.

Yeni çalışmalar arasında daha maksatlı, barışçıl ve ahlaki ‘karşılıklı öz sınırlama sistemleri’ de yer almalı; özellikle de gezegen çapındaki insan gruplarını çok daha sıkı şekilde bir araya getirerek daha işlevsel bir birim oluşturan piyasa düzenlemeleri ve infaz edilebilen anlaşmalar yoluyla.

Fakat bu model iklim değişikliğinde işe yaramayabilir.

“Bizim makalemiz, küresel ölçekte eşgüdümlü idare inşa etmenin neden ve nasıl farklı olduğunu açıklıyor ve araştırmacılar ile politika yapıcıların, küresel çözümler doğrultusunda nasıl çalışılacağına yönelik daha mantıklı düşünmelerine yardımcı oluyor” diyor Waring.

Bu yeni araştırma, iklim krizinin ele alınmasında yeni bir politika mekanizmasına yol açabilir. Bu mekanizma şirketler ve uluslar arasındaki adaptif değişim sürecini düzenlemenin, küresel çevre risklerini ele almada güçlü bir yöntem olabileceğini akla getiriyor.

İnsanların sınırlı bir gezegende hayatta kalmaya devam edip edemeyeceği konusunda ise Waring, “Bu uzun dönemli evrimsel tuzak fikri için herhangi bir çözümümüz yok çünkü daha sorunu zor anlıyoruz” diyor.

“Eğer vardığımız sonuçlar doğru olmaya bile yakınsa, bunun üzerinde çok daha dikkatli şekilde çalışmamız gerekiyor.”

 

Kaynak: Maine Üniversitesi. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz