50 Yıl Sonra, En Tartışmalı Psikoloji Deneylerinden Birinde Aynı Sonuçlar Elde Edildi

İnsanlar, kurallara uymak için hâlâ diğerlerinin canını acıtıyor.

Eğer hiç sosyal bilim üzerinde çalıştıysanız, büyük ihtimalle Milgram deneyleri hakkında bir şeyler duymuşsunuzdur. Bu kötü şöhretli deney serisi 1961’de başladı ve deneylerde çoğu gönüllünün, eğer bir otorite figürü onlara yapmalarını söylerse, diğer insana zarar vereceği sonucuna varıldı.

Bu tüm zamanların en tartışmalı ve en iyi bilinen psikoloji deneylerinden biri haline geldi; ve şimdi, 50 yıldan fazla süre sonra, Polonya’daki bir araştırmacı takımı çağdaş bir uyarlamayı tekrarladı ve sonuçların hâlâ doğru kaldığını buldu.

Psikologlardan biri olan Polonya’daki SWPS Beşerî ve Sosyal Bilimler Üniversitesi’nden Tomasz Grzyb şöyle söylüyor: “İnsanların büyük çoğunluğu, Milgram’ın deneylerini öğrenirken ‘asla bu şekilde davranmam’ diyor.”

“Bizim yaptığımız çalışma, bir kez daha, deneklerin yüz yüze geldiği durumun muazzam gücünü ve bu kişilerin, tatsız buldukları şeyleri nasıl kolay bir şekilde kabul edebileceğini örneklendirdi.”

Eğer Milgram deneylerine aşina değilseniz söyleyelim, bunlar, Yale Üniversitesi psikoloğu Stanley Milgram tarafından yürütüldü ve 1961 yılının Temmuz ayında, Alman Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın duruşması başladıktan üç ay sonra başladı.

Milgram’ın cevabını bilmek istediği soru şuydu: “Eichmann ve onun Yahudi Soykırımı’ndaki milyonlarca suç ortağı, sadece emirleri takip ediyor olabilir miydi?”

Bunu araştırmak için, bir deneyci otoritesi altındaki gönüllülerden, yanlış bir cevap verdikleri her seferde bitişikteki bir odada bulunan ve onların duyabildiği fakat göremediği bir kişiye elektrik şokları vermelerinin istendiği bir deney hazırladı.

Her birinin üstünde bir voltaj etiketinin bulunduğu ve basabildikleri 30 farklı düğme bulunuyordu. Haberdar oldukları kadarıyla, şoklar epey zararsız olan 15 volttan başlıyordu, fakat alıcıyı ciddi şekilde yaralayacağı konusunda uyarıldıkları, tehlikeli bir 450 volta kadar çıkıyordu.

Makinenin birkaç tane korkutucu ses ve ışık etkisi üretmek dışında hiçbir şey yapmadığını ve diğer odadaki kişinin aslında deneyde bulunan uzman bir oyuncu olduğunu ve sanki acı çekiyormuş gibi ağlaması için kendisine para ödendiğini bilmiyorlardı.

Gönüllüler, bunların hiçbirini bilmiyordu ve aslında diğer kişiye zarar verdiklerini düşünüyorlardı, fakat deneyci kendilerine devam etmeleri gerektiğini, çünkü bunun deney için çok önemli olduğunu söylemişti.

Milgram’ın deneylerinin en ünlü olanı, 40 gönüllünün yüzde 65’inin emirlere uyduğunu ve diğer odadaki kişinin durmalarını söylemesine ve acı yakarışlarına rağmen 450 volta kadar gittiklerini gösterdi.

Bazı insanlar çıkıp gitti ve pek çok insan, deneye devam etmeyi sözlü şekilde reddetti, fakat deneklerin üçte ikisi emirlere uydu ve devam etti.

O zamandan beri geçen yıllar içinde, bazı araştırmacılar Milgram’ın kullandığı yöntemlerin dikkatsizce tasarlandığını ve kendisinin verileri değiştirdiğini iddia etti, fakat o zamandan beri farklı test çeşitleri, epey tutarlı sonuçlarla birlikte bütün dünyada tekrarlandı.

Bununla beraber, çalışmanın hiç yürütülmediği bir yer vardı, bu yer Merkez Avrupa’ydı.

Grzyb ve takımı, Social Psychological and Personality Science bülteninde şöyle yazıyor: “Bizim amacımız, Polonya’da yaşayanlar arasında ne kadar yüksek bir itaat seviyesiyle karşılaşacağımızı incelemekti.”

“Milgram örneğindeki testlerin, Merkez Avrupa’da hiç gerçekleştirilmemiş olduğunu belirtmeliyiz. Bölgede bulunan ülkelerin benzersiz tarihi, otoriteye itaat konusunu bizim için son derece ilgi çekici hale getiriyor.”

Araştırmacılar, deneyin bu çağdaş uyarlamasında, yaşları 18 ve 69 arasında değişen 80 katılımcı (40 erkek ve 40 kadın) topladı.

Milgram’ın testlerine benzer şekilde, bir müfettiş gönüllüleri teşvik ederek, onlara yanlış cevap duydukları her seferde başka bir odada bulunan birine artan şiddetlerde elektrik şoku vermelerini, voltaj artsa bile bunu yapmaya devam etmenin önemli olduğunu söyledi.

Fakat bu güncellenmiş örnekte, deneyi daha etik hale getirmek amacıyla, asıl çalışmadaki 30 tam düğmenin yerine, daha düşük şok değerlerine sahip olan sadece 10 adet düğme bulunuyordu.

Araştırmacılar sonunda, gönüllülerin yüzde 90’ının mevcut olan en yüksek şok seviyelerini çarptırmak amacıyla emirlere uyduğunu buldular. Bu miktar, Milgram’ın deneylerinde 10ncu düğmeye basmış olan insan miktarına çok benziyor.

Grzyb şu sonucu çıkarıyor: “Milgram’ın otoriteye itaat konusunda yaptığı asıl deneyden neredeyse yarım yüzyıl sonra, deneklerin çarpıcı bir çoğunluğu hâlâ çaresiz bir bireyi elektrikle idam etmeye istekli durumda.”

İnsanlığın durumu hakkında fazla karamsar hale gelmeden önce, bunun çok küçük bir örnek boyutu olduğunu akılda tutmakta fayda var (Milgram’ın yıllar boyu yaptığı bireysel deneylerin çoğu gibi), bu yüzden, bu sonuçların genel olarak insan nüfusu için ne anlam taşıdığını kestirmek biraz zor.

Aslında Polonya’daki takım, Milgram’ın ilk araştırmasını detaylandırmayı ve erkekler ile kadınlar arasında bir fark bulunup bulunmadığını görmeyi umuyordu, fakat, örnek boyutlarının bu karara varmak için fazla küçük olduğunu kabul ettiler.

Takım, Social Psychological and Personality Science bülteninde şöyle yazıyor: “Elektrik verilen kişinin cinsiyetinin, katılımcıların sergilediği itaat seviyesini etkilediği konusundaki hipotezi onaylamadığımızı kabul etmek zorundayız.”

Ayrıca, son yıllarda Milgram’ın elde ettiği sonuçların nasıl yorumlanacağına dair tartışmalar da olmuştu.

2014 yılında bir takım, Yale arşivlerine dönmüş ve katılımcıların deneylerden üzüntü duymak yerine, aslında bilime önemli bir katkı yapmak konusunda iyi hissettiklerini bulmuşlardı.

Araştırmacılardan biri olan Queensland Üniversitesi’nden Alex Haslam o zaman şöyle açıklamıştı: “Bu durum, zulüm psikolojisine yeni bir bakış açısı sağlıyor ve faillerin genelde kötülük yapma arzusu ile değil, yaptıkları şeyin önemli ve yüce olduğu hissiyle motive olduklarını öne süren diğer bulgularla uyuşuyor.”

Bu durum, Milgram’ın (ve artık Grzyb ile takımının) yıllar boyunca elde ettiği sonuçlara gölge düşürmüyor, fakat bunların insan doğası hakkında olumsuz bir şey göstermeyebileceğine dair küçük bir miktar teselli sağlıyor.

Araştırma, Social Psychological and Personality Science bülteninde yayınlandı.

 

 

ScienceAlert

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir