Yeniden Kullanılabilen Plastik Şişelerden Yüzlerce Kimyasal Yayılıyor

0
460
Fotoğraf: Anna Shvets/Pexels

Kopenhag Üniversitesinde çalışan araştırmacılar, yeniden kullanılabilir plastik şişelerde bekletilen musluk suyunda birkaç yüz farklı kimyasal bileşen tespit etmiş. Bu bileşenlerden bazıları ise insan sağlığına zararlı olabilir. Yeni çalışmanın ardındaki kimyagerlere göre, üreticilere yönelik daha iyi yasal düzenlemeler ile üretim standartlarının getirilmesi gerekiyor.

Hiç yeniden kullanılabilen plastik şişenin içinde bir süre duran suyun tuhaf bir tadı olduğunu düşündünüz mü? Görünüşe göre bu durumun gerçek ve endişe verici bir sebebi var.

Kopenhag Üniversitesinde çalışan iki kimyager, yeniden kullanılabilen popüler ve yumuşak plastik şişe tiplerinden sıvılara geçen kimyasal bileşenleri incelemiş.

Kopenhag Üniversitesi Bitki ve Çevre Bilimleri Bölümünde çevresel analitik kimya profesörü olan Jan H. Christensen, “Şişelerde 24 saat duran suyun içerisinde büyük miktarda kimyasal bileşen olduğunu bulunca şok olduk” diyor. “Suda yüzlerce bileşen vardı; bunlara, plastikte daha önce hiç bulunmayan bileşenlerin yanısıra insan sağlığına zararlı olabilecek bileşenler de dahil. Bulaşık makinesine konduktan sonra ise birkaç bin tane olmuşlardı.”

Profesör Christensen ile araştırma görevlisi Selina Tisler, plastik şişelerde 400’ü aşkın farklı bileşen ve bulaşık makinesi deterjanından gelen 3.500’ü aşkın bileşen tespit etmiş. Bunların büyük bir bölümü ise araştırmacıların henüz belirlemediği ve bilinmeyen bileşenler. Fakat belirlenmiş kimyasalların bile en az %70’inin zararlı olup olmadığı bilinmiyor.

Çalışma Journal of Hazardous Materials bülteninde çevrim içi yayımlandı.

Araştırmacıların suda bulunmasından endişe duyduğu zararlı bileşenlerden biri de fotobaşlatıcılar. Bu maddelerin, iç salgıları bozmak ve kanserojen olmak gibi canlıların sağlığına zarar verebilecek etkiler meydana getirdiği biliniyor. Dahası ise araştırmacılar, plastiğin üretiminde kullanılan çeşitli plastik yumuşatıcılar, antioksidanlar ve ayırıcı maddelerin yanısıra sivrisinek ilaçlarının etkin bileşeni olarak bilinen Dietiltoluamid (DEET) maddesini de keşfetmişler.

Bulaşık makinesinde yıkama yapmak, şişedeki suya daha fazla bileşen ekliyor

Araştırmacılar yeni deneylerinde, çoğu insanın plastik su şişesini kullanma biçimini taklit etmiş. İnsanlar genelde şişede birkaç saat boyunca bekleyen suyu içiyor. Araştırmacılar sıradan musluk suyunu hem yeni hem de kullanılmış içecek şişelerinde, hem makinede yıkamanın öncesi ve sonrasında hem de şişeler bulaşık makinesinde kaldıktan ve musluk suyuyla iyice çalkalandıktan sonra 24 saat boyunca bekletmiş.

Bitki ve Çevre Bilimleri Bölümünde çalışan doktora sonrası araştırma görevlisi ve makalenin birinci yazarı Selina Tisler şöyle açıklıyor: “Makinede yıkandıktan sonra en çok yüzeyden sabun bileşenleri yayılmıştı. Şişenin kendisinden gelen kimyasalların çoğu, makinede yıkama yapıldıktan ve fazladan durulama gerçekleştirildikten sonra da kalmıştı. Belirlediğimiz en zararlı bileşenler, aslında şişenin bulaşık makinesine konulmasından sonra gelmişti; muhtemelen yıkama işlemi plastiği aşındırmış ve bu yüzden oluşan sızıntıları artırmıştı.”

Yeni şişelerde ise ilave durulama yapıldıktan sonra 500’e yakın farklı bileşen kalıntısı bulunmuş. Bu bileşenlerin 100’den fazlası plastiğin kendisinden gelmiş.

Tisler, şişelerdeki suyun sağlığa zararlı olup olmadığına henüz karar vermediklerini vurguluyor. Araştırmacılar bileşen yoğunluklarını şimdilik sadece tahmin ederken, toksikolojik değerlendirmeler ise henüz tamamlanmamış.

“Bu bileşenlerin suda bulunması, suyun zararlı olduğu ve biz insanları etkilediği anlamına gelmiyor. Şimdilik bilmiyoruz. Prensipte ise sabun kalıntılarını veya diğer kimyasalları içmek pek iyi bir şey değil” diyor Tisler.

“Ben artık cam şişe kullanacağım”

“İçme suyumuzda bulunan düşük seviyedeki pestisitleri (böcek ilacı) çok önemsiyoruz. Fakat suyu bir kaba dökerek bu kaptan içtiğimizde, suya yüzlerce veya binlerce bileşeni kendimiz ekliyoruz. Yeniden kullanılabilen bu şişelerdeki bileşenlerin sağlığımızı etkileyip etkilemediğini henüz söyleyemesek de, ben bundan sonra cam veya kaliteli paslanmaz çelik şişe kullanacağım” diyor Jan H. Christensen.

Araştırmacılar şişe üreticilerinin, tespit edilen bileşenlerin sadece küçük bir kısmını kasıtlı biçimde eklediğinden şüpheleniyor. Bileşenlerin büyük bir kısmı ya üretim sürecinde, ya da kullanım sırasında farkında olmadan ortaya çıkıyor. Bu noktada bileşenler, diğer bileşenlerden dönüşmüş olabiliyor. Sivrisinek kovucu DEET de bunlardan biri. Araştırmacılar, plastik yumuşatıcılardan birinin bozundukça DEET’e dönüştüğünü düşünüyor.

“Fakat üreticilerin kasıtlı şekilde eklediği bilinen bileşenlerin bile sadece ufak bir bölümünde toksisite çalışması yapılmış. Dolayısıyla, bir tüketici olarak diğer bileşenlerin sağlığınıza zararlı olup olmadığını bilmiyorsunuz” diyor Selina Tisler.

Çok az bilgi, çok yumuşak düzenleme

Araştırmacılara göre sonuçlar, hem bir bilgi hem de bir düzenleme eksikliğini yansıtıyor:

“Çalışma, gıda ve yiyeceklerimizin temas ettiği ürünlerden yayılan kimyasallara yönelik ne kadar az şey bilindiğinin bir örneği niteliğinde. Ayrıca, üretim sırasındaki ölçüm düzenlemelerinin çok olması da bir genel bir problem. Neyse ki hem Danimarka’da hem de uluslararası çapta, bu alanı nasıl daha iyi düzenleyebileceğimizi araştırıyoruz” diyor Jan H. Christensen.

Bu esnada Selina Tisler, şirketlerin kendi istekleriyle sorumluluk almasını umarak sözlerini şöyle noktalıyor:

“Yeniden kullanılabilen plastik şişelere ismini yazan şirketlerin, tedarikçilerden satın aldıkları ürünler konusunda daha dikkatli olmasını ve belki de tedarikçilerden, ürettikleri şeylerde bulunan bileşenleri incelemelerini daha fazla talep etmesini umuyorum.”

Deneyin kısa özeti

Hepsi de Danimarka’daki dükkanlarda bulunabilen üç farklı tip içecek şişesi test edilmiş. Şişelerden ikisi, üreticiye göre biyolojik şekilde ayrışabilen plastikten yapılmış. Hem yeni hem de fazla miktarda kullanılmış şişeler incelenmiş. Bulaşık makinesinde yıkanmadan önce ve yıkandıktan sonra test edilen şişeler, musluk suyuyla fazladan beş defa durulandıktan sonra da incelenmiş.

Araştırmacılar, sıvı bir kromatograf ile kütle tayfölçeri kullanarak hedefdışı tarama (NTS) gerçekleştirmişler. Söz konusu yöntem, geleneksel yöntemlerde olduğu gibi var olduğundan şüphelenilen bileşenlerin analiz edilmesiyle sınırlı değil; mevcut olan tüm bileşenleri tarıyor.

 

 

 

 

 

Kaynak: Kopenhag Üniversitesi – Fen Bilimleri Fakültesi. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here