Yiyecekleri Neden Dışarıya Atmamalıyız?

0
Bu elma oraya ait değil. Fotoğraf: Sabina Music Rich/Unsplash

Uzun bir yürüyüşe çıktınız, belki de manzaralı bir köy yolunda gezinti yapıyorsunuz. Bu sırada ise elma, muz ya da kuruyemiş atıştırıyorsunuz. Atıştırmanız bittiğinde, geriye kalan tek şey bir çekirdek, kabuk ya da yemek istemediğiniz bir kuru üzüm. Kendi kendinize “Bunlar doğal maddeler” diyorsunuz ve onları ormanlık alana ya da yol kenarına atıyorsunuz. Sonuçta, besin artığı biyolojik olarak ayrışabilen bir şey. Bunun ötesinde, nasıl olsa bir hayvan gelip yer. Doğaya plastik bir ambalaj veya su şişesi atmadınız.

Fakat yere attığınız o portakal kabuğu veya bir avuç dolusu karışık çerez, zannettiğinizden çok daha büyük bir zarara sebep olabilir. Biyolojik olarak çözünmesi yıllar sürebilir, hayvanları ve hatta diğer insanları tehlikeye atabilir.

Bu yüzden kasıtlı olsun veya olmasın; çimenlik, kayalık veya ormanlık alanlara yiyecek artığı atmadan önce, doğada bıraktığınız herhangi bir yiyeceğin başına tam olarak neler geldiğini anlamanız gerekiyor.

Gıda artıkları düşündüğünüz kadar hızlı ayrışmıyor

Çoğu kişi gıda artıklarının biyolojik açıdan ayrışabildiğini bilir. Arka bahçede duran bitki gübresini düşünün: Gıda parçası ve atıkları ilave edince, bunların haftalar veya aylar içerisinde ayrıştığını ve bitkilerin sevdiği, besin bakımından zengin bir toprağa dönüştüğünü görürsünüz.

Fakat bir gübre yığını veya tesisinde, gıda atığının bu kadar hızlı şekilde bozunması için gereken koşulların (mikrop yönünden zengin bir ortam, ısı ve sık malzeme değişimi gibi) farkında olan çok az insan var. Bu koşullar doğada bulunmuyor.

Aslında portakal ve muz kabuğu gibi gıda artıklarının doğada ayrışması iki yıl kadar sürebiliyor; yani zannettiğinizden çok uzun bir süre patikanın kenarında veya yolun yanındaki hendekte duruyorlar.

Bu yüzden kahve telvelerinizi veya elma çekirdeklerini çalılıklara fırlatmadan önce, Açık Hava Etiği Hiç İz Bırakma Merkezi’nde eğitim ve araştırma müdürü olan Ben Lawhon’un tavsiyesini dikkate alın. Lawhon, kendinize “Eğer ben olmasaydım, bu şey burada olur muydu?” diye sormanızı öneriyor.

Çok muhtemel ki, cevap “Hayır”. Ayrıca o besin artıkları nihayetinde biyolojik olarak çözünse bile, göze batmanın ötesinde birçok ciddi soruna yol açabilirler.

“Mesele gıda artıklarının ayrışmaması değil” diyor Lawhon. “Mesele, bunun ne kadar uzun süreceği ve hayvanların nasıl etkileneceği.”

Gıda artıkları hayvanları kendine çekiyor

Biyolog ve rekreasyon ekoloğu Jeff Marion, “Hayvanların, bizlere kıyasla muazzam derecede gelişmiş koku duyuları var” diyor. “Bu yüzden dışarı yiyecek attığınız zaman, bu yiyecek aslında her türden canlı için bir neon ışığı vazifesi görüyor.” Bunlar arasında, portakal kabukları veya birkaç kuruyemiş gibi görünürde masum olan artıklar da bulunuyor.

İnsanlara ait tüm yiyecekler, ufak miktarlarda olsa bile hayvanları çekebileceğinden; hem insanlar, hem de yaban hayatı için sorun oluşturabilir. Bu sorunlar, genelde birinin bir avuç karışık kuruyemişi bilmeden yere atması veya ateş yakarken yiyecekleri de yakmaya çalışmasıyla başlıyor. Hatta daha kötüsü; insanlar doğadaki hayvanları beslemeye çalışabiliyorlar.

Bu durum ise sonrasında, Lawhon ve bu alandaki kişilerin çekim davranışı adını verdikleri ve insan faaliyetlerinin, hayvanların insanlara karşı sergilediği doğal ihtiyatın üstesinden gelmesine sebep olan duruma yol açabiliyor.

Bu yiyecekler hayvanları çekmeye başladığında, onlardan kurtulmak zor oluyor. Bunun sebebiyse, yaban hayatının fırsatçı olması. Marion, hayvanların insan yiyeceği bulduklarında, daha fazlası için sık sık geri döneceklerini söylüyor.

Bu durum, sırt çantalarını çiğneyen ufak kemirgenlerden kamp alanlarında dolaşan aç ayılara kadar her şeye yol açabilir. Başlangıçta fazla miktarda yiyecek olması da gerekmiyor.

“Büyük bir hayvana asla yetmeyecek ufak miktarda yiyecek ya da yere atılmış gıda ambalajı bile, kuvvetli yiyeceğe çekilim davranışları oluşturmak için yeterli” diyor Marion ve durumu, yemek zamanı sürekli çocukların yüksek sandalyesi etrafında dolaşan ev köpeklerine benzetiyor. “Bu yüzden evet, bir ya da iki ay içinde ayrışacak olan o elma çekirdeği veya yere döktüğünüz noddle’lar bile sorun oluşturuyor.”

Çizgili sincap veya martıların, yakınlarda yiyecek olduğunu bildikleri için sizi rahat bırakmaması pek rahatsız edici bir şey gibi gelmeyebilir; fakat türden çekilim davranışı, hızla daha tehlikeli hale gelebilir. En hafif yiyecek kokusuyla bile kamp alanlarına veya yürüyüş patikalarına giden ve ziyaretçileri tehlikeye sokan ayıları düşünün. Veya ufak yiyecek artıklarının sıklıkla cezbettiği ve insanları öldürebilen hantavirüs taşıyan fareleri…

Ancak yiyeceklerin hayvanları çekmesinden başka sorunlar da var.

İnsanların yediği şeyler, hayvanları hasta edebilir

İnsanların tükettiği yiyeceklere giden ve sonrasında insan yiyeceklerine alışan hayvanlarda, geniş kapsamlı sağlık sorunları meydana gelebilir.

“Hayvanlar bizim yiyecek ve artıklarımıza ulaştıkları zaman, yiyeceğe çekilmekten kaynaklı doğal olmayan çöpçülük ve dilenme davranışları benimsiyorlar. Bu davranışlar, hayvanların sağlıksız gıdalar ve losyon ya da dudak kremi gibi kokulu maddeler tüketmesine yol açabilir” diyor Marion. Bu hayvanlar, insan besinlerine bağımlı hale de gelebilir ve doğal besinler yemeyi ya da yavrularına bunların nasıl bulunacağını öğretmeyi bırakabilirler.

Yol kenarındaki yiyecek artıkları, hayvan ölümlerine bile sebep olabilir çünkü bu yiyeceklerin cezbettiği yaban hayvanlarına araba çarpabilir. Bu ceset, daha sonra leş yiyen kuşlar gibi canlıları çekebilir ve bu hayvanlara da araba çarpabilir. Bunun sonucunda, yaban hayatında içler acısı bir ölüm döngüsü meydana gelebilir.

Yiyeceğin kendisi de hayvanları hastalandırabilir ve hatta öldürebilir. İnsanların açık alanlara bıraktığı çoğu şey (birkaçını saymak gerekirse kabuklar, çekirdekler, kuruyemiş karışımı), neredeyse hiçbir zaman hayvanların normal beslenme düzenlerinin bir parçası değil. Hayvanlar, genelde gerçek yiyecek ile dudak kremi, patates cipsi paketleri ve atıştırmalık yiyecek ambalajları arasındaki farkı çözemiyor ki bu maddeler, hayvanlar için ölümcül olabilir.

ABD’deki Büyük Kanyon Milli Parkı’nda yiyeceklerin çektiği fakat yanlış beslendikleri için ölen 22 geyik üzerinde yapılan otopsilerde, iki buçuk kilograma kadar ulaşan plastik ve gıda ambalajının hayvanların bağırsaklarını tıkadığı bulunmuş. ABD Jeolojik Araştırma Dairesi’nde çalışan araştırmacılara göre incelemeyi yürüten uzmanlar tüm bu çöpleri, insan besinlerine karşı gösterdikleri güçlü çekilim ve bağımlılığın bir sonucu olarak saldırgan ve tehlikeli hale gelen geyiklerin ötanazi edilmesinden sonra keşfetmiş.

Çekilim, saldırganlık anlamına gelebilir

Bu rakuna müdahale edilmesi gerekiyor. Fotoğraf: Jonnelle Yankoviç/Unsplash

Gördüğünüz üzere, yiyecek artıklarını gelişigüzel dışarı atmadan önce tek düşünülmesi gereken şey yaban hayatının sağlığı ve iyiliği değil. İnsanlar ve yiyecekleri düzenli olarak hayvanları kendine çektiğinde, hayvanlar sık sık insanların varlığına alışıyorlar; yani bize karşı olan doğuştan korkularını kaybediyorlar. Bu alışma davranışı, bir hayvan yiyeceğe şartlandığı veya insanları bedava yiyecekle eş tuttuğu zaman daha kötü hale geliyor. Bu noktada, hayvanların paketleri veya soğutucuları yarıp çiğnemeye çalışması ve insanların etrafında saldırgan hale gelmesi çok zor değil.

Marion, Açık Alanlarda İz Bırakmayın kitabında şöyle söylüyor: “Sık sık insan yiyeceği elde eden hayvanlarda, yiyeceklere karşı tehlikeli çekilim davranışları ve bağımlılıkları gelişiyor. Bu durum, onları insanların güvenliğini ve mülklerini tehdit edebilen saldırgan dilencilere dönüştürebilir. Bir hayvan o noktaya ulaştığında, esasında oyunun sonu geldi demektir.”

Dış mekanlarda faaliyet yürüten pek insanın aşina olduğu “Beslenen bir ayı, ölü bir ayıdır” sözünün kökeni de bu. İnsan-hayvan karşılaşmaları söz konusu olduğunda, kaybeden taraf sıklıkla hayvanlar oluyor. Bir ayı, bizon, Kanada geyiği veya rakun bir insanı yaralasa bile, insan genelde iyileşiyor. Fakat hayvan, ölümcül olabilecek daha fazla karşılaşmanın önlenmesi amacıyla sıklıkla başka yere götürülüyor veya öldürülüyor. Bu yüzden tamam, oyunun sonu geldi ama genelde sadece hayvan için…

“Bu gibi etkiler oluşturmaktan kaçınabiliriz. Hayvanları insanların yiyeceklerinden uzak tutmaya muktediriz” diyor Lawhon.

Yiyeceğinizi kendinize saklayarak üstünüze düşeni yapın

Hoş olmayan bu etkilerin hepsini önlemek için yiyeceklerinizin, yiyecek artıklarınızın, çöplerinizin ve kokulu eşyalarınızın hepsiyle yapabileceğiniz en iyi şey, bunları uygun şekilde saklamanız ve bir çöp kutusuna ya da atık konteynırına atmanızdır. Yaban hayvanlarını beslemeyin veya bu nesnelerin herhangi birine erişmelerine izin vermeyin. Yol kenarına, ormanlık alana yiyecek veya çöp atmayın ya da bunları taşların altına gizlemeyin. Yakmaya veya gömmeye de çalışmayın çünkü gıda artığını veya çöpü yakmak zannettiğinizden daha zordur. Ayrıca ateş yakılan yerler, yabani hayvanların incelediği ilk bölgelerden biridir.

Uygun şekilde bertaraf edebilene kadar, çöplerinizi ve gıda artıklarınızı güvenli şekilde saklayıp taşımaya her zaman hazırlıklı olun. Eğer bir yürüyüş yapmayı planlıyorsanız, atık ve ambalajlar için birkaç çöp torbası veya ağzı kilitli torba taşıyın ve eve geldiğinizde onları çöpe atın. Yolda atıştırıp daha sonra atmanız için arabanızda da birkaç poşet olsun. Ayrıca patikada veya parkta başka gıda artıklarıyla karşılaşırsanız, sizin olmasa bile yerden alın. Çünkü olumsuz bireysel etkiler dış mekanlarda biriken zararlı etkiler meydana getirirken, olumlu bireysel etkiler de bunun tam tersini yapar!

Unutmayın, yaban hayatı korumalı doğal bölgelerde yaşıyor. Marion, onların evlerinde ve doğal yaşam alanlarında bizlerin sadece geçici ziyaretçiler olduğunu söylüyor. Düşük etkili İz Bırakma uygulamalarını öğrenip benimseyerek onları korumak bizim sorumluluğumuz. Bunların arasında, tüm yiyecek ve çöpleri uygun şekilde depolayıp bertaraf etmek de yer alıyor.

 

Yazar: Alisha McDarris/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz