Birleşik Devletler, Uzay Kuvvetleri Tasarısından Önce de Uzayı Askerîleştirmeyi Denemişti

Amerikan Hava Kuvvetleri, 1966 yılında yörüngeye insansız bir uzay istasyonu göndermişti

İnsanlı Yörünge Laboratuvarı isimli askerî bir uzay istasyonunun nasıl görüneceğine dair bir sanatçının canlandırması. NRO


Donald Trump’ın Uzay Kuvvetleri fikri gerçekten meyvesini verirse, uzayı hedefleyen ilk askeri güç bu olmayacak. Aslında, uzayda askerî bir yapı kurma fikri, uzay çağı kadar eskiye dayanıyor ve Birleşik Devletler 1960’lı yıllarda kendi uzay kuvvetlerini kurmaya yaklaşmıştı.

Fakat ortada bazı farklılıklar var. Örneğin, Uzay Kuvvetlerinin nihayetinde uzaya askerî personel koymayı kapsayıp kapsamadığını kimse tam olarak bilmiyor. Yoksa insanlar sadece Dünya’da kalacak ve gökyüzünde robotik teknolojiler mi kullanılacak?

Harvard’da astrofizikçi olan uzay uçuşu tarihçisi Jonathan McDowell, gönderdiği bir epostada şöyle yazıyor: “Bence Uzay Kuvvetleri daha çok, Savunma Bakanlığının uydu teknisyenlerine yönelik bir kariyer yolu. Aslında insanların uzaya gitmesiyle hiç ilgisi yok.”

Şunu bir kenara koyalım: Uzayda ABD Savunma Bakanlığının uyduları var. İnsansız bir uzay mekiği olan Boeing X-37B, en az son on yıldır bir dizi gizli görev uçuşu gerçekleştirdi ve neler yaptığını kimse bilmiyor. ABD Stratejik Komutanlığı, uzaydaki şeyleri takip ediyor. ABD Hava Kuvvetlerinin (USAF) ise gelecek yıl çalışması beklenen yeni bir uydusu ve çöpleri takip eden “uzay çiti” var. Birçok astronot, meslek hayatlarına orduda başladı. Bu sebeple bazı yönlerden, uzayda oldukça büyük bir askerî mevcudiyet bulunuyor.

Ancak şu an bu konuda atanmış askerî astronotlar veya uzay araçları da bulunmuyor. Uzay Kuvvetleri konusunda yapılan planlarda bunun ne zaman talep edileceği belli değil. Fakat durum her zaman böyle değildi.

1960’larda USAF, uzayda kendi yerini oluşturmak amacıyla ciddi bir şekilde çalışıyordu. Teknik olarak prototip bir uzay istasyonunu uzaya fırlatmışlardı fakat kendileri hiç gitmemişti.

1950’ler ve 1960’larda, uzaya hazır olan askerî taşıtlar yapma girişimleri de olmuştu. ABD Hava Kuvvetleri, 1940’lı yıllarda Bell Laboratuvarları ile birlikte çalışarak, roket motorların kullanıldığı deneysel X-1 uçağını üretmişti. Chuck Yeager’in 1947 yılında bir X-1 üzerinde yaptığı meşhur uçuşta, ilk ses bariyeri kırılmıştı. Fakat Yeager yalnızca 13 kilometre yukarı çıkmıştı; bu miktar, ABD Hava Kuvvetlerinin uzun süredir uzayın sınırı olduğunu düşündüğü 80 kilometrelik çizgiden 67 kilometre kısaydı. (NASA bunu 100 kilometre olarak belirledi).

Bell X-1 uçuşu, ses ötesi uçuşa ilgi duyulmasına yol açtı. Yeager 1948 yılında 20 kilometrelik bir yüksekliğe çıkacaktı; saatte 1540 kilometrelik hızlara erişilen bu uçuş, o tarihe kadar yapılan en yüksek ve en hızlı uçuştu.

X-1 ayrıca; ABD Ulusal Havacılık Danışma Heyetinin bir çeşidi, halefi NASA ve ABD Hava Kuvvetleri tarafından test edilip işletilen, deneysel uçakların üstünkörü bir şekilde gruplandırıldığı X-Plane programındaki ilk uçaktı. Daha sonra gelen X-uçaklarının hepsi, uzay keşiflerine ve bununla ilişkili diğer yüksek irtifalı uçuşlara uygulanabilecek teknolojilerle çalışmıştı. Özellikle X-13’te, bugün özel uzay sanayiindeki yeniden indirilen roketleri andıran dikey havalanma ve konma (VTOL) teknolojisi oluşturulmaya çalışılmıştı. X-8, X-11 ve X-12 ise kelimenin tam anlamıyla füze roketleriydi.

Daha sonra X-15 çıktı.

X-15 uçarken.  NASA


Daha yukarıya

İlk çıkan X-uçaklarında yüksek irtifa isteği mevcuttu fakat X-15, özel olarak askerî bir uzay uçağı olacaktı. NASA ve ABD Kuvvetleri ile ortaklaşa olarak Kuzey Amerika Havacılık tarafından tasarlanmıştı. İlk uçuşunu 1959 yapmıştı fakat 1962’de yapılan uçuşlarda çok daha yüksekler hedeflenmeye başlanmıştı.

X-15 görevlerinde uçan personellerin çoğu, X-20 Dyna-Soar programından gelmişti. Bu, tepesine daha geleneksel olan bir fırlatma roketinin bağlandığı bir uçaktı.

X-15’in 1962 yılında gerçekleştirilen 62 numaralı uçuşu, 96 kilometrelik bir ölçüye ulaşmıştı; NASA’nın tanımıyla (Hava Kuvvetlerinin değil), uzayın kenarına girmesine azıcık kalmıştı. Uçuş 77 ve 87’de de 80 kilometrenin üstüne çıkılmıştı. Fakat 1963 yılındaki uçuş 90 ve 91’de, 106 ve 108 kilometrelik irtifalara ulaşılmıştı. İki uçuşta da pilot olan Joseph A. Walker, saatte 5970 kilometrelik hızlara ulaşarak, yaptığı 12 dakikalık yörünge altı uçuşlar sırasında uzaya ulaşmıştı. Kendisi ayrıca, teknik olarak uzaya iki defa giden ilk Amerikalıydı. 1965 yılında bunu yapan ilk NASA astronotu ise Gus Grissom olmuştu.

2005 yılında Walker ve diğer iki X-15 pilotu (Bill Dana ve Jack McKay), NASA’dan astronotluk rozetlerini almışlardı.

Fakat ABD Hava Kuvvetleri, X-15 yapım aşamasında olsa da uzaya başka bir amaçla, istihbarat toplama amacıyla bakıyordu.

Uzaydaki casuslar

ABD Hava Kuvvetleri, 1960 yılında SAMOS E-5 uydusunu yörüngeye fırlattı (veya fırlatmaya kalkıştı). İşler hiç istenildiği gibi gitmedi. İlk uçuşta kontrolü kaybettiler; 1961 yılındaki ikinci uçuşta uzaya ulaşmayı başardılar. İki diğer uçuşta da başka başarısızlıklar yaşandı. SAMOS-3 görevi, fırlatma rampasında patlamasıyla meşhurdur. Buradan görebilirsiniz. Uzaya ulaşma bakımından, 11 görevden 5 tanesi bir dereceye kadar başarılı oldu fakat görev hedeflerini pek gerçekleştiremediler.

McDowell şöyle söylüyor: “Mümkün olan ilk ABD askerî astronot programı, 1961 tarihli SAMOS E-5 casus uydusu olmuştu. Basınçlı bir kabini vardı ve bir kamerayla birlikte Dünya’ya geri dönecekti (eğer başarılı bir uçuş yapmış olsaydı). Casus uydusu için aptalca bir tasarımdı, birçoğumuz onu, Mercury’nin düzgün ve sorunsuz şekilde çalışan USAF eşdeğerini elde etmede bir arka kapı yöntemi şeklinde düşünmüştük. Casus uydu uçuşlarının hepsi başarısız olduğundan, hiç o kadar ileriye gidememiştik.”

Fakat ABD Hava Kuvvetleri o zamanlar başka bir proje için de şaha kalkıyordu. İnsanlı Yörünge Laboratuvarı (MOL) olarak bilinen bu şey, ilk uzay istasyonu olabilirdi.

Program, NASA’nın Gemini programına paralel biçimde şekilleniyordu ve astronotları MOL’e götürüp getirmek için, değiştirilmiş bir Gemini kapsülünü kullanabilirdi. MOL, ön tarafına bir Gemini bağlanmış, oyulmuş bir roket gövdesini andırıyordu. Halkın algısı, onun fazla detay eklenmemiş askerî bir uzay istasyonu olduğu yönündeydi. Ancak gerçekte bu bir casus istasyonuydu ve Soğuk Savaş döneminde Demir Perde ülkelerini uzaktan gözetleme amacı taşıyordu.

ABD Hava Kuvvetleri, önerilen üç MOL aşamasının her biri için ekipler seçmişti. İki tanesinin ekibi, yörüngede 40 güne kadar zaman geçirecek, keşif fotoğrafları çekecek, aksi halde Dünya yakınındaki uzayı gözetleyecekti. Bunlar arasında, eğer uçmuş olsaydı, ilk siyahi astronot olacak olan Robert Henry Lawrence Jr. da vardı. Lawrence, 1967 yılında yaşanan bir Lockheed F-104 Starfighter kazasında hayatını kaybetti. (Starfighter, yıldız savaşçısı anlamına gelen ismine rağmen standart bir savaş uçağıydı, uzay uçağı değildi).

ABD Ulusal Hava ve Uzay Müzesinden Michael Neufeld’un söylediğine göre ABD Hava Kuvvetleri, MOL’u hakimiyeti altına almıştı fakat aslında ordunun diğer kollarında çalışan üyeleri kapsıyordu ve bunlar arasında Kara Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri de vardı. 1966 yılında, içinde insan olmayan bir test uçuşu fırlatıldı. Birkaç yıl boyunca, teknik olarak bir uzay istasyonu vardı gökyüzünde… sadece içinde insan yoktu. Atmosferde parçalanmadan önce iki ay yörüngede durmuştu.

Birkaç yıl sonra program tamamen iptal edildi.

“MOL, Savunma Bakanlığının keşif uydu programıydı ve Nixon Yönetimi tarafından iptal edilmişti. Bunun sebebi ise bütçe artışları, fırlatmada yaşanan birçok gecikme ve robotik keşif uydularının da bu işi insanlar kadar iyi yapabileceği fikriydi” diyor Neufeld.

Görev sonunda yedi MOL astronotu NASA’ya geçirildi ve bunlardan birkaçı, birçok mekik uçuşu gerçekleştirmişti. İlk MOL üyelerinden biri olan Richard Truly, ikinci prototip Enterprise mekik görevinde uçmuştu fakat mekik uzaya ulaşmamış, mekiğin gerçekleştireceği ilk gerçek uzay uçuşundan önce yere konma kabiliyetleri test edilmişti. Daha sonra Columbia uzay mekiğinde STS-2 ve STS-8 uçuşlarını yapmış ve son olarak Başkan George H.W. Bush’un altında NASA yöneticisi olarak görev yapmıştı. İkinci grup MOL astronotlarından olan Robert Crippin, ilk mekik görevi uçuşunu 1981 yılında yapmıştı. MOL’den mekiğe dönen diğer astronotlar Karol J. Bobko, Charles Gordon Fullerton, Henry Hartsfield, Robert Overmyer ve Donald Peterson’du. Albert Crews ve James Abrahamson, NASA’ya başka sıfatlarla katıldılar.

McDowell, ordunun bu konudaki son gerçek gayretinin, uzay mekiği uçuşlarında çok gizli yükleri idare etmek üzere orduda eğitilmiş “İnsanlı Uzay Uçuşu Mühendisleri” grubunu kapsadığını söylüyor: Bunlardan 32 tanesini eğittiler fakat sadece iki tanesi uçtu.” İkisi de 1985 yılında olmak üzere, Gary E. Payton STS-51-C’de ve William A. Pailes STS-51-J’de uçtu. STS-51-J’nin pilotlarından biri, tesadüf eseri, NASA’ya geçirilen MOL astronotlarından biri olan Karol Bobko olmuştu.

Uzay Mekiği programında birkaç tane daha ABD Savunma Bakanlığı çalışanı taşınmıştı fakat hiçbiri resmî bir programdan gelmemişti. 1980’li yıllarda, ABD Hava Kuvvetlerinin uzaydaki mevcudiyetini artırmaya yönelik bazı laflar edilmişti. ABD Hava Kuvvetleri, Kaliforniya’nın Sunnyvale ilçesinde bir görev kontrol merkezi kuracak kadar ileriye gitmişti. McDowell şöyle söylüyor: “Burası aynı zamanda, Mekik döneminde bahsedilen askerî astronotlar için de görev kontrol merkezi olacaktı. Casus uyduları yapan Lockheed fabrikasından uzakta değildi.”

Gelecekteki görevler

Fakat Trump’ın bahsettiği Uzay Kuvvetleri, bu programların herhangi birinden ve ordunun önceki zamanlarda uzaya olan ilgisinden tamamen farklı bir teklif gibi görünüyor. Ayrıca muhtemelen, uzayda yapılacak belirli askerî müdahalelerin ana hatlarını çizen ve bunlara sınırlama getiren 1967 Uzay Antlaşması’nın da sınırlarını test ediyor. Bu aynı zamanda ABD Hava Kuvvetlerinin yerine getirdiği birçok hizmeti alıp, tamamen yeni olan bu kola devredecek. Mesele yalnızca casus uydulardan ve diğer gizli faaliyetlerden ibaret değil. Uzay çöplerini takip etmek gibi şeyler de var. Zihinlerde canlandığı kadar fazla miktarda askerî faaliyet de olmayabilir. (Uzay Kuvvetlerinin gerçekte neyi gerektirdiği konusunda henüz çok fazla taslak planı veya detay bulunmuyor.)

“Uzay Kuvvetleri fikrini, askerî astronotlar ile bir tutmak çok yanıltıcı” diyor Neufeld. “Bunun neredeyse tamamı, içlerinde yer kontrol merkezlerinin, yörüngedeki uyduların, uydu faaliyetlerinin, fırlatma faaliyetlerinin (Cape’daki 45’nci Uzay Kolu gibi) yer aldığı USAF uzay varlıklarının ayrı bir hizmete nakledilmesini kapsayacak”

“Bunu yapmak, Hava Kuvvetleri için çok yıkıcı olacak. Bu durum ayrıca, bazı Donanma ve Kara Kuvvetleri unsurlarının nakledilmesini de kapsayabilir. ABD Ulusal Keşif Bürosu (NRO) tüm bu şeylere göç ettiği zaman, muammalardan biri de Savunma Bakanlığı ve CIA tarafından ortak şekilde oluşturulan askerî bir uzay dairesi olacak.”

Bu yüzden, yukarıda Uzay Kuvvetleri astronotları olmasa bile, Uzay Kuvvetleri kurma yönünde hâlâ pek çok kafa karışıklığı ve cevaplanmamış bir sürü soru olacak. Belki bir noktada, bunun gerçekte neye benzeyeceğine dair daha somut bir plan olabilir; fakat geriye bakınca, söz konusu uzayda bir askerî mevcudiyet olduğu zaman, NASA’nın uzay uçuşu programı kadar eski olan bir tarih bulunuyor. Eğer Uzay Kuvvetleri gerçek olursa, tarihte benzeri görülen pek çok şey altüst olacak.

 

 

 

 

 

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir