Dünya’daki Karaların Yarısı, İnsanların Verdiği Zarardan Hâlâ Kurtarılabilir

0
646
Riggio vd., Global Change Biology, 2020

İnsanlar, kendi ihtiyaçları için doğanın büyük bