Yeni Bir Makale, İnsan Yüzünün Şaşırtıcı Evrimini Ortaya Seriyor

İnsan suratı benzersiz fakat evrensel, mekanik fakat ifadeli, çağdaş fakat antiktir. Sahip olduğumuz özellikler, 4 milyondan fazla yıldır yavaşça şekil değiştirdi ve bugün aynada gördüğümüz hali aldı; bilinmeyene giden yolda kısa bir mola verdik.

İlk homininlerden çağdaş Homo sapiens‘e kadar giden insan yüzünün tarihi, önde gelen uzmanların yazdığı yeni bir inceleme çalışmasında; tabiat, iklim ve kültürlerin gelip geçtiği milyonlarca yılı kapsayan bir dönem boyunca takip ediliyor.

Çalışmanın ardındaki uluslararası araştırma takımı, kendilerinden önce pek çok araştırmacı gibi; beslenme ve iklimin, insan yüzünün şekillenmesinde önemli etmenler olduğuna karar veriyor. Yine de, bu konuda sık sık gözden kaçtığını düşündükleri başka bir öğe olan, sosyal gereklilik de bulunuyor.

York Üniversitesi’nde çalışan anatomi uzmanı Paul O’Higgins, şöyle söylüyor: “Beslenme, solunum fizyolojisi ve iklim gibi diğer öğelerin; çağdaş insan yüzünün şekline katkıda bulunduğunu biliyoruz. Ancak bunun evrimini yalnızca bu etmenler ile yorumlamak, durumu fazla basitleştirmek olurdu.”

Çağdaş insanlar; yüz derisini, kemikleri ve kasları kullanarak, birbirlerine 20’den fazla farklı duygu sınıfını bildirebiliyorlar. Ayrıca bu, her zaman yapabildiğimiz bir şey de değildi.

İnsan yüzü binlerce yıl boyunca evrimleştikçe, katı bir maskeden çıkıp, kolayca idare edilebilen mimiklere dönüşmüş: Yazarların ifade ettiği üzere bu, “geniş ve küresel bir beyin kutusuna sahip olan, kısa suratlı bir kafatası”.

Düz bir alnın ortaya çıkmasıyla birlikte kaşlarımız, hareket edecek bol miktarda yere kavuşmuş; aynı zamanda, yüzlerimiz daha fazla küçülüp ufalarak, takdir ve sempati gibi ince duygulara olanak sağlamış.

Birdenbire, jestler ve sözlü olmayan iletişim bakımından daha önce hiç olmadığı kadar fazla fırsat oluşmuş; eğer insanlar geniş boyutlu sosyal ağlar kurup bunları sürdürecekse, bu durum o konuda hayati bir basamak niteliği taşıyormuş.

Çalışmanın yazarlarından olan ve New York Üniversitesi’nde kafa yüz biyoloğu olarak çalışan Rodrigo Lacruz, şöyle aktarıyor: “Sosyal iletişimin gelişmesinin; alnın daha az belirginleşmesiyle beraber yüzün daha ufak, daha narin hale gelmesinin muhtemel bir sonucu olduğunu düşünüyoruz”

“Bu durum, daha ince yüz ifadelerini mümkün kılmış ve bu sebeple sözlü olmayan iletişimi geliştirmiş olmalı.”

Sosyal iletişimin, çağdaş insanların yüzünü tek başına şekillendirebilmiş olması kuşkulu; fakat yazarlar bunun, önde gelen kuramlara en azından dahil edilmesi gerektiğini düşünüyor.

Örneğin beslenme düzeni, yüz şeklimizi açıklarken en çok bahsedilen etmenlerden biri. İlk homininler, çağdaş insanlardan farklı olarak sert bitkiler yemişler ve bunları yalnızca kendi dişleriyle yırtmışlar. Hal böyle olunca, daha geniş çeme kemiklerine ihtiyaçları olmuş ve büyük parçalar, geniş ve derin yüzleri gerektirmiş.

Ancak geçtiğimiz 2 milyon yılda insanlar, yiyecekleri bölmek ve kesmek için bazı aletler kullanmaya başlamış. Ayrıca, bu yiyecekleri işlemeyi ve pişirmeyi öğrendikçe, yüzlerimiz küçülmeye başlamış.

(Lacruz vd., Nature, 2019)

 

“Daha yumuşak olan çağdaş beslenme düzenleri ve sanayileşmiş toplumlar, insan yüzünün boyut olarak küçülmeye devam ettiği anlamına gelebilir” diyor O’Higgins.

“Ancak insan yüzünün değişim sınırları var: örneğin nefes almak, yeterince geniş bir burun boşluğu gerektiriyor.”

Bu, yaklaşık 100.000 yıldır devam etmekte olan bir gidişat. Ayrıca iklim değişikliğinin giderek daha büyük bir sorun hale gelmesi, bu gidişatı da etkileyebilir.

Yazarlar, artan sıcaklıkların görünümümüzü değiştirebileceğini söylüyor. Araştırmacılar, eğer iklim tahminleri doğruysa; havanın akciğerlerimize girmeden önce ısınmasına ve nemlenmesine yardımcı olan burun boşluklarımızda, değişikliklerin meydana gelmesini bekleyebileceğimizi iddia ediyorlar.

“Bizler, kendi geçmişimizin bir ürünüyüz” diyor Arizona State Üniversitesi’nde çalışan evrim uzmanı William Kimbel.

“İnsan haline geldiğimiz bu süreci anlamak, kendi anatomimize merakla bakmamıza ve hangi anatomik kısımlarımızın, çağdaşlığa giden tarihî güzergâh hakkında bize bir şeyler söylediğini sormamıza hak tanıyor.”

Çalışma, Nature Ecology and Evolution bülteninde yayınlandı.

 

 

 

 

ScienceAlert

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

1 Yorum

  1. Bir Müslüman dedi ki:

    Tüm gördüklerinizi, gözlemlediklerinizi, tüm bu işleri yapan yöneten TEK biri var o da Rabbimiz ALLAH’tır. Belki de bu ismi daha önce hiç duymadınız, olabilir.

    Siz de O’na kul olun. O’nun insanı başı boş dünyaya bırakmadığına, O’na din gönderdiğine, bizzat yakından ilgilendiğine ve sonunda O’nunla karşılaşıp konuşacağına da İNANIN. O’nu çok sevin, nankörlük etmeyin.

    Siz İslam’ı çevrenizden değil ana kaynağından öğrenmeye başlayın.
    ALLAH’ın kitabı size gerçek ilmi öğretir. Hayatta neye nasıl bakacağınızı gösterir. Onu okuyun anlayın önyargısız sakince.
    Gerçek bilim de zaten İslamla asla ters düşmez.
    Ama siz kendi teorilerinizi, yorumlarınızı kanunlaşmadan bilim diye yayarsanız kendinizi de insanları da böyle saptırırsınız.
    Lütfen dürüst olun, uydurmayın.

    Ek olarak; biz ALLAH’ın kitabından ilk insanın topraktan yaratıldığını ve adının Adem olduğunu okumamış olsaydık, bize bu bilgi gelmemiş olsaydı, acaba sudan mı yaratıldık ya da bir çeşit hayvandan mı türümüz yaratılmaya başlandı diye belki merak edebilirdik, işimize yaramasa da aklımıza bu sorular gelebilirdi, normal. Ama bu beni göklerin ve yerin yaratıcısını inkara nasıl götürüyor? Yani siz neden babasını inkar eden bir çocuk gibi olasınız?

    Burda asıl olan, sizin nefes alıp verirken sizinle beraber olan Rabbinizi merak etmiyor, O’na kavuşmak istemiyor olmanız olabilir.
    Hayatın anlamı O’nun karşısına çıkmaya hazırlanmak ve O’nun dünyasından faydalanmak. O’nun sizden memnun olmasıdır.

    Lütfen bireysel olarak varlığınızın anlamını görmeye çalışın, bu sizin yaratılışınızda yani kodunuzda geninizde 🙂 Çevreniz ya da şahsi inadınız, kibriniz sizin ayarlarınızı bozduğu için işitemiyor, kalbinizle anlayamıyorsunuz. Yoksa ALLAH’ın yaratılışında bir değişiklik yok, insan kendi kendine Müslümanlığı bulamasa da bilemese de, bir ve tek bir Zat’a bağlı olduğunu kabul edecek şekilde yaratıldı.

    Dünya hırsı, para, şan, şöhret hırsı varsa tabi kalbinizde önce bunları temizleyin.
    Tek derdiniz hakikatı, doğruyu bulmak olsun.
    Araştırın, durmayın, evrimde mevrimde duraklamayın mesela, bilim diye her önünüze konulana kapılmayın. Tabi ki din diye de her önünüze konulana kapılmayacaksınız. Nerde duracağınızı iyi bilin.

    Bize ilimden, bilimden çok az şey verilmiştir, ufak ufak bir şeyler görünce çok büyük bir şey sanıyoruz, kendimizi de büyütüyoruz. O zaman gerçeği de şeytan bize hor, hakir gösteriyor, işte bilim adamlarının gözünüzde büyük, kocaman gözüküp, dini konuların böyle durmamasının açıklaması da bu olabilir.

    Ölümü öğrenin, ölümden sonrası için ilmi, bilgiyi nerden alabiliriz? Hiç bir yerden di mi, sadece vahiyden 🙂 yani Peygamberlerden, Kuranımızdan ALLAHın son kitabından.

    “ALLAH’ı tanıdınız mı, Ölümü öğrendiniz mi? Bunlar ilmin başıdır. ”
    Bunları bilmeyen çok cahildir, istediği kadar ünvanı, doktorası, yabancı dili olsun, yazıktır ona.
    ALLAH’ın son elçisi Muhammed (selam üzerine olsun) ilmi sorana böyle söylüyor.
    Böyle bir insandan hiç haberiniz bile yoktu belki de? Ya da hayali bir insan mı sanıyordunuz? Atatürk gibi mi mesela?
    Hayır. Siz o insanı araştırıp tanıyın, deli değilmiş, yalancı hiç değilmiş.
    Bu insan benim için nimet o halde, hemen çağırdığı şeye cevap verin, onu önder bilin, onu izleyin. Onun için, o istediği için değil, doğru söylediği için ALLAH istediği için, siz ALLAHı sevdiğiniz için, onun elçisini de seversiniz, dinini de..

    Ölmeden uyanın, bunlar masal ya da felsefe falan değil, saf gerçektir. İspatı da delili bizzat kendiniz yani siz. Ben varsam benim fişimin bağlı olduğu bir yer de var 🙂 İşte ordan bir davet duyduk ve kabul ettik, yoldayız! deyin. Rabbimi tanıyorum, öğreniyorum ben yaşadığım sürece. Deyin.
    Gelin bu yola, acıyın kendinize.
    ALLAH çok merhametli çok acıyandır. Onun kürsüsü tüm gökleri de yeri de içine alır, o canlıdır, yarattıkları üzerinde hakimdir, onu ne bir uyku ne de uyuklama tutar, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O istemeden O’nun ilminden bir şey öğrenemezsiniz. O’nun dışındaki her şey yaratılmıştır ve O’na muhtaçtır.
    ALLAH ve elçilerine inananlar için hazırlanmış cennete koşun, nankörler ve inatçı kafirler için hazırlanmış cehennem ateşinden kendinizi koruyun.

Bir cevap yazın

Abonelikle İlgili Konular İçin abone@doganburda.com

Eksik Sayılar İçin okurhizmetleri@doganburda.com

Müşteri Hizmetleri (212) 478 0 300

Danışma Hattı (212) 410 32 00

 

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir