COVID-19, bir süre daha bizimle kalabilir fakat biz de çaresiz değiliz.

COVID-19 Daha Ne Kadar Devam Edecek?

Bugün attığımız adımlar, büyük bir fark meydana getirecek.

COVID-19, bir süre daha bizimle kalabilir. Fakat biz de çaresiz değiliz. Pexels

Yeni COVID-19 vakalarının sayısı artıyor. ABD’nin önde gelen bulaşıcı hastalık uzmanlarından Anthony Fauci’ye göre bu yayılımın etkisi, “düzelmeden önce kesinlikle daha kötüye gidecek”. ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’nün başındaki isim Fauci, CNN’e “Çok daha fazla vakamız olacak” diyor.

Bu noktada, “Kendimi ebediyen karantinaya almak zorunda mıyım?” diye merak ediyor olabilirsiniz. Bu salgın tam olarak daha ne kadar devam edecek?

Kimse, önümüzdeki aylarda bizi neyin beklediğini bilmiyor. ABC News haber kanalının 15 Mart günü ulaşıp, hayatın ne zaman normale döneceğini sorduğu Fauci, bu sürenin muhtemelen “birkaç haftadan birkaç aya kadar uzanacağını” belirtiyor. Bu yüzden COVID-19, bir süre daha bizimle olacak.

“Birkaç aylık zaman dilimi, muhtemelen makul bir beklenti”
– Alex Perkins, Notre Dame Üniversitesi’nde salgın hastalık uzmanı

Cleveland’daki Case Western Reserve Üniversitesi’nde bağışıklık bilimci olan Mark Cameron, “Bu çok zeki bir virüs” diyor. “Bizimle birlikte dolaşan bir virüs bu; bizimle uçuyor ve bizimle beraber çalışacak. Bu sebeplerden dolayı ve ayrıca aramızda kolaylıkla yayıldığı için, insanlar özellikle endişe duyuyor.”

Fakat çaresiz değiliz. Birleşik Devletler’de bu krizin ne kadar süreceği, büyük oranda şu an attığımız adımlara ve SARS-CoV-2* ile onun yayılışı hakkında daha fazla bilgi toplanmasına bağlı. (* COVID-19 hastalığına sebep olan koronavirüsün resmî adı)

“Halk sağlığı bakımından, hastalığı zaptetmeye ve bulaşma kanallarını kırmaya yönelik verilen bu eşi görülmemiş cevap konusunda, çok önemli bir zaman dilimindeyiz” diyor Cameron. “Toplum içerisinde, mevsimsel hale gelene kadar büyüyüp yerleşecek mi? Buna verilecek cevap evet gibi görünüyor. Sağlık sistemini zorlayacak mı? Muhtemelen evet; tabi, kamu sağlığı açısından verilen bu çok saldırgan cevap ve alınan önlemler yeteri kadar devam ettirilmezse ya da hastalığı frenlemezse…”

Burada, bilim insanlarının cevaplamak için yarıştığı ve bu COVID-19 salgınıyla daha ne kadar uğraşacağımıza dair fikir verebilecek bazı anahtar sorular bulunuyor.

Vakalar ne zaman zirve yapacak?

Bulaşıcı bir hastalık baş gösterdiğinde, bunun ne şekilde yayılabileceği bakımından son derece geniş bir ihtimal dizisi bulunuyor.

New Orleans’daki Tulane Üniversitesi’nde matematikçi olan ve bu yeni koronavirüsün Çin’de nasıl yayılacağı konusunda yapılan tahminler üzerinde çalışma yapan Mac Hyman, şöyle söylüyor: “Bir salgının ilk zamanlarında, kelebek etkisi geçerlidir. Bu durum şu açıdan önem taşıyor; virüsün bulaştığı ilk kişi bir otobüs şoförü mü, yoksa evde zaman geçiren biri mi?”

Hastalığın patlak verdiği ilk zamanlarda, bireysel insanların faaliyetleri pek tahmin edilemez olduğundan; araştırmacılar ancak, olasılıklara dayalı kısa vadeli tahminler yürütebiliyor. Tıpkı; yarın yağmur yağıp yağmayacağını tahmin etmenin, yarım yıl sonraki bir kasırganın vereceği zararı tahmin etmekten daha kolay olması gibi. “Virüs ilk birkaç yüz insana bulaştıktan sonra, rastgele oluşan etkiler ortalama bir değere ulaşmaya başlıyor ve o zaman gidişatları tahmin edebiliyoruz” diyor Hyman.

O halde, vakalarda gerileme dönemi yaşandığını ne zaman görebiliriz? Geçenlerde yayınlanan bir makalede İngiliz araştırmacılar, COVID-19’un İngiltere ve Galler’de yayılışını hafifletmek için hiçbir önlem alınmadığı takdirde; bu bölgelerde patlak veren hastalığın Haziran ayında zirve yapacağını tahmin etmişler. Yani, bulaşmanın başlangıcından yaklaşık 4 ay sonra. Indiana’daki Notre Dame Üniversitesi’nde salgın hastalık uzmanı olan Alex Perkins’e göre bu çalışma, çok kaba bir tahmin sunuyor ve çalışmada hesaba katılamayacak pek çok değişken bulunuyor. Yine de araştırma, yeni koronavirüs bazı ülkelerde durulana kadar biraz zaman geçeceğini öne sürüyor.

“Birkaç aylık zaman dilimi, muhtemelen makul bir beklenti. Fakat işler gerçekten değişebilir ve tahminlerimizi ona göre güncellememiz gerekecektir” diyor Perkins. Buna ilaveten, ABD Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezleri’nin (CDC) senaryolarına dayanan tatsız bir tahmine göre; eğer harekete geçilmezse (kabaca 330 milyonluk bir nüfusa sahip olan) Birleşik Devletler’de 160 milyon ila 214 milyon arası insanın COVID-19’a yakalanabileceği öngörülüyor.

Fakat, bu modellerle tahmin edilen sonuçlar katiyen kaçınılmaz değil; tahminlerimiz, şimdi ve önümüzdeki birkaç hafta veya ay boyunca yapacağımız seçimlere bağlı olarak değişecektir. Virüsün uzaklara ulaşmasını önleyemesek de, yayılışını yavaşlatmak için girişken adımlar atabiliriz. Bunlar arasında; daha fazla temizlik faaliyetinin yanısıra, ellerinizi yıkamak ve mümkünse uzaktan çalışmak gibi kişisel kararlar da bulunuyor.

Ülke çapındaki okullar ve üniversiteler zaten tatil edildi. Büyük grupların kamusal alanlarda yapacağı toplantılar iptal edildi ve çok sayıda dükkan geçici olarak kapatıldı. Spor müsabakaları iptal edildi ya da seyircisiz oynanmaya başlandı.

Salt Lake City şehrindeki Utah Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Bulaşıcı Hastalıklar Bölüm Başkanı olan Sankar Swaminathan, “Tüm bunların, toplum üzerinde derin etkileri olacak” diyor. “Fakat bence o aşamadayız. Ben bunun gerçekten, nihayetinde durumun kontrol altına alınması için değişen miktarlarda uygulanması gerektiğini düşünüyorum.”

Perkins, bu salgında zirvenin ne zaman geride kaldığını bilmenin de zor olacağını belirtiyor. Yıllık grip mevsiminin zirve yapacağı zamanı tahmin etmek bile kolay değil. Yeni vakalar bir hafta düşüş gösterirken, sonraki hafta artabilir ve bu durum aldığımız tedbirlerden ziyade, tamamen şans eseri olabilir.

Virüsün vurduğu başka ülkelere bakarak bazı fikirler edinebiliriz. Hem Çin hem de Güney Kore, son haftalarda daha düşük sayıda vaka bildirmeye başladı. Çin’de çok sayıda testin yapılması, sosyal mesafe uygulamasının benimsenmesi ve on milyonlarca kişinin tecrit edilmesi de dahil sert adımların atılmasıyla birlikte, COVID-19’un yayılışı yavaşlamış gibi görünüyor.

“Vakaların azaltılmasında gerçekten güçlü bir etki meydana getirmek istiyorsanız, bunu en kısa sürede muhtemelen iki buçuk hafta civarında yapabilirsiniz; fakat bu süre çok büyük ihtimalle çok daha uzun olacaktır” diyor Swaminathan. “Bu durum, yine de yeni vakaların olmayacağı anlamına gelmiyor; fakat esasında herkesi evlerine kapatsaydık, muhtemelen en hızlı azalmayı görürdük. Hafifletme çabalarımız, o kadar etkili sonuç vermeyecek.”

Yeni vakaların görülme hızını yavaşlatabilir miyiz?

Dang hastalığı üzerine (çoğunlukla Peru’da) yaptıkları araştırmaya dayalı olarak Perkins, COVID-19’la endişe verici bir paralellik gördüğünü söylüyor. Hastaneye kaldırılması gerekenler, uygun tedavi uygulanırsa hızlı şekilde iyileşme eğilimi gösteriyorlar. Fakat kuvvetli salgınlar başladığında, yeni vakalardaki yükseliş sebebiyle hastanelere fazla yük biniyor ve daha fazla insan ölüyor.

Bu durumun, Çin’in bazı kısımlarında ve şimdi de İtalya’da vuku bulmaya başladığını; doktorların ve hastanelerin vakalara yetişemediğini gördük. Uzmanlar, bazı ülkelerdeki hastanelerin de COVID-19 vakalarıyla dolup taşmasından ve bu durumun, sağlık çalışanları ile malzeme yönünden eksikliklere yol açmasından derin endişe duyuyor. Eğer bu gerçekleşirse, hem şiddetli COVID-19 vakalarının görüldüğü insanlar hem de diğer sebeplerden tıbbi yardıma ihtiyaç duyanlar muzdarip olacak.

“Eğer herkes bugün birdenbire hastalanırsa, hastaneler bununla hiçbir şekilde başa çıkamaz” diyor Perkins.

Vakalarda bu tür artışlar görülmesini önlemek için yapılabilecek her şeyin yapılması gerekiyor. Bu yüzden uzmanlar, COVID-19 enfeksiyonlarında görülen eğrinin düzleştirilmesinden veya yeni vakaların mümkün olduğunca fazla şekilde zamana yayılmasından bahsetmeye başladı. Eğrinin düzleştirilmesi; insan topluluklarının, organizasyonların ve bireysel insanların ülke çapında benimsemeye başlamış olduğu sosyal mesafe uygulamalarının hedefi.

Perkins’in söylediğine göre bu sosyal mesafe uygulaması, eğer uygun şekilde yerine getirilirse çok büyük bir farklılık oluşturabilir. “Eğer zamana yayılırsa; hastalığı daha şiddetli geçirenler ve hastaneye kaldırılması gerekenler, sağlık hizmetlerine erişebilecek.”

Hafifletmeye yönelik bu adımlar, yeni vakaların ortaya çıkışını yavaşlattığından; hastalık genel olarak daha uzun süre görülebilir. “Fakat bu ille de kötü bir şey olacak demek değil. Çünkü vakaların toplam miktarı azalacak” diyor Swaminathan. İnsanlar hâlâ COVID-19’a yakalanacak fakat doktor veya solunum cihazı eksikliği yüzünden ölen insan sayısı çok daha az olacak.

Bu adımların şimdi atılması, büyük miktarda COVID-19 enfeksiyonu görülmeyen topluluklarda dahi çok önem taşıyor. Ne kadar geç harekete geçersek ve virüsün bir toplulukta tutunmasına ne kadar olanak sağlarsak, yeni vakaların oranını aşağı çekmek o kadar uzun sürecek.

“Eğer bu tedbirler başarıya ulaşırsa ve yeterince uzun süre devam ettirilirse; o zaman eğrinin düzleşmesi, yalnızca enfeksiyonun dağıtılmasından daha fazlası anlamına gelir” diyor Cameron. “O zaman, aslında bulaşma zinciri kırılmış olur.”

Virüs şu an kaç kişiye bulaştı?

17 Mart itibariyle, Birleşik Devletler’de 4.500’den fazla onaylı vaka bulunuyor fakat gerçek rakam, muhtemelen çok daha yüksek. Bunun sebeplerinden birisi de, pek çok insanda hafif belirti görülmesi ve bu kişilerin tedaviye ihtiyaç duymaması. Fakat bu durum, COVID-19’un teşhisi için gerekli olan tanı kitlerinin çok kısıtlı olmasından da kaynaklanabilir.

Çin, şimdiye kadar sadece Guangdong bölgesinde 320.000 test yaptı. Yaklaşık 250.000 kişiyi taramadan geçiren Güney Kore ise, günde 15.000 civarı insanı test edebiliyor. Buna rağmen Birleşik Devletler’de, 16 Mart itibariyle yalnızca 25.000 civarı test yapıldığı bildirildi.

Örneğin ABD’de; arızalı tanı kitlerinden, başlangıçta kime test yapılacağına yönelik katı kuralların konulmasına ve özel laboratuvarların kendi kitlerini geliştirmesine izin verilip verilmeyeceğine kadar bir dizi sorun yüzünden, diğer birçok ülkede olduğu kadar fazla test yapılamadı. “Bu bizim hatamız, itiraf edelim” diyor Fauci.

Perkins ve meslektaşları, ABD’de Mart’ın başlarından beri toplanan verileri analiz etmiş ve ülkede, gerçekte kaç enfeksiyon bulunduğunu çok kaba şekilde tahmin etmeye çalışmışlar (bunların arasında hem bildirilen vakalar, hem de tespit edilmeyen ve belirti göstermeyen bireyler yer alıyor).

Birleşik Devletler’de tanısal test uygulamasının ne kadar sınırlı olduğuna dayanarak, büyük ihtimalle tespit edilenden daha fazla vakanın gözden kaçıyor olabileceğini söylüyor Perkins. “Bu konuda kesin bir rakam belirlemek zor fakat yapmış olduğumuz analize dayanarak; bu rakam muhtemelen on binlerle ifade edilebilir gibi görünüyor” diyor. “Ayrıca, eğer halihazırda 100.000 seviyesinde değilse bile; virüsün ne kadar hızlı yayıldığı göz önüne alındığında, muhtemelen birkaç gün civarında o sayıya ulaşacak.” Perkins, bu çalışmanın önbaskı halini 16 Mart’ta yayınladı ancak çalışma henüz hakem denetiminden geçmedi (bilimsel sonuçlar, yayınlanmadan önce bu süreçten geçiyor). Çalışmaya göre, büyük ölçekli hafifletme çabaları devam etse dahi, COVID-19 kaynaklı ölümlerin sayısı birkaç hafta boyunca düşmeyecek.

COVID-19 test kapasitesini artırmak, salgının darbesini daha ne kadar hissedeceğimizi bulmanın önemli bir parçası. Testlerin geniş çapta yapılması; virüsün kaç insana bulaştığını, bu kişilerin virüsü nerede ve ne zaman kapmış olabileceğini ve virüsün, insan topluluğu içerisinde ne kadar yaygın şekilde dolaştığını gösterecektir.

“Bence, insan toplulukları içerisinde virüsün kaç insana bulaştığına ve ülkede, bulaşmanın hangi bölgelerde daha fazla devam edebileceğine yönelik daha fazla verimiz olduğunda… O zaman, bunun ne kadar hızlı yayılabileceğine ve genel etkisinin ne olabileceğine dair daha isabetli bir tahmin yürütebiliriz” diyor Swaminathan.

Virüs, havalar ısınınca yavaşlayacak mı?

Pek çok solunum yolu hastalığı (grip ve nezle gibi), yaz aylarında azalıyor. Bu virüsler, havanın soğuk olduğu koşullarda çoğalıyor ve insanların iç mekanlara kapanıp bir araya geldiği kış mevsiminde daha kolay yayılıyorlar. Orta Doğu solunum sendromuna (MERS) sebep olan virüsün de dahil olduğu bazı koronavirüslerin, yüksek sıcaklıklarda; yüzeylerde daha kısa yaşadığına yönelik bulgular mevcut.

Ancak Swaminathan’ın dediğine göre bilim insanları, bu yeni koronavirüs hakkında yeteri kadar şey bilmiyor ve bu yüzden hangi sıcaklığın virüse etki edeceğini tahmin edemiyorlar. Üstelik virüs, sıcak koşullara karşı savunmasız olsa dahi; bu durum, virüsün yazın yok olacağı anlamına gelmiyor. Avustralya ve Brezilya gibi şimdilerde havanın sıcak olduğu ülkelerde dahi COVID-19 vakaları görülüyor.

“Bu yeni bir koronavirüs. Hiçbirimizin ona karşı bağışıklığı yok. Bu yüzden, hava ne kadar sıcak olabilirse olsun; tamamen yok olacak kadar azalmayacak” diyor Swaminathan. “Düşük seviye dolaşım görülebilir. Ardından, kış aylarında güçlü bir şekilde geri dönebilir.” Bu durum daha önce, virüse karşı bağışıklık kazanmamış topluluklarda meydana gelen salgınlar sırasında görülmüştü; tıpkı 1918 İspanyol gribi salgınında olduğu gibi.

İklim, bu yeni koronavirüsün yayılışında önemli bir pay sahibi olabilir diyor Perkins; yani yayılım sonbahar ve kış mevsimlerinde zirve yapıp, ilkbahar ve yaz mevsimlerinde düşüş gösterebilir. Fakat virüs topluluk içerisinde endemik (yöresel) hale gelirse ve mevsimsel olarak tekrarlayan bir soruna dönüşürse; bu etkinin, sonraki birkaç yıl içerisinde meydana gelmesi daha muhtemel.

“Herkes elverişli olduğunda veya yola elverişli şekilde başladığında, salgın çok hızlı yayılırsa; bu bağlamda, bizi bu durumdan çıkarması için havaya güvenebileceğimizi sanmıyorum” diyor Perkins. “Şu an bu duruma, hava sanki bir etmen bir değilmiş gibi yaklaşmak zorundayız.”

Yine de, bu yeni koronavirüsün sıcaklığa ne kadar duyarlı olduğunu bulmanın bazı avantajları var. Bilim insanları 9 Mart’ta, virüsün nispeten soğuk koşullarda daha kolay bulaşabileceğini öne süren bir ön rapor yayınladı. Araştırmacılar, virüsün en kötü etkilediği bölgelerde, ortalama sıcaklıkların 5 ila 11 derece Celsius arasında değiştiği ve nem seviyesinin 47’den 79’a kadar değiştiği benzer kış iklimleri olduğunu bulmuşlar. Ayrıca, virüsün topluluk içerisinde yayıldığı görülen ilk bölgeler (bunlar arasında, virüsün ilk ortaya çıktığı Çin’in Hubei bölgesi; İtalya’nın kuzeyi; İran’ın, Japonya’nın ve Güney Kore’nin bazı kısımları ile Birleşik Devletler’in Kuzeybatı Pasifik bölgesi de bulunuyor), dar bir enlem aralığında yer alıyor.

Bu yeni araştırmanın eş yazarı olan ve Baltimore’daki Maryland Üniversitesi Tıp Fakültesi İnsan Virüsbilimi Enstitüsü’nde yardımcı tıp doçentliği yapan Muhammed Sajadi, Popular Science’a gönderdiği bir epostada, “Bir virüsün belli bir bölgede neden ve nasıl ortaya çıktığı konusunda pek çok etmen bulunuyor” diyor. Fakat Sajadi ve meslektaşları; baharın başlarında sıcaklıklar yükseldikçe, şimdi veya yakın gelecekte sıcaklık şartları yaşayan bölgelerde, virüsün ortaya çıkma tehlikesinin artacağını tahmin ediyorlar. “Bu durumu, ABD’nin kuzeydoğusu ve kuzeybatısında şimdiden görüyoruz” diyor.

Diğer araştırmacılar çalışmayı henüz incelemedi fakat hava durumu kalıplarının, bu yeni koronavirüsü nasıl etkileyeceği hakkında kesin sonuçlar çıkarmadan önce daha fazla bulgu gerekecek.

“İnsanların, sorunun sıcak havalarla sihirli bir şekilde ortadan kalkacağını düşünmesini istemiyoruz” diyor Sajadi. Ancak, eğer bu yeni bulgular doğrulanırsa; ülkedeki farklı bölgelerin, ne zaman COVID-19 için en elverişli durumda olacağını tahmin edebileceğimizi söylüyor.

Hastalığın ortaya çıktığı diğer yerlerden ne öğrenebiliriz?

Koronavirüsün ortaya çıktığı diğer yerlerden ve tarihteki yayılımlardan ders çıkarabiliriz.

Koronavirüsün farklı bir çeşidinin sebep olduğu SARS salgını çok hızlı bastırılmıştı. Bunun sebeplerinden biri de, virüsün bulaştığı neredeyse herkesin çok hastalanmış olmasıydı. Bu durum, virüsün yayılışını takip etmeyi kolaylaştırmıştı. Diğer taraftan; bu yeni koronavirüs, çoğu insanda nispeten hafif belirtilere yol açıyor ve bazen hiç belirti göstermiyor. Bu durum, toplulukta fark edilmeden yayılma ihtimalinin daha fazla olduğu anlamına geliyor.

Toronto şehrinde, SARS vakaları 2003 yılının kış mevsiminde ortaya çıkmaya başlamış ve hastalık, ilkbaharın sonlarına doğru durulmuştu. Ancak Cameron’un söylediğine göre bunun sebebi, yazın geliyor olması değildi (kendisi, hastalığın ortaya çıkışına karşılık vermiş olan Kanada SARS Araştırma Ağı’nın bir üyesiydi). “SARS virüsünü durduran şey, kamu sağlığı açısından çok etkili bir cevap verilmesiydi” diyor. “Benim için buradaki soru şu: Ekonomi ve halk üzerindeki etkilerini bildiğimiz bu tedbirleri, ne kadar uzun süre uygulayacağız?”

Toronto şehri, iki SARS vakası dalgasına şahit oldu; çünkü acil durum yönergelerini çok erken gevşetmişti. “Bulaşma zincirini kırdıklarını düşünmüşlerdi, fakat durum öyle değildi” diyor Cameron.

COVID-19’un şiddetli şekilde patlak verdiği ülkelerle olan bağlantılarına karşın; Singapur, Hong Kong ve Tayvan’da görülen yeni vakaların sayısı nispeten düşük olmuştu. Bu yerlerin üçü de, yaklaşık yirmi yıl önce SARS’ın etkisindeydi ve yeni virüslerin sergilediği tehlikeyi unutmamışlardı. Bunun yerine, gelecekte ortaya çıkacak hastalıklar için plan yapmaya başlamışlardı.

Bu bölgelerde hastalığa verilen cevapların, nihayetinde ne kadar etkili olacağını henüz bilemiyoruz. Fakat gözetime, hafifletmeye ve kamu sağlığı eğitimine yönelik aldıkları tedbirler; Çin’in uygulamak zorunda kaldığı tecrit kadar gaddar olmasa da, ortaya çıkan COVID-19 vakalarını şimdilik yavaşlatmış gibi görünüyor.

2015’te ortaya çıkan MERS hastalığının ardından, Güney Kore de hastalığa cevap stratejilerini adapte etti ve böylece yaygın biçimde test uygulayabildi.

Henüz cevap veremediğimiz birçok diğer zor soru arasında, virüsün dışkılar yoluyla yayılıp yayılmadığı ve (virüs bulaştığı zaman genelde pek hasta olmayan) çocukların, COVID-19’un bulaşmasında ne kadar pay sahibi olduğu yer alıyor. “Bu virüsle ilgili uzun vadede neler olacağını bilmiyoruz” diyor Sajadi. “Halen anlamadığımız bir sürü şey var.”

Fakat tarih, sosyal mesafe uygulamasının ne kadar fark yaratabileceğini gösteriyor. 1918 grip salgını sırasında ABD’deki Philadelphia şehri, hastalığın yayıldığına dair uyarıları görmezden gelmiş ve bir tahvil alayı gerçekleştirmişti. Bir hafta içerisinde de binlerce kişi ölmüştü. Diğer taraftan St. Louis şehri, yetkililer virüs vakaları tespit ettiği zaman hızlı şekilde cevap vermişti. Şehirde okullar, kütüphaneler, kiliseler kapanmış; 20 kişiden daha fazla insanın bir araya gelmesi yasaklanmış; iş vardiyaları çakışmayacak şekilde düzenlenmiş ve daha fazlası yapılmıştı. Bunun sonucunda; St. Louis’te, Philadelphia’ya göre çok daha az sayıda insan ölmüştü.

Bilim insanları, bu yeni koronavirüse yönelik aşı veya antivirüs tedavisi konusunda, SARS salgınıyla birlikte başlayan çalışmaların üstüne yeni şeyler ekleyebilirler.

“Çalışmaların ve sağlanan sermayenin bir kısmı durmuş olsa da; bilim camiasının büyük bölümü, tam da böyle bir şey beklentisiyle, koronavirüsler üzerinde çalışmaya devam etmişti” diyor Cameron. “Bu yüzden SARS-CoV-2 terapisi veya aşılarına ya da COVID-19 hastalarına yönelik yapılan araştırmalar, sıfırdan başlamayacak.”

Bağışıklık sistemlerimiz, bu koronavirüse nasıl tepki veriyor?

Bu özel koronavirüs, daha önce insanlarda hiç görülmediğinden; hiçbirimizin, önceki enfeksiyonlara dayanan bağışıklığı yok.

Rutgers Üniversitesi’nde virüs uzmanı olan Colm Atkins, gönderdiği bir epostada şöyle söylüyor: “Virüsün bulaştığı insanların uzun vadeli bağışıklık kazanıp kazanmayacağı, zirve ile gerilemenin nihayetinde neye benzeyeceğine karar verecek etmenlerden biri olacak. Bazı vakalarda böyle oluyor ve bu niteliği kullanarak, kızamık ya da kabakulak gibi aşılar yapabiliriz. Fakat norovirüsler gibi diğer vakalarda, virüsün bulaştığı insanların güçlü bağışıklık kazandığı görülmüyor.”

İnsanların iki defa COVID-19 olup olmadığı henüz bilinmiyor. COVID-19’dan kurtulan ve daha sonra testleri pozitif çıkan insanlar var. Ancak uzmanların söylediğine göre bu konudaki en muhtemel açıklamalar, yapılan testlerde hataların olması veya bu kişilerin belirtilerinin tekrar nüksetmesi ya da bu kişilerin çok erken taburcu edilmiş olması. Anthony Fauci, COVID-19’un tekrar bulaşmasının ihtimal dışı olduğunu belirtiyor.

Giderek daha fazla COVID-19 hastası iyileştikçe, toplum düzeyinde bağışıklık geliştiğini ve virüsün eskisi kadar yayılmadığını görmeye başlayacağız. Fakat Perkins, bir hastalık yerleştiği zaman onu yok etmenin gerçekten zor olduğunu söylüyor. Gezegen yüzeyinden tamamen silmeyi başardığımız tek bulaşıcı hastalık, (variola virüsün sebep olduğu) çiçek hastalığı.

“Ne kadar daha devam edeceğine gelirsek; bence bu aslında, toplum bağışıklığı ve onun ne kadar hızlı oluştuğunun bileşimi niteliğinde… Fakat aynı zamanda, insanların virüsün bulaşmasını önlemek için neler yaptığına ve bu davranışlar ile diğer önlemlerin ne kadar devam edeceğine bağlı” diyor Perkins. “Fakat gerçekçi olursak, tamamen kaybolacağını zannetmiyorum. Bence uzun bir süre, devamlı bir tehlike olacak.”

Bilim insanları, COVID-19’a aşı bulmak için büyük bir hızla çalışıyor. Fakat bir-bir buçuk yıldan önce hazır olması beklenmiyor.

“Salgının bu ilk yılında, aşı söz konusu olamaz; gelecekte ise muhtemelen, en büyük savunma araçlarımızdan biri haline gelecektir” Hyman. “Ancak şu an yapmamız gereken en önemli şey, virüs bulaştığı zaman insanları hayatta tutmanın yollarını bulmak.”

Peki daha ne kadar devam edecek?

Delaware Üniversitesi’nde salgın hastalık bilimi programının kurucu müdürü olan Jennifer Horney’a göre, toplumsal ve bireysel çapta alınan önlemler ne kadar etkisiz kalırsa, ülkedeki yeni vakalar o kadar uzun süre görülecek. “Gelecek birkaç ay boyunca ülkedeki testlerin daha yaygın hale gelmesi ve virüsün küresel çapta yayılmaya devam etmesiyle, vaka sayısında artış bekleyebileceğimize inanıyorum” diye yazıyor Popular Science’a attığı bir epostada.

Swaminatham, yayılmanın genel durumunun birkaç hafta içinde açıklığa kavuşacağını söylüyor. Mevcut durumu, bir kasırganın güzergâhının tahmin edilmesine benzetiyor. Kasırga kıyıya yaklaştıkça, meteoroloji uzmanlarının muhtemel güzergâhı belirlemek üzere kullandığı “belirsizlik konisi” daralıyor.

Cameron, insanların geçen hafta benimsemeye başladığı sosyal mesafe önlemlerinin cesaret verici olduğunu söylüyor. “Fakat bu önlemlerin ne kadar devam etmek zorunda olduğunu bilmiyorum” diyor. “Virüsün daha şiddetli biçimde etkilediği toplumun en savunmasız üyelerini korumamız lazım. Genel olarak vakaların çoğu hafif olsa bile, bunu boş veremeyiz.”

Eğer yeni vakaların azalmaya başladığına yönelik raporlar görürsek ve kalkanlarımızı çok erken indirirsek, virüs büyük bir kuvvetle geri gelebilir; bu tehlike, Çin’de halen mevcut. Ancak Atkins’in söylediğine göre; sosyal mesafe uygulamasına dair bir zaman çizelgesinin, yeni COVID-19 vakalarındaki artışı en aza indirme ihtiyacını dengelemesi gerekecek. Çünkü milyonlarca insanın sosyal ve ekonomik bir güvenlik ağı bulunmuyor.

“Sosyal mesafe olsun ya da olmasın; insanların aç kalmaması gerekiyor, stadyumlarda çalışan işçilerin kiralarını ödeyebilmesi gerekiyor ve sağlık hizmetlerine herkesin ulaşabilmesi ve bunların uygun fiyatlı olması gerekiyor” diyor. “Bir kişi bile tecrit olsa dahi, bunu yapmaya para yetiremeyecek olanların işgücüne bağımlı durumdayız.”

En yoğun salgın döneminin ne kadar uzun süreceğini tahmin etmek söz konusu olduğunda, ortada kolay bir cevap bulunmuyor. Fakat açık olan bir şey var: Büyük toplantıları ne kadar erken iptal edersek ve evde kalabilenlerimiz gerçekten evde kalırsa, virüsün yavaşlaması için o kadar az bekleriz.

“Şu an en iyi araç, kamu sağlığı konusunda agresif bir cevap vermek ve virüsün nerede olduğunu, kimse olduğunu takip etmek” diyor Cameron. “Bu denklemin diğer tarafı, araştırmalara sermaye sağlandığından ve sermayenin kalıcı şekilde sunulduğundan emin olmak; ki bu sayede, virüs tekrar gelirse veya yerini başka bir koronavirüse bırakırsa onunla başa çıkabilelim.”

 

 

 

 

Yazar: Kate Baggaley/Çeviri: Ozan Zaloğlu

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir