İnsanlar Neden Dünyayı Aynı Görmüyor?

0
478
Fotoğraf: Tumisu/Pixabay

Neden insanlara, olaylara ve siyasete olan bakış açımızın doğru olduğunu ve diğer insanların bunları hatalı gördüğünü düşünüyoruz?

Los Angeles – California Üniversitesinde (UCLA) çalışan psikoloji profesörü Matthew Lieberman’ın yeni araştırmasına göre cevap, beynin “gestalt korteks” adı verilen bir bölgesinde yatıyor. Bu bölge, insanların muğlak veya eksik bilgiden anlam çıkarmasına ve alternatif yorumları reddetmesine yardımcı oluyor.

Daha önce yürütülmüş 400’ü aşkın çalışmanın analizine dayanan yeni araştırma, Psychological Review bülteninde yayımlandı.

İnsanlar sık sık başka kişi ve olaylara yönelik düşüncelerinin tarafsız gerçek olduğu yanılgısına kapılıyor ve bunların yalnızca kendi yorumları olduğunu hesaba katmıyorlar. “Naif gerçekçilik” şeklinde adlandırılan bu olgu, insanların etraflarındaki dünyaya dair son sözü söyleyecek kişiler olduklarına inanmasına yol açıyor.

“Dünyaya yönelik kişisel deneyimlerimizde mantıksız bir özgüven taşıma eğilimi gösteriyor ve başkaları bizimle aynı şekilde bakmadığında onları yanlış bilen, tembel, mantıksız veya önyargılı kişiler şeklinde görebiliyoruz” diyor Lieberman. “Sinirsel verilerden gelen bulgular net bir şekilde gösteriyor ki, gestalt korteks kendi gerçeklik biçimimizi oluşturmada merkezi bir rol oynuyor.”

Lieberman’a göre naif gerçekçilik, bireyler ve gruplar arasındaki çatışma ve güvensizliğin en gözden kaçmış tek kaynağı olabilir.

“Başkaları dünyayı bizden daha farklı gördüğünde, bu durum bizim gerçeklikle olan temasımızda varoluşsal bir tehdit meydana getirebiliyor ve sık sık diğer kişilere yönelik öfke ve kuşkuya yol açıyor” diyor Lieberman. “Eğer bir insanın dünyayı nasıl gördüğünü biliyorsak, o kişinin sonraki tepkileri çok daha tahmin edilebilir olur.”

İnsanların dünyayı nasıl anlamlandırdığı sorusu sosyal psikolojinin daimi konularından biri olsa da, Lieberman bunun altında yatan beyin mekanizmalarının şimdiye dek hiç tamamıyla açıklanmadığını söylüyor.

Uyumlu, zahmetsiz ve deneyimlerimize dayalı zihinsel eylemler genelde gestalt kortekste meydana geliyor. Örneğin bir insan başka birini gülümserken görebilir ve üzerinde fazla düşünmeden o kişiyi mutlu olarak algılayabilir. Bu çıkarımlar hızlı ve zahmetsiz olduğundan, genelde “düşünüyormuş” gibi hissettirmekten ziyade “gerçeği görüyormuş” gibi hissettirebilir. Oysa mutluluk içimizde yer alan psikolojik bir durumdur.

“Olaylara olduğu gibi şahit olduğumuza inanıyoruz ve bu durum, diğer bakış açılarını değerlendirmeyi ve hatta hesaba katmayı daha da zorlaştırıyor” diyor Lieberman. “Zihin, bulduğu en iyi cevabı vurguluyor ve rakip çözümleri eliyor. Zihin, dünyayı başlangıçta her alternatif yorumun oylandığı bir demokrasi gibi işleyebilse de hızla otoriter bir rejime dönüşüyor. Bu rejimde ise yorumlardan biri demir yumrukla egemen oluyor ve muhalif sesler eziliyor. Gestalt korteks, bir yorumu seçerken diğerlerini kelimenin tam anlamıyla engelliyor.”

Lieberman’ın yürüttüğü önceki çalışmalar, insanlar yüz yüze anlaşmazlığa düştüklerinde (ör. siyasi bir konuda) gestalt kortekslerindeki faaliyetin birbirleriyle anlaşan kişilere göre farklılaştığını göstermiş. (Varılan bu sonuç, 2018 yılında Nature Communications bülteninde yayımlanan bir çalışmayla da desteklenmiş. UCLA’da çalışan psikolog Carolyn Parkinson ve diğer araştırmacılar, gestalt kortekste yer alan benzer sinirsel örüntülerin kimin kiminle arkadaş olduğunu güçlü biçimde haber verdiğini keşfetmişler.)

