Tür De Neyin Nesi?

Kediler ve köpekler farklıdır. Vurucu nokta burada. Farklı görünürler, çıkardıkları sesler farklıdır ve (bir biyolog için) en önemlisi ortak bir yavruları olmaz.

Hiç kimse kedisini kısırlaştırılmamış köpeklerden yarı kedi yarı köpek yavrularının olmasın diye kısırlaştırmaz. Ve bu sadece boyutlarla alakalı bir şey de değil. Kedim aşağı yukarı oyuncak bir köpeğin boyutu kadar, ama bir Chihuahua tarafından hamile bırakılması söz konusu bile değil. Köpekler ve kediler iki farklı türdür, genomlarındaki birçok farklılık sebebiyle ortak bir yavruları olamaz. En azından bu tanım türün geleneksel tanımı ve büyük açıdan doğru. Milyonlarca yıl önce kedi ve köpeklerin ortak bir atası vardı ve şimdi ne kadar ayrı olduğuna dair espriler yapabileceğimiz kadar apaçık bir şekilde ayrı türler.

Ama evrim bitmedi. Bundan yüz yıl sonra tamamen ayrı hayvanlar olacak birçok tür şu an mevcut. Fakat bu sürecin hangi noktasında onlara farklı diyebileceğimiz kadar farklı hale geliyorlar?

Fransız biyologların yeni araştırması bu soruyu sorarak karmaşayı vurguluyor. Farklı hayvan popülasyonlarının iki ayrı popülasyona ayrılmaya başladığı ama hala belirgin bir şekilde ayrı türler olmadıkları yere “gri bölge” dediler. PLOS Biology’de yayılanan araştırmalarında 61 popülasyon veya tür çiftlerine ne kadar genetik bilgi paylaştıklarını görmek için baktılar ve farklı hayvan grupları arasında belirsiz çizgiyi buldular. Hayvanlar genetik olarak %0,5-2 fark olduğu zaman onların tek tür mü yoksa iki farklı tür mü olduğunu söylemek zordu.

Bu önemli bir meseleymiş gibi gözükmüyor. Neden evrimleşme sürecindeki organizmaların çok küçük azınlığını önemsemek zorundayız? Ayrı türler haline geldiklerinde, hangi noktada onlara farklı isimler vereceğiz veya farklı hale gelmeyecekler ve tartışılabilir bir noktada kalacaklar.

Ama tabii ki bu önemli bir mesele. Çünkü bir türün ne zaman tür haline geldiğine karar veremezsek “tür” için işe yarar bir tanımımız yok demektir. Ve eğer “tür” için iyi bir tanımımız yoksa, o zaman biyoçeşitliliği muhafaza etmek veya nesli tükenmekte olan canlılara yardım etmek gibi meseleler için belli bir adresimiz olmaz. Belirli bitki ve hayvanları koruyan yasaların çoğu başta tehlike altındaki türlerin tanımına bağlı ve bazı canlılar zaten tehlikede.

Ağustos 2016’da, The Pacific Legal Association adlı bir grup, sahilde yaşayan California Gnatcatcher kuşunu tükenme tehlikesinde olan türler listesine aldı. Sahildeki türlerin ayrı ayrı türler olmadığını, bu yüzden özel olarak korunmamaları gerektiğini söylediler. Aynı şeyi Büyük Okyanus kıyısındaki habitatları hızla kaybolan Southwest Willow Flycatcher için de yaptılar. Sahilde yaşayan California Gnatcatcher korunmasını kaybetmedi, çünkü uzman heyeti sahildeki türün kendi gruplarından yeterince farklı olduğuna karar verdi. Ama sinekkapangiller hala tartışılıyor. Bu, bizim türü nasıl tanımladığımıza bağlı.

Sahilde yaşayan California Gnatcatcher

Birçok bilim insanı türün geleneksel tanımını kullanır: Çiftleştiğinde canlı yavrulayan, yani üreyebilen yavrular veren organizma popülasyonudur. Dişi bir at ve erkek bir eşek çiftleşirse bunun sonucunda bir katır doğabilir, ama katırlar kısırdır, yani at ve eşek ayrı türlerdir.

Türü tanımlamanın tek yolu bu değil. Sağduyu tanımı hayvanların neye benzediğinden daha fazlası. Kuş gözlemcisi kuşların dış görünüşlerini betimliyor, bazen tek bir türü birçok alt gruba ayırıyor. Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nde kuş gözlemcisi ve evrim biyoloğu, Joel Cracraft, bu alt grupların kendi türlerinde fark edilebilir olduğunu savunuyor. Tahminlerine göre, bu şu anki kuş türlerinin iki katı olabilir, yani 18000 civarı. Cracraft, küçük alt grupları fark etmenin mevcut tür sistemininde eksik olan biyoçeşitliliği korumaya yardımcı olabileceğini düşünüyor.

Belki haklıdır, ama tür tanımının fiziksel görünüşe dayanması asıl problem. Örneğin viceroy kelebeği diğer kelebek türlerini taklit eder. (İlginç bir şekilde korunma mekanizması olarak değil.) Birçok viceroy, kral kelebeğine benzer, ama Amerika’nın güneyindeki viceroy kelebekleri queen kelebeklerine benziyor, ve Meksikalı viceroy kelebekleri Danaus Eresimus’a benziyor. Biz bu kelebeklerin genetik özelliklerini baz alarak tek tür olarak mı yoksa görünüşlerini baz alarak farklı türler olarak mı görmeliyiz?

Genetik yaklaşım daha kolay gözüküyor. Eğer bir grup hayvan çiftleşerek genlerini paylaşıyorsa, o zaman onlar aynı türdür. Ama ya paylaşmıyorlarsa? Aynı tür olarak değerlendirilen birçok hayvan yavrusunun aslında aynı gen havuzunu paylaşmadığı bulundu. Bu zamanla daha olası yapar, iki popülasyon ayrı türler olmak için yeterince farklı hale gelecek. Sadece ayrı türler olduğunu ne zaman söyleyeceğimizden emin değiliz.

Kesin olan tek bir şey var: Kedilerle köpekler farklı türler. Bir kedi asla yakalamaca oynamaz!


Çeviren: Aleyna Küçükay

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

Abonelikle İlgili Konular İçin abone@doganburda.com

Eksik Sayılar İçin okurhizmetleri@doganburda.com

Müşteri Hizmetleri (212) 478 0 300

Danışma Hattı (212) 410 32 00

 

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir