Ölümden Sonra Hareket Eden Balıklar: Lazarus Etkisi

2
2033
Çizim: zak00/iStock

Ölüm her daim yanı başımızda olan, görmezden gelemeyeceğimiz bir gerçektir. Öyle ki; ölmek, tüm canlıların ortak özelliklerinden biridir. Nasıl ve ne şekilde olursa olsun ölüm, yaşamınızın bir anında sizlerin karşısına çıkacaktır. Elbette ki böyle bir durum doğayı ve evreni anlamaya çalışan biz insanlar için de oldukça ilgi çekici bir hal almıştır. Bu ilgi çekici durum, birçok dini ve mitolojik öyküde de yer edinmiş ve ölümden dönüş her daim yüce ve kutsal bir gücün işareti olarak sayılmıştır. Bu öykülerin belki de en bilindik olanı ise İsa’nın Lazarus’u yeniden diriltmesidir.

Lazarus’un bu ikonik hikayesi, biyoloji disiplininde de kendine yer edinmiştir. Özellikle bazı dönemler sosyal medyada paylaşılan videolarda karşılaşılan kafası kopmuş ölü balıkların hareket etmesi, bazı insanların ölü haldeyken refleks benzeri hareketler sergilemesi gibi; tüm omurgalılarda ölüm sonrası kasılmalar ile karşılaşırız. Bu olaya biyolojide Lazarus etkisi adı verilir. Hal böyle olunca, bu tür eylemlere ölümden sonraki hayat ile alakalı olabilecek bazı kavramlar atfedilmeye başlanır fakat tüm bunların arkasında, yine biyolojik bir sürecin izine rastlarız.

Peki canlılar öldükten sonra hâlâ nasıl hareket edebilirler?

Bunun çok temel bir sebebi vardır: Elektrik. Elektrik akımları sadece elektrik direklerini birbirlerine bağlayan bakır kabloların içerisinde hareket etmekle kalmaz, canlılığın evrimsel süreçteki önemli mihenk taşlarından sayılabilecek sinir hücreleri içerisinde de yaşam için oldukça önemli bir rol oynarlar. Bu önem, canlının hayatta kalabilmesi adına bilinçli ya da bilinçsiz eylemlerini gerçekleştirmesini sağlayan sinir hücreleri sayesinde meydana gelir. Öyle ki boşaltım, üreme, soluk alıp verme, beslenme ve daha birçok etki, sinir sistemi sayesinde çok daha düzenli ve kontrol edilebilir bir hal almaktadır.

Sinir hücreleri, aksiyon potansiyeli adı verilen, temelinde hücre içi ve dışının belli aralıklarla farklı elektriksel kutuplara dönüşmesi ile oluşan bir akım meydana getirir. Bu akım, sodyum ve potasyum adı verilen iyonlarının hücre içine ve dışına aktarımı (Na ve P pompası) sonucu oluşan potansiyel enerjiden kaynaklıdır. Oluşan bu elektrik akımı, bir nörondan bir sonrakine aktarılarak ilgili hücre tipini uyarmaktadır. Ölü balıkların vücutlarında olan şey de aslında budur; basitçe ölümü gerçekleşmiş olsa bile, aksiyon potansiyelinin kesimden arta kalan kısımlardaki sinir hücrelerinde hala tetiklenebiliyor olmasından kaynaklıdır.

Peki sinir sistemini tetikleyecek ileti beyin tarafından gönderilmiyor muydu? Beyin olmadan nasıl hareket ediyorlar?

Aslında ilgili videolarda görülen hareketlerin hiçbiri istemli veya bilinçli olarak gerçekleştirilen davranışlar değildir. Bu yüzden, gerçekleşen hareketlerin büyük bir çoğunluğu beyne ihtiyaç duymaz, omurilik varlığında gerçekleşir ve tahmin edebileceğiniz üzere bir komut iletisi ile tetiklenmek yerine, dışarıdan bir etki sonucunda tetiklenen refleks benzeri davranışlardır. Dışarıdan sinir sistemini uyarmak ise çok basittir. Yeni ölmüş bir canlının sinir sistemine dokunmak, üzerine tuz dökmek, bıçak gibi iletken bir alet ile sinirlerine dokunmak, geçici bir süreliğine yeniden aksiyon potansiyelinin oluşmasına ve balık için konuşmak gerekirse balığın tezgâhta kafası kopmuş olmasına rağmen çırpınmasına sebep olur.

Beyin öldüğünde canlı hâlâ nasıl yaşıyor?

Bu soruda ise ölümün farklı tipleri ile karşılaşıyoruz. Verdiğimiz balık örneğinde beyin ölümü gerçekleştirilmiş (kesilerek vücuttan ayrılmış) olmasına rağmen biyolojik ölüm henüz gerçekleşmemiştir. Yani hâlâ beyin haricinde vücudun diğer bölgelerinde yaşayan doku ve hücreler yaşamlarını devam ettirebilmektedir. Bu sayede de bir uyarı ile birlikte, ilgili işlevlerini geçici bir süreliğine tekrar gerçekleştirebilirler.

 

 

 

 

Yazar: Akın Karahasan.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here