Alman algısal psikoloji ekolünden olan Gestalt’ın mottosu, “Bütün, parçaların toplamından büyüktür”dü. Bu yaklaşım, insan zihninin dünyanın elementlerini nasıl anlamlı gruplar halinde birleştirdiğine odaklanmıştı.

Gestalt korteks kulağın arkasında yer alıyor ve beynin görme, işitme ve dokunmayı işlemekten sorumlu kısımları arasında bulunuyor. Bu kısımlar, gestalt korteksin parçası olan ve temporoparietal bölge adı verilen bir yapıyla birbirine bağlanıyor. Lieberman, yeni çalışmasında temporoparietal bölgenin bilinçli deneyime merkez teşkil ettiğini ve insanların gördüğü durumların psikolojik özelliklerini organize edip bütünleştirmesine yardımcı olduğunu öne sürüyor. İnsanlar bu sayede tanık oldukları durumlardan zahmetsiz şekilde anlam çıkarabiliyorlar.

Lieberman, gestalt korteksin insanların gördüklerini hızlıca işleyip yorumlamasını sağlayan tek bölge olmadığını fakat çok önemli bir bölge olduğunu söylüyor.

Nisan ayında Nature Communications bülteninde yayımlanan ayrı bir çalışmada Lieberman ve meslektaşları, karmaşık sosyal dünyalarımız göz önüne alındığında nasıl görece kolay biçimde sosyalleşebildiğimizi ele almışlar.

Lieberman ve UCLA psikoloji bölümünde yüksek lisans öğrencisi olan Kevin Tan ile Stanford Üniversitesinde çalışan meslektaşları, “sosyal beynin” ilk kitlesel ölçekli nöroşirürjik kayıtlarını kullanarak insanların sosyal düşünme için özelleşmiş bir sinir güzergâhı taşıdığını göstermiş.

Çok satan “Sosyal: Beyinlerimiz Neden Bağlantı Kurmak Üzere Yapılanmış” kitabının yazarı Lieberman, insanların tabiatları itibarıyla sosyal olduklarını ve diğerlerinin zihinsel durumlarını değerlendirme bakımından olağanüstü bir kapasite taşıdıklarını söylüyor. Bu kabiliyet, beynin kişilere has geniş miktardaki ipucundan yapılan büyük miktardaki çıkarımı işlemesini gerektiriyor. Peki bu işlem, temel aritmetik gibi basit faaliyetlere kıyasla neden sık sık bu kadar zahmetsiz geliyor?

Sosyal sinirbilim üzerinde çalışanlar, net sonuçlara ulaşamamış. Bu durumun sebeplerinden biri de, bilim insanlarının işlevsel manyetik görüntüleme (fMRI) yöntemine bel bağlaması olabilir. Beyin faaliyetinin nerede gerçekleştiğini taramada etkili olan bu yöntem, söz konusu faaliyetin zamanlamasını yakalamada o kadar etkili değil.

Araştırmacılar ise elektrokortikografi adı verilen bir yöntem yardımıyla binlerce nöroşirürjik elektrot kullanarak, beyin faaliyetini milisaniye ve milimetre ölçeklerinde kayıt altına almışlar. Bunun sonucunda da beynin arkasından önüne kadar uzanan nörobilişsel bir güzergâh bulunduğunu tespit etmişler. İnsanlar diğer kişilerin zihinsel durumlarını düşündüklerinde, güzergâhın beynin ön kısmına yakın bölgelerdeki faaliyeti özellikle artış göstermiş.

Bilim insanlarının bulguları, temporoparietal bölgenin diğer kişilerin zihinsel durumlarını hızlı ve zahmetsiz şekilde anlamayı sağlayabildiğini ve dorsomedyal prefrontal korteks adı verilen başka bir bölgenin ise, olay ve durumları daha yavaş ve dikkatli şekilde düşünmeyle ilişkili olabileceğini akla getiriyor.

 

 

 

 

Yazar: Stuart Wolpert/Los Angeles – California Üniversitesi. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here