Bir İnsanı Maske Takmaya İkna Etmek Zor Fakat İmkansız Değil

0
1706
Immanuel Kant olsaydı ne derdi? Engin Akyurt/Unsplash

Halk sağlığı adına, ünlü filozoflardan bir takım sohbet konuları ödünç alın.

Colin Marshall, Washington Üniversitesi’nde yardımcı felsefe profesörü.

Yapılan çeşitli çalışmalar, maskelerin COVID-19’lu insanlardan çıkan virüs yüklü su damlacıklarının yayılımını azalttığını gösteriyor. Fakat Gallup araştırma şirketinin yaptığı bir ankete göre Amerikalıların neredeyse üçte biri, halk arasında nadiren maske taktığını veya hiç takmadığını söylüyor.

Bu durum, akıllara şu soruyu getiriyor: Maske karşıtları, maske takmaya ikna edilebilir mi?

Bazıları için, böyle bir sorunun ahlaki bir tarafı yokmuş gibi görünebilir. Maske takmak hayat kurtarıyor, bu yüzden herkes takmalı. Hatta bazıları, maske karşıtlarının sadece bencil insanlar olduklarına bile inanabilir.

Fakat ahlak ve ikna konuları üzerinde çalışan bir felfesefeci olarak ben, işlerin bundan daha karmaşık olduğunu iddia ediyorum.

Sevgi ve saygı konularında Kant

Başlarken; Batı düşüncesinde en etkili ahlaki sistemlerden birini düşünelim: Alman filozof Immanuel Kant’ın sistemini.

Kant’a göre ahlak, nihayetinde saygı ve sevgiyle ilgilidir. Kant, birisine saygı göstermenin; “diğer insanın onurunda kendi öz saygımızı kısıtlamak” olduğunu iddia ediyor. Diğer bir ifadeyle, başkalarının onurunu baltalamaktan kaçınmalıyız.

Saygının yanısıra Kant, başkalarına belli tipte bir sevgi de göstermemiz gerektiğini söylüyor. Diğerlerini ahlaki açıdan sevmek, insanın kendi içerisinde bir his barındırmasıyla ilgili değildir diyor Kant: “Başkalarının gayesini, kendiminki haline getirmektir (bunlar ahlak dışı olmadığı sürece).”

Yani ahlaki sevgi, hedefler ahlak dışı olmadığı sürece; başkalarına hedeflerine ulaşmaları için yardım etmeyi gerektirir.

Hep birlikte değerlendirildiği zaman bu durum, başkalarına iyi davranmanın; bu kişilere neyin onur sağladığını ve bu kişilerin nihayetinde nelere ulaşmaya çalıştığını anlamayı gerektirir.

Sosyal itibar nedir?

İnsan, birini maske takmaya ikna etmeye çalışmanın neden o kişinin onurunu tehdit edeceğini sorgulayabilir.

Burada, sosyal onur denilen bir onur tipini göz önünde bulundurun. Ahlakçı Suzy Killmister’a göre sosyal onur, kişinin içinde yaşadığı topluluğun kişiden talep ettiği ölçütlere göre yaşamasından oluşur. Önem taşıyan belli standartlar, topluluğun ihlal edilmesini “utanç verici” şeklinde gördüğü şeylerdir.

Birinin sosyal onuru, içinde bulunduğu toplumun standartlarını kabul edip etmemesine göre zarar görebilir. Böyle bir durum, kişi çatışan standartları olan farklı sosyal grupların üyesi ise gerçekleşebilir.

Örneğin, muhafazakar dindar bir toplulukta yaşayan ve seküler bir devlet okuluna giden bir ergeni hayal edin. Bu kişinin dindar topluluğunun standartlarına göre, hayasızca giyinmek utanç vericidir. Fakat sınıf arkadaşlarının standartlarına göre, muhafazakar şekilde giyinmek utanç verici biçimde demodedir. Bu kişi, bir onur ikilemiyle karşı karşıya kalır: Nasıl giyinirse giyinsin, tam sosyal onura erişemez.

Utanç ve sosyal standartlar

Amerikalıların önemli bir çoğunluğu maske taktığından ve maske takmak da halk sağlığını korumak bakımından önemli olduğundan; maske takmak, utanca bağlı sosyal bir standart haline gelmiştir.

Buna karşılık salgın hastalık bilimci Julia Marcus, geçenlerde maske takmayan insanları utandırmanın etkili olmadığını söylemişti. Marcus bunun yerine, maske karşıtlarına empatiyle yaklaşmayı öneriyor.

Marcus’un bu önerisinin ahlaki önemini görmek için, Gallup’un yaptığı bir ankette elde edilen başka bir bulguyu göz önüne alın: Çoğu grup, halk arasında her zaman veya sık sık maske taktığını söylese de; Cumhuriyetçiler’de böyle bir durum geçerli değil. Cumhuriyetçiler’in yüzde 50’sinden fazlası hiçbir zaman maske takmadığını, nadiren veya sadece bazen maske taktığını söylüyor. Benzer şekilde, yapılan diğer çalışmalarda da maske takma konusunda keskin bölgesel farklılıklar görülüyor.

İçinde bulunduğu sosyal grubun, maske takmayı utanç verici şeklinde gördüğü bir Cumhuriyetçi; bir onur ikilemiyle karşı karşıya kalıyor. Örneğin Vaşington eyaletinde yaşayan bir şerif, alkış tutan bir kalabalığa dönerek eyaletin maske zorunluluğunu uygulamayacağını söylüyor. Tavsiyesi ise şu: “Koyun olmayın.”

Benzer şekilde psikolog Peter Glick, maske takmanın bazı gruplarca “erkeğe yakışmayan” bir eylem şeklinde görüldüğünü çünkü onlara zayıflık gibi geldiğini ileri sürüyor.

Bu gibi topluluklarda yaşayan insanlar, içinde yaşadıkları daha geniş boyuttaki toplumun standartları maskeyi gerektirse bile, maske karşıtı standartlara maruz kalıyorlar. O sebeple bu kişilerin onuru, kararsız bir konumda kalıyor. O halde ahlaki açıdan konuşursak, bu kişilerle saygı çerçevesinde bir diyalog kurarken kör bir ikna çabasına girmemeli; bu gerçeği kabul etmeliyiz.

Küçük gayretler sarf etmek

Kant’ın dediğini hatırlayın: Başkalarının onuruna saygı göstermenin yanısıra, onlara amaçlarına ulaşmalarında da yardım etmeliyiz; tabi bu amaçlar ahlaksız değilse. Maske giymeyi reddetmek de pekala ahlak dışı olabilir.

Fakat birinin toplumun standartlarına göre yaşayarak sosyal statüsünü sürdürmeye çalışması aslen ahlak dışı değildir. Eğer maske karşıtlarını inkara sevk eden sebep buysa; o halde Kant’ın oluşturduğu çerçeve, maske yanlılarına durumun ahlaki ayrıntısını görmede yardımcı olabilir.

Bu ahlaki güçlüğü değerlendirmek, maske karşıtlarını ikna etmeye çalışan kişilere de yardımcı olabilir. Bu kişiler, maske karşıtlarına; başka ortamlarda maske takarken, maske karşıtı sosyal gruplarında itibarlarını sürdürme seçeneği sunmaya ihtiyaç duyabilir.

Örneğin Başkan Trump da dahil olmak üzere, bazı durumlarda maske giyen fakat diğer durumlarda giymeyen muhafazakar örnekler bulabilirler. Sonuç olarak, maske takma konusunda ufak gayretler bile insanların hayatını kurtarabilir.

 

 

 

 

Yazar: Colin Marshall, Yardımcı Felsefe Profesörü, Washington Üniversitesi. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here