Üzgünüz Millet: Şimdiye Kadarki En Kapsamlı Radyo Aramasında Uzaylılara Dair Hiçbir İz Bulunamadı

CARLY CASELLA

Dünya dışı zeka arayışımız o kadar büyük mesafeleri kapsıyor ki, bazen bunu yapmak samanlıkta iğne aramaktan daha beter gibi gelebiliyor.

Gökbilimciler, 1960’lı yıllardan beri sıradışı bir şey bulmak için milyarlarca radyo kanalını derinlemesine inceledi. Bu sayede başka bir yaşam biçimi bulabilecekler; belki de gelişmiş bir zeka ile karşılaşabileceklerdi.

Şimdiye dek, dışarısı garip bir şekilde sessizdi.

Buluş Dinlemesi (BL), bölgesel Evren’imizde (Dünya’dan yaklaşık 160 ışık yılı uzaklık içerisinde) uzaylı teknolojisine ait işaretler arayan ve nispeten yeni olan bir gökbilim programı. California Berkeley Üniversitesi’ndeki araştırmacıların önderlik ettiği takım, programın ilk üç yılında daha önce elde edilen bilgilerden çok daha fazlasına ulaştı.

Elde edilen veriler, hakem denetimi öncesi kamuya açıldı. Bu detaylı analiz, 1.327 yakın yıldız (bunların bölgesel yıldız örneklerinin yaklaşık yüzde 80’ini) içeriyor ve kabaca 2.000 yıllık müzik dosyasına denk gelen 1 petabayt bilgiden oluşuyor.

ABD’nin West Virginia eyaletindeki Green Bank Radyo Teleskobu (GBT) ile Avustralya’daki Parkes Radyo Teleskobu’ndan elde edilen radyo gözlemleri ile optik gözlemlerin kullanıldığı bu veri dizisi, insanlık tarihinde yapılan en kapsamlı ve hassas dünya dışı yaşam arayışını (SETI) temsil ediyor.

Buna rağmen, insanların veya doğal kuvvetlerin meydana getirdiği parazitlerden kaynaklanmış olabilecek milyonlarca muhtemel olayın silinmesinden sonra (örneğin kozmik radyasyon patlamaları); geriye sadece bir avuç aday kalmış. Daha ileri analizler yapan araştırma takımının eli tamamen boş kalmış.

Çalışmanın baş yazarı Danny Price, “Bu veri yayını, Buluş Dinleyişi takımı için muazzam bir kilometre taşı” diyor.

“Yakındaki yıldızlara yönelik milyarlarca frekans kanalında yapılan binlerce saatlik gözlemi köşe bucak inceledik. Dünya ötesinde, yapay sinyallere yönelik hiçbir kanıt bulamadık. Fakat bu durum, orada zeki yaşamın olmadığı anlamına gelmiyor: Belki de henüz doğru yere bakmamışızdır veya sönük sinyalleri tespit edecek kadar derin bakmamışızdır.”

Bu gibi aramalar, belli ki insanların kavrayışı ve hayal gücüyle sınırlı. Bu sözde teknoişaretler, yalnızca bizim teknoloji şeklinde algıladığımız şeyi barındırıyor olsa da evet; bunlar arasında radyo sinyalleri gibi şeyler var ve listeye sürekli yeni maddeler ekliyoruz.

Gökbilimciler buna “boruhattı” diyor çünkü; nihayetinde samanlığın boyutunu kozmik bir tırmık gibi küçülterek, aradıkları şeyi daraltıp tam da aradıkları şeyi tanımlıyor.

Buluş’un bu yeni çalışmasında, şimdiye kadarki en sert sınırlar uygulanmış. Yani, bilmediğimiz şeyleri kaçırmış olabiliriz. Ancak kuramsal olarak bu durum, o kozmik iğneyi bulma konusunda en büyük şansı da sunuyor.

Çalışmanın yazarları, yeni tezlerinde şöyle yazıyor: “Yeniden dirilen SETI camiasındaki son çalışmalarla beraber, Evren’deki gelişmiş yaşamın davranışına yönelik sıkı ve açıkça belirlenmiş sınırlar koymaya başlıyoruz”

“Teknolojik yönden kabiliyetli canlı türlerinin mevcudiyeti hakkında genel ifadeler kullanmadan önce, önemli miktarda gözlemsel ve kuramsal çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyoruz.”

Kullandığı son SETI yöntemleri özellikle hassas olan Buluş, ayrıca dar menzil radyo frekansları ve iletişim ya da itiş teknolojisinde kullanılabilecek parlak lazerler gibi çok çeşitli sinyal tipleri içeriyor.

Bu sinyalin aslında dünya dışından mı geldiğini, yoksa sadece insanlardan kaynaklanan radyo paraziti mi olduğunu anlamak isteyen bilim insanları, bir “tepesi bükümlü” teleskop yöntemi kullanmışlar. Bir hedef seçen teleskoplar, beş dakika boyunca bu hedefe odaklanmış (AÇIK) ve ardından yine beş dakikalığına, yakında bulunan başka bir referans noktasına dönmüşler (KAPALI).

Bu “AÇIK-KAPALI” stratejisi üç defa tekrarlanmış ve araştırmacıların, sinyalin sabit bir noktadan gelip gelmediğini veya başka yönlere de gidip gitmediğini görmelerine olanak sağlamış. Sinyalin başka yönlerde ortaya çıkması, insan kaynaklı parazit ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyormuş. İçerisinde makine öğreniminin de bulunduğu ek yöntemler, takımın daha fazla sinyal elemesini sağlamış.

Bu analiz, Buluş’un 2017 yılında yayınlanan ve bu kadar hassas ya da geniş kapsamlı olmayan önceki sonuçlarına göre bir ilerleme niteliği taşıyor. Fakat bu önceki tezde gözlenen 692 yıldız, daha detaylı olan bu yeni analize dahil edilmiş olsa da; bunların hiçbirinin, dünya dışı yaşam yönünden dikkate değer adaylar olmadığı gösterilmiş.

Seçenekler arasında vazgeçmek yok. 10 yıllık Buluş girişimi, geri kalan zamanını; yakındaki 100 galaksinin ve yıldızların çoklu dalga boyu analizini bitirmeye harcayacak. Bu sırada da, daha yüksek frekanslar ile daha fazla sinyal tipi bulmak için aramayı genişletecek.

Takım ayrıca, yakında yer alan bir milyon yıldız üzerinde daha radyo ölçümü yapmayı umuyor. Bunun yanısıra, Galaktik Düzlem ve Galaktik Merkez üzerinde de radyo gözlemleri ile optik gözlemler yapılacak.

Price, The Guardian gazetesine şöyle söylüyor: “Verilerde bir şey bulamadık fakat ben kesinlikle umudumu kaybetmiyorum”

“Halen bakılacak çok daha fazla yıldız ile göz önüne alınacak daha fazla arama yaklaşımı var.”

Araştırma, The Astrophysical Journal bültenine gönderildi.

 

 

 

 

ScienceAlert

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

1 Yorum

  1. Oktay dedi ki:

    İz bulunamaması, olmadıkları anlamınamı geliyor? 🙂 100x katrilyon gezegen var (daha fazlası) ama evrende tekiz 🙂 Çocuk zekası daha yaratıcı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir