Neden Hâlâ Uçan Arabalarımız Yok? İşte Sebebi

Jetgiller ve Geleceğe Dönüş‘teki uçan arabalar ve Uzay Yolu‘nun uzay gemileri ile ışınlanması onyıllar önce hayal gücünü esir almış olabilir, fakat taşımacılığın en geçerli yöntemleri uzun bir süredir değişmedi.

Demiryolları 1830’lardan beri hızlı şekilde yayıldı, buna karşın petrol ve dizel motorlardaki ticari buluşlar sırasıyla 1876 ve 1892 tarihlerinde oldu. Kitle uçuşunu mümkün kılan jet motoru bile Frank Whittle’ın 1932’deki ilk patentiyle başlangıç noktasını buldu.

Geleceğe ait tahminlerin onyıllarına rağmen, çağdaş taşımacılık 1950’lerdeki birine o kadar da farklı gelmeyecektir. Elbette iletişim veya eğlence ile karşılaştırılamaz. Peki neden taşımacılıkta çok az yeni buluş oldu? Ayrıca son öngörülen sürücüsüz arabalar, havada giden trenler ve elektrikli uçaklar, sahiden ciddi bir çığır açacak mı?

Kısmen bir devrim yaşanmadı çünkü mevcut teknolojiler evrimleşebilmişti. Motorlar daha verimli oldu, yakıt daha kaliteli hale geldi, daha hafif malzemelerimiz, daha aerodinamik tasarımlarımız ve araçların güvenli bir biçimde birbirine yakın şekilde kullanılabileceği anlamına gelen daha iyi frenlerimiz oldu. Yine de, sonuçta bu evrimlerin bir sınırı olacaktı.

Herhangi bir durumda, taşımacılık sadece teknoloji ile ilgili değil. Bu aynı zamanda insanlarla da ilgili ve insanlar değişimi her zaman sevmez. Mevcut teknolojiye hapsolmuş olabiliriz, bunun sebebi kısmen alışkanlıklar, kısmen de ekonomi.

Petrol ve dizele dayalı geniş ölçülü bir taşımacılık yakıt ikmal düzenine sahibiz. Elektriğe veya daha hayalperest bir şekilde hidrojene geçiş yapmak, para sağlamanın zor olacağı önemli bir araç gereç değişimini gerektirecektir. İngiltere’de sürücüler düz viteslere alışkınlar ve bundan daha otomatikleşmiş sistemleri kullanmayı öğrenmekte isteksiz olabilirler, tıpkı bizim daha verimli olsa bile yeni bir klavyeyi kullanmayı yeniden öğrenmekte isteksiz olacağımız gibi. Elimizdekine, Q klavye ekonomisine takılıp kaldık.

İnsan etmenleri, kasıtsız sonuçlara yol açabilir. Otomasyonun ironilerinden birisi de, ilişkili işlere karşı daha az özene yol açabilmesidir. Örneğin uyumsal hız kontrol düzeni, araba sürücülerini tehlikelere karşı daha az duyarlı yapabilir.

Tam otomasyonla bile, bütün trenleri sürücüsüz yapmakta hâlâ sorun yaşadığımız zaman, birisi sürücüsüz arabaların bir hayal mahsülü olduğunu öne sürebilir. Harmanlanmış kanat gibi yenilikçi uçak tasarımları, pencere kenarı bir koltuk yönündeki insan ihtiyaçları tarafından engelleniyor (NASA pencerelerin gerçek zamanlı video ile yer değiştirebileceğini önerdi).

Hayâl edilen yeni buluşlara, bir iş modeli ve doğru altyapı eşlik etmek zorunda, yoksa 1870’lerin başında New York’ta tanıtılan hava basınçlı taşıma sistemi ve Elon Musk’ın Hyperloop tasarısının müjdecisi gibi örnekler olarak sadece çürüyeceklerdir. Uçan arabaları ele alalım. Teknolojinin çalıştığını varsaysak bile, nereye konacaklar?

Böyle bir sistem sadece altyapı (hava trafik denetimi, iniş alanı falan filan) ayrıldığı zaman başarılı olacaktır. Uçan arabalar teknik olarak havaalanından havaalanına çalışabilirse de, ne farkeder ki? Havalanmak için ayrılmış yeterli sayıda kara veya yol parçası olmadığı müddetçe, hiçbir faydasını göremeyiz. Ve bu arazi ayrılana kadar yeterli miktarda talep olmayacaktır. Madde 22.

Ekolojik konumda kapalı kalmak

Teknolojinin geniş topluluklarla nasıl etkileştiğine bakarken, üç farklı seviyeye göre düşünmek yararlı olur: ekolojik konumlar, yönetim şekilleri ve tabiatlar.

Taşımada, bir hayli ekolojik sistem yeniliği var (pilli elektrikli araçlar, hidrojen yakıt hücreleri, araba dernekleri), fakat pek azı ana görüş haline geldi. Bir istisna ise Toyota Prius gibi melez elektrikli araçlar olabilir, fakat burada altta yatan teknoloji bile 1898’de kaydedilen bir patente kadar geri gidebilir (Ferdinand Porsche tarafından icat edildi. İlk melez araba, ilk Porsche’du.)

İlk Porsche; ve ilk melez.

Sorun, yeni fikirler ile ortaya çıkmıyor, asıl mesele büyük resmi değiştirmekte. Yönetim şekli seviyesinde, yeni taşıma teknolojileri, petrol ve araba üreticileri gibi çıkar çevrelerinden gelen dirençle karşılaştı. Ve kapsamlı manzara her zaman önemli buluşları desteklemedi; özellikle düşük petrol fiyatları.

Bir sürü farklı özgün satıcılar ile, ulaşım aynı zamanda rakip tasarımlar ve markalar arasındaki ortak türden sonuçlar ve uyumsuzlukların felâketine karşı eğilimli.

Yol bulma teknolojileri, sadece bireysel müşteriye faydalı olursa ticari olarak satılabilir. Yine de, eğer böyle teknolojilere hepimizin erişimi olursa, izdiham yüzünden toptan daha kötü durumda olabiliriz. Çoğunluğun iyiliği için, bazen uydu cihazımız bizi daha uzun bir yola yönlendirirse faydalı olacaktır, fakat kim bile bile böyle bir şeyi alır ki?

Eletrikli pil teknolojisi standartlaştırılıp, otomatikleşmiş pil değişimlerine izin verirse daha hızlı benimsenebilir. Fakat kimin teknolojisine standartlaştırılacak? Havada giden manyetik trenin benimsenmesi, geleneksel demir yollarında çalışamadıkları ve diğer yüksek hızlı ray teknolojileri ile sadece kısıtlı örtüşmeye sahip oldukları gerçeği ile sınırlı.

Uzun lafın kısası, Uber gibi yıkıcı teknolojiler üzerindeki yaygaraya rağmen, ulaşımın köklü bir değişiklik geçirmesi, büyük resimde önemli bir değişiklik olmadıkça pek mümkün değil.

Tabii ki, gelgeç petrol fiyatları, sınırlı kaynaklar ve hassas jeopolitikler ile, böyle bir değişim tam kapıda olabilir. Fakat şu an için, teknolojiyi kabul ettirmenin, sosyal bir çekim tarafından tamamlanması olası görünmüyor; insanlar bilim kurgu filmleri izlemeyi seviyor olabilir fakat henüz onu yaşamaya hazır değiller.

 

 

 

 

The Conversation

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir