Daha Önce Hiç Görülmemiş Bir Mineral Patlaması, Yeni Jeolojik Devrimizin Başladığını Gösteriyor Olabilir

Antroposene hoşgeldiniz.

Bilim insanları, gezegenimizin yüzeyinde ani bir mineral çeşitliliği patlamasının gerçekleştiğini, insanlar olmasaydı bunun yaşanmayacak olduğunu belirledi. Bu gelişme, Antroposen isimli yeni bir jeolojik dönemin içinde yaşadığımızı söyleyen iddiayı destekliyor.

2017 yılında yapılan bir çalışmada, sanayi devrimi zamanlarında inanılmaz miktarda yeni mineralin ortaya çıktığı ve bu durumun, Dünya üzerinde eşi görülmemiş bir kristal çeşitliliğine yol açtığı bulunmuştu. Hatta bu olay, 2.3 milyar yıl önce gerçekleşen ve “gezegenin tarihindeki en büyük artış” niteliği taşıyan Büyük Oksitlenme Olayını bile gölgede bırakmıştı.

Carnegie Enstitüsündeki takım üyesi Robert Hazen, geçen sene The Guardian gazetesine şöyle konuşmuştu: “Yeni mineral sayısındaki bu yükseliş o kadar hızlı ki; Dünya’nın 4.5 milyar yıllık tarihiyle karşılaştırıldığında, büyük bir kısmı son 200 yılda meydana geldi. Dünya tarihinde buna benzeyen başka bir olay yok.”

“Göz açıp kapayıncaya kadar oldu. Bu adeta dev bir dalga ve… biz sadece buzdağının tepe kısmını görüyoruz.”

Hazen ve takımı, Dünya üzerinde Uluslararası Mineraloji Birliği tarafından resmî olarak tanınan 5.208 minerali inceledi ve insanların faaliyeti olmasaydı bunların 208 tanesinin var olmayacak olduğunu keşfetti.

İnsanların tetiklediği bu mineraller arasında, antik Mısır’da bronzdan yapılan sanat eserlerinin üzerinde parlak mavi renkli bir kabuk halinde kristalleşmiş, nadir bir bakır minerali olan kalkonatronit ile, maden tünellerinin duvarlarında oluşan ve yeşil veya sarı renkte ışıldayan, uranyum bağlı bir mineral olan andersonit de yer alıyor.

Bronz renk tonuna sahip olan aburit, 1885 yılında İngiltere’nin Cornwall kıyısında batan SS Cheerful gemisinin enkâzında keşfedilmişti ve yalnızca, geminin bakır külçe yükleri ile tuzlu su arasında meydana gelen kimyasal bir tepkime sebebiyle oluşmuştu.

İnsanlığın tetiklediği 208 mineralin büyük bir kısmı madencilik sayesinde meydana gelirken, bunlardan altı tanesi kalhanelerin duvarlarında, üç tanesi bir jeotermal boru hattı sisteminde ve dört tanesi de Avusturya’daki dağlarda bulunan tarih öncesi kurban yakma bölgelerinde bulunmuş.

Takım, diğer pek çok yeni mineralin de, daha önce hiç olmadığı kadar eski pil ve elektrikli aletlerle kaplı olan devasa atık çöplüklerimizde oluşuyor olabileceğini iddia ediyor.

Hazen o zamanlar New Scientist dergisinden Chelsea Whyte’a şöyle söylemişti: “Muhtemelen eski silikon yongaların veya pillerin sonucunda her türlü şey oluşuyordur.”

“Televizyonlarda, insanların kullandığı tüm şu acayip fosforlar, mıknatıslar ve yüksek teknoloji maddeler bulunuyor. Bunları su ve oksijen ile birleştirdiğiniz zaman, birçok acayip yeni madde bulmaya başlarsınız.”

Listenin içerisinde; mıknatıslarda, pillerde ve yapay değerli taşlarda oluşturulan, insanların tasarlayarak sentezlemiş olduğu yeni mineraller bulunmuyor. Çünkü Uluslararası Mineraloji Birliğine göre mineralin ‘doğru’ tanımı, onun “doğal şekilde” ortaya çıkmasını gerektiriyor.

Takım, Dünya tarihi boyunca Dünya üzerindeki çoğu mineralin, Büyük Oksitlenme Olayı esnasında çok yavaş şekilde ve azar azar ortaya çıktığını keşfetti. Büyük Oksitlenme Olayı, yaklaşık 2.3 milyar yıl önce başlamıştı ve 1 milyar yıl öncesine dek sürmüş olmalıydı.

Olayda, fotosentez yapan bakteri sayısında patlama yaşanmasıyla birlikte Dünya ilk defa atmosferik oksijene doydu. Ayrıca yüzeydeki mineraller, yaklaşık 2.000 çeşitten 4.000’den fazla çeşide yükseldi.

Bu olay, günümüzde resmî olarak tanınan 5.208 mineral çeşidinin yaklaşık üçte ikisini ortaya çıkardı ancak bu kademeli birikim, son birkaç yüzyıl boyunca meydana gelen ani çeşitlilik patlamasıyla karşılaştırıldığında hiçbir şeydi.

Takımın belirttiğine göre Dünya üzerindeki mineral çeşitliliği, özellikle Büyük Oksitlenme Olayının yavaşlığıyla karşılaştırıldığı zaman, insanların son 250 yıldır “çarpıcı bir hız” ile tetiklemesiyle birlikte 1700’lerin ortalarından beri daha önce hiç olmadığı kadar hızlı şekilde arttı.

Araştırmacılar bu eşi görülmemiş çeşitliliğin, Dünya tarihindeki en hızlı yeni mineral oluşumu olduğunu ve insanların sebep olduğu yeni bir jeolojik dönemi (çok tartışılan Antroposen dönemini) gösteren açık bir işaret niteliği taşıdığını söylüyorlar.

Hazen, basına verdiği bir demeçte şöyle söylüyor: “2 milyar yıla göre 250 yılı hayal ettiğimiz zaman, aradaki fark göz açıp kapayana kadar geçen süre gibi … ve bir ay gibi”

“Basit şekilde söyleyecek olursak, eşi görülmemiş bir inorganik bileşen çeşitliliği döneminde yaşıyoruz. Aslında, çok uzun zaman önce gerçekleşen Büyük Oksitlenme Olayı Dünya tarihinde bir ‘noktalama işareti’ ise, Antroposenin geniş ve hızlı jeolojik etkisi de bir ‘ünlem işareti’ olur.”

Antroposen henüz resmî olarak tanınmadı, ancak bilim insanları yıllardır, insanların gezegen üzerindeki etkisinin çok çarpıcı olduğunu ve bunun, Dünya’nın katmanlarında belirgin bir şekilde tayin edileceğini iddia ediyorlar; bu katmanlar, gezegenimizin geçmişindeki büyük jeolojik olayları resmeden, tortul şeklindeki kaya veya toprak tabakalarından meydana geliyor.

Hazen ve takımı şimdi Uluslararası Tarihsel Jeoloji Kurulunun (Antroposenin tanınıp tanınmayacağına dair son kararı verecek olan grup) bu yeni mineral patlamasını, yeni bir dönemin başlangıcını gösteren ciddi bir işaret olarak düşünmesi gerektiğini söylüyor.

Hazen, The Guardian gazetesinden Nicola Davis’e şöyle söylüyor: “Bence bu gerçekten, Antroposenin yeni bir jeolojik zaman dönemi olup olmadığına karar verme konusunda en önemli etmen; yani inanılmaz şekilde çeşitli ve güzel olan, milyarlarca yıl boyunca devam eden bu maddeleri, bu kristalleri oluşturduk.”

“Bunlar Dünya üzerinde sonsuza kadar kalacaklar; bu özgün işaret katmanı, bizim zamanımızı bizden önceki 4.5 milyar yıldaki diğer zamanlardan farklı kılıyor.”

Antroposen için öne sürülen önceki görüşlerde, insanların yaptığı nükleer denemelerin Dünya yüzeyinde yeni bir katman oluşturduğu ve bu yüzden insanların, 11.700 yıllık Holosen dönemini 1950 gibi erken bir tarihte sonlandırdığı ortaya atılmıştı.

Veya bu dönem 1610 yılında başlamış olabilirdi. O zamanlar Avrupalıların Amerika kıtasına gelmesiyle atmosferdeki CO2 seviyelerinde çarpıcı bir düşüş yaşanmıştı. Bu bilgi, Güney Kutbundaki buzul çekirdiği kayıtlarında ele geçirilmişti.

Hazen ve takımının iddia ettiğine göre bu çalışma, gezegen üzerindeki insan etkisine dair daha sağlam bir kanıt sunuyor.

Hazen, The Washington Post gazetesine şöyle söylüyor: “Eğer günümüzden 100.000 yıl veya bir milyon yıl veya bir milyar yıl öncesinden gelen bir jeolog olsaydınız, tamamen farklı bir zamanı gösteren, hayret verici minerolojik bulgulara rastlardınız.”

Savundukları görüşün yeterince güçlü olup olmadığını görmek için beklememiz gerekiyor.

Araştırma American Mineralogist bülteninde yayınlandı.

 

 

 

 

ScienceAlert

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir