Ay’ı Oluşturan Kozmik Çarpışma Sandığımızdan Daha Tuhaftı

“Ay’a Seyahat”

“Ay’a Seyahat”

Ay’ımız her zaman cevaplardan çok sorulara ilham kaynağı olmuştur. Karanlığın içinden kendini gösteren bu küre gece bekçiliğine ilk nasıl başladı? Bazı antik efsaneler Dünya ile Ay’ı karı-koca, bazıları kardeş olarak tarif eder. Başka bazıları onu ölülerin evi olarak değerlendirmiş, kimileri de tutulmalara ve gelgitlere derin anlamlar yüklemiştir. 80’li yıllarda astronomlar Ay’ın Dünya’nın yörüngesi tarafından “ele geçirildiğini” düşünüyorlardı. 2013 gibi yakın bir tarihte, bilim insanları Dünya’nın Ay’ı Venüs’ten çaldığı fikri etrafında dolanıyorlardı.

Yeni bir araştıma Ay’ın ortaya çıkışı ile ilgili modern efsanelerimizi yeniden yazıyor, zira araştırmacılar Dünya ile Ay’ın ilişkilerine nasıl başladığına dair yeni bir teori öne sürüyorlar. Buna göre, Güneş Sistemi’nin erken zamanlarında Dünya’yı neredeyse yok eden büyük bir çarpışma oldu ve birbirinin içine giren kütleler sonradan yoğunlaşarak evimizi ve uydumuz olan biricik gök cismini oluşturdu.

Ay sevdalıları için devasa bir kozmik parçalanma kulağa pek iddialı gelmeyebilir. Çünkü halen kabul gören teoriye göre, (Ay tanrıçası Selene’nin annesine atfen) Theia diye isimlendirilen Mars büyüklüğündeki varsayımsal bir genç gezegen Dünya’ya omuz atıp bir kısmını koparıyor. Buna uygun adlandırmayla “dev çarpma hipotezi”, ortaya çıkan uzay çöpü yığınının zaman içinde Ay’ı meydana getirdiğini dile getiriyor. Bu çarpma etkisi Dünya’nın dönme hızını 5 saatlik günlerden 24 saatlik günlere çekti.

Bu hipotezin bazı sorunları var. En büyüğü Apollo görevleriyle Ay’dan getirilen örneklerde yatıyor. Bu örnekler Dünya’daki kayalarla aynı, fakat Güneş Sistemi’ndeki diğer gök cisimlerinden farklı kimyasal özellik gösteriyor. Yani, Theia’nın yapısından büyük olasılıkla farklı. Eğer Theia Ay büyüklüğünde bir parçayı koparacak kadar Dünya’yı sıyırdıysa, Dünya göreceli olarak zarar görmemiş halde kalırken Ay’ın bu yabancı gezegenin kimyasal izinin bir kısmını taşıyor olması gerekirdi.

SETI enstitüsünden Matija Cuk’un ilk isim olduğu yazarlar grubu Nature dergisinde yeni yayımlanan çalışmalarında bu problemleri daha şık bir şekilde çözmeye giriştiler –çok da başarılı bir çıkışla. Bu ekibin bulgularına göre, Theia genç Dünya üzerinde gerçekten oldukça büyük bir etki yarattı. Sürtünüp geçmek veya ondan bir parça koparmak yerine, Theia aslında gezegenimizle kafa kafaya çarpıştı. Bu yüksek enerjili çarpışma gezegenimizin bir kısmını buharlaştırdı veya eritti, öyle ki Dünya Theia ile bütünleşti. Bu erimiş uzay enkazı zaman içinde, Dünya ve Ay dediğimiz, hemen hemen aynı iki gök cismini oluşturdu. Dünya, ekseni Güneş’i işaret edecek şekilde, 2 saatlik gün hızı ile başladı, zaman içinde yavaşladı, bu arada Ay kendisinden uzaklaştı.

Yeni teori, çarpmaya dayalı Ay açıklamasının getirdiği bir başka potansiyel probleme de açıklık getirebilir. Eğer Ay, Theia’nın darbe etkisiyle oluşmuş olsaydı, Dünya’nın ekvatoru etrafında dönmesi gerekirdi, oysa küçük bir açıyla dönüyor. Ama Dünya’nın önemli bir bölümünü buharlaştırmaya yetecek kadar güçlü ve kafa kafaya gelen çarpışma gezegenin yalpalamasına neden olmuş olabilir. Belki Ay erimiş Dünya’dan ayrıştıktan sonra gezegenimizin terk ettiği yalpalama pozisyonuna yerleşti.

Modern astronomlar kozmik arkadaşımızın doğuşu ve gelişimiyle ilgili olarak sürekli yeni fikirlerle ortaya çıkıyorlar, o yüzden bunun Ay’ın doğumu için son söz olmasını beklemeyelim. Ama şu var ki, en azından antik astronomların ucuz efsanelerinden bazılarını artık aşmış durumdayız.


Çeviren: Bülent Bilgili

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir