Dünya’nın Su Kalitesi Tehdit Altında

0
2011 yılında Erie Gölü'nde toksik bir algal bloğunun uydu görüntüsü. Görüntü muhteşem olsa da, burada gösterilen yeşil yosun mikrokisti aeruginosa, memeliler için toksiktir. NASA Dünya Gözlemevi

Ne kadar yağarsa, o kadar problem.

2011 yılında, Erie Gölü’nde toksik bir alg bloğunun uydu görüntüsü. Görüntü muhteşem olsa da, burada gösterilen yeşil yosun microcystis aeruginosa, memeliler için toksiktir.
NASA Dünya Gözlem Evi

”İklim değişikliği suyu nasıl etkiler diye düşündüğümüzde, kuraklık, sel veya aşırı yağış aklımıza gelmektedir,” diyor Anne Michalak. “Ancak iklim ile su kalitesi arasındaki bağ, iklim ve su miktarı arasındaki bağ kadar güçlüdür”.

Stanford Üniversitesi Kampüsü, Carnegie Bilim Enstitüsü, Küresel Ekoloji Bölümü’nde bir laboratuvara başkanlık eden Michalak, geçtiğimiz günlerde Science’da bir çalışma yayınladı. Bu çalışmaya göre, iklim değişikliğinin bazı yerlerde daha fazla yağmur yağmasına neden olacağına ve bunun da dünya genelinde su kalitesini düşüreceğine işaret ediyor.

Yağmurun su kalitesini nasıl düşürebileceğini açıklamaya, Meksika Körfezi’nde yapılan bir temizleme işlemi ile başlayalım: Son 32 yılda, sudaki ölü bölge büyüdü. 2016’daki verilere göre, ölü bölge 15.500 kilometre kareye (Connecticut eyaletinin büyüklüğü kadar) yayılmış durumda. Bu yıl, Ulusal Okyanusya Atmosfer İdaresi (NOAA), New Jersey ebadına veya yaklaşık 22.500 kilometre kare boyutuna ulaşacağını öngörüyor. Körfezin sıkıntılarının kaynağı, Orta Batı Mısır Bölge’si. Gübrelerden açığa çıkan azotlar, çiftliklerden derelere akıyor ve ötrofikasyon olayına neden oluyor. Ötrofikasyon, suyun içinde çok miktarda besleyici bulunduğu zaman oluşur.

Mısır Bölgesi’ndeki besinler, Mississippi Nehri’ne ve Körfez’e doğru yol alıyor. Azot ve yaz sıcaklarının birleşimi, bölgenin alglerini besler ve bu algler kısa bir süre içinde aşırı çoğalırlar. Önce yeşerirler – sonra hepsi bir anda ölür. Öldüklerinde, bakteri kalıntıları üzerinde bulunanları, bu süreçte sudan oksijen emerler. Balıklar, havayı solumuyor olabilir, ancak hayatta kalabilmeleri için oksijene ihtiyaç duyarlar. En hızlı teneffüs edilen suları aramak için yolculuk edebilenler, yani en hızlı türler ayakta kalır. Körfez Sahili’ndeki istiridyeler gibi daha yavaş yaratıklar ölürler. Onların çürüyen kalıntıları, ölü bölgeyi besler ve bu da bölgenin ölürken daha da artmasına neden olur. Düşüşün soğutucu etkisi ile, o korkunç geri besleme döngüsüne yaklaşıldıkça bu süreç yavaşlar.

Michalak, kendi araştırma laboratuvarı öğrencisi Eve Sinha ile birlikte, iklim değişikliğinin neden olduğu artan yağışların, tüm bu süreci daha da kötüleştireceğini buldu. Neden peki? Çünkü daha çok yağmur, daha fazla besin anlamına gelir -bu sürecin ham maddesi-  ve bunlar su yollarına akarlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde bu durum, özellikle mısır yetiştirilen bölgelerde ve kuzeydoğuda daha kuvvetli olacaktır. Küresel olarak, Hindistan, Çin ve Güneydoğu Asya’da ötrofikasyon, kötüleşecek gibi görünüyor.

Sinha, “yüzey suyuna ve kıyı sularına çok zarar veriyorlar ve buralar son derece yoğun nüfuslu bölgelerdir,” diyor. “Bu bölgelerdeki bozulmuş su kalitesinden, dünyadaki diğer bölgelere oranla daha fazla insan etkilenecek.”


Sinha, Michalak ve çalışma arkadaşları, bunu daha iyi anlamak için, önceki bir çalışmada geliştirdikleri modeli kullandılar. Amerika Birleşik Devletleri Jeoloji Araştırmaları (USGS), azot yüklemesinin (azot kısa bir süredir eko sisteme girme eğiliminde) ölçümlerini aldı ve bu verileri yağışla ilişkilendirdi. Bir cm yağmur yağarsa, ne kadar azot meydana gelir? Yeni çalışma, önümüzdeki yıllarda işlerin nasıl değişeceğini görmek için iklim model verilerini, gelecekteki yağış beklentileriyle ilişkilendirdi.

Yağıştaki değişimlerin modeli nasıl etkileyeceğini görmek istedikleri için, diğer verileri sabit tutmadılar. Örneğin, çiftçilerin daha fazla sulamaya başlayabileceğini (düzensiz yağış nedeniyle) ya da daha fazla gübre kullanmaya başlayabileceğini varsaydılar.

Geçmişte, böyle bir şey yapmak isterseniz, bir süper bilgisayar (veya standart masa üstünüzde bir ton bilgisayar ) kullanmanız gerekirdi. Bunun nedeni, iklim modelini alıp başka bir karmaşık modele sokmanız gerektiğiydi; bu da, suyun nehre akmasına koşut olarak, zemine ne kadar yağmış olacağını tahmin etmek gibi bir şeydi. Bu tür ayrıntılar ilginç, ancak bu şekilde bir model çalıştırmak, un ve maya gibi şeylerin, yerine kimyasal bileşenleri listeleyen bir tarifi kullanarak ekmek pişirmeye benziyor. Yapılabilir, ancak çok daha fazla çaba gerektirir. Yeni model, bu veri noktalarını birbirine bağlayan değişkenlere bakmak yerine, yağış ve azot artışının ardındaki nedene odaklanarak gelecekteki iklim tahminlerini kolaylaştıracaktır.

Artan yağış miktarının, tüm ülke için azot oranında yüzde 20’lik bir artışa neden olacağını buldular. Ötrofikasyon böyle bir sorundur, Birleşik Devletler Çevre Koruma Ajansı girdiyi yüzde 20 oranında azaltmaya çalıştı. Yüzyılın sonlarına doğru, artan yağış miktarına dayanılarak, su yollarındaki azot artışı, EPA’nın şu anda azaltmaya çalıştığı seviyeyle neredeyse aynı oranda artacaktır.

Ağustos 2015’te meydana gelen Atlantik kıyılarındaki fitoplankton patlaması.
Joshua Stevens’ın çektiği NASA Dünya Gözlemevi görüntüsü.

Azot artışı büyük oranda, Amerika Birleşik Devletleri’nin üst Mississippi, Atchafalaya Nehri Havzası, Kuzeydoğu ve Büyük Göller bölgelerinde gerçekleşecektir. Bu tamamen sürpriz değil, Meksika Körfezi ölü bölgesi belki de ülkenin en büyük ölü bölgesi ve yalnız değil. Chesapeake Körfezi’nde Erie Gölü ve Michigan Gölü gibi başka ölü bölgeler de bulunuyor.

Bu bölgelerden hiçbirinde yaşamıyor olsanız bile, yiyecekleriniz hala tehlikede. Körfez’in ölü bölgesi, örneğin karides maliyetinin artmasına neden olmaktadır. Araştırmacılar, araştırmalarının besin maddelerinin nereye gideceği konusuna odaklandığını belirtiyorlar; bu, besin maddelerinin tükeneceğini söylemekten ziyade, daha iyi arazi yönetiminin sağlanabilmesi için yararlıdır. Besin kirliliği, suyun güvenle içilemeyeceği yeraltı sularına neden olabilir.

Durum oldukça korkunç bir hal alıyor, ancak Michalak burada bir terslik olduğunu düşünüyor.

Michalak, “Bu, kasvetli bir sonuç olmaktan ziyade topluma karşı bir uyarı olarak görülebilir” diyor. “Ve bu uyarıyı düşünürken gözümüzün açık olmasının yanı sıra, yalnızca yerel arazi yönetimi ile ilgili olmadığını da fark etmemiz gerekiyor. Bu aynı zamanda iklim değişikliği ile de ilgili. “

Çözüm, iklim değişikliğini azaltmak için atılan adımların tamamını ve bunun yanı sıra besin maddesi seviyesini düşürmeyi içermektedir. Çünkü Sinha, “Tarım yoksa, çok fazla ötrifikasyon da olmaz,” diyor.

Avcılık ve toplayıcılık günlerimize geri dönelim demiyorlar. Fakat, yeni ve daha iyi tarımsal uygulamaların benimsenmesi iyi bir fikir olabilir. Ancak, ne yapmayı seçersek seçelim, bunu hızlı yapmalıyız. İklim değişikliği konusunda, harekete geçmek için yalnızca üç yılımız kaldı.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz