Yeni Araştırmaya Göre Ölüm ve Yaşlılıktan Kaçamayız

0
34
Fotoğraf: Aron Visuals/Unsplash

Felsefeciler, sanatçılar, bilim insanları ve muhtemelen geri kalan herkes ölümsüzlüğün sırrını merak etmiştir. Gelirimiz, kültürümüz, inancımız ne olursa olsun hepimiz ölmeye mahkumuz. Ölümcül hastalıklardan veya kazalardan kurtulsak bile hepimiz biyolojik açıdan ölümcül bir bozulmayla karşılaşacağız. İnsanların yaşam süresi bilim camiasını asırlardır bölse de, yeni araştırmada kaçınılmaz ölümümüze yönelik taze kanıtlar sunuluyor.

Güney Danimarka Üniversitesi’nde çalışan Fernando Colchero ile Duke Üniversitesi’nde çalışan Susan Alberts’in önderliğinde yürütülen ve 14 ülkede 42 enstitüden araştırmacının katıldığı yeni çalışma, “değişmeyen yaşlanma oranı hipotezi” isimli yaşlanma kuramına ilişkin yeni tespitler sunuyor. Kurama göre her canlı türü, nispeten sabit bir yaşlanma oranına sahip.

“İnsanların ölmesi kaçınılmaz. Ne kadar çok vitamin alırsak alalım, içinde yaşadığımız çevre ne kadar sağlıklı olursa olsun veya ne kadar çok egzersiz yaparsak yapalım, en sonunda yaşlanacak ve öleceğiz” diyor Fernando Colchero.

İstatistik ve matematik bilimlerini popülasyon biyolojisine uygulamada uzman olan Colchero, Güney Danimarka Üniversitesi Matematik ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü’nde yardımcı profesör olarak görev yapıyor.

“Dokuz insan popülasyonunun doğum ve ölüm kalıpları ile doğada ve hayvanat bahçelerinde yaşayan goriller, şempanzeler ve babunlar da dahil olmak üzere insan dışı 30 primat popülasyonundan topladığımız bilgileri karşılaştırarak ve şimdiye kadar sunulmamış zenginlikte bir veriyi derleyerek, değişmez yaşlanma oranına ışık tutmayı başardık” diyor Colchero. Araştırma Nature Communications bülteninde yayımlandı.

Bilim insanları bu hipotezi araştırmak için yaşam beklentisi ile ömür eşitliği arasındaki ilişkiyi çözümlemişler. Yaşam beklentisi bir popülasyondaki bireylerin öldüğü ortalama yaşı gösterirken, ömür eşitliği ise ölümlerin yüksek yaşlarda nasıl yoğunlaştığını belirtiyor.

Araştırmacıların elde ettiği sonuçlara göre yaşam beklentisi artarken, ömür eşitliği de artıyor. Bu yüzden bir popülasyondaki bireylerin çoğu günümüzde Japonya veya İsveç’te gözlenen yaşlar civarında (70 veya 80’li yaşlarda) ölmeye yatkın olduğunda, ömür eşitliği yüksek oluyor. Fakat ömür eşitliği, yine aynı ülkelerde 1800’lü yıllarda çok düşükmüş. Ölümler o zaman yüksek yaşlarda bu kadar yoğunlaşmazken, yaşam beklentisi de düşükmüş.

“Yaşam beklentisi çarpıcı derecede yükseldi ve dünyanın pek çok bölgesinde yükselmeye devam ediyor. Fakat bunun sebebi, yaşlanma hızımızı yavaşlatmamızdan kaynaklanmıyor. Sebep daha fazla bebeğin, çocuğun ve genç insanın hayatta kalması. Bu sayede, ortalama yaşam beklentisi yükseliyor” diyor Fernando Colchero.

Yeni çalışmanın yazarlarından bir kısmının daha önce yürüttüğü çalışmalar; sanayi öncesi Avrupa ülkelerindeki avcı toplayıcılardan, çağdaş sanayileşmiş ülkelere kadar uzanan insan popülasyonlarındaki yaşam beklentisi ve ömür eşitliği arasında çarpıcı bir süreklilik olduğunu ortaya çıkarmış.

Fakat en yakın akrabalarımızda görülen bu kalıpların araştırıldığı yeni çalışma, söz konusu kalıbın primatlar arasında evrensel olabileceğini gösteriyor ve onu meydana getiren işleyişlere yönelik benzersiz tespitler sunuyor.

“Sadece insanların değil, diğer primat türlerinin de farklı ortamlara maruz kaldığını ve bebek ile genç ölümlerini azaltarak daha uzun yaşamada başarılı olduklarını gözlemliyoruz. Ancak bu ilişki, yalnızca erken dönem ölümleri azaltırsak geçerli oluyor; yaşlanma oranını azaltınca değil” diyor Fernando Colchero.

Çalışmanın yazarları istatistik ve matematik kullanarak, yaşlanma oranında meydana gelen ufak değişimlerin bile bir popülasyonun (mesela babunların) nüfus olarak şempanze ve hatta insan popülasyonu gibi davranmasına sebep olabileceğini gösteriyorlar.

“Hâlâ umut var” diyor Fernando Colchero. “Tıp bilimi eşi görülmemiş bir hızda ilerledi. Bu yüzden bilim, belki de evrimin başaramadığını başarabilir: Yaşlanma oranını azaltabilir.”

Çalışma ABD Ulusal Yaşlanma Enstitüsü, Max Planck Nüfus Araştırması Enstitüsü ve Duke Üniversitesi Nüfus Araştırma Enstitüsü tarafından desteklenmiş.

 

 

 

 

Yazar: Birgitte Svennevig/Güney Danimarka Üniversitesi. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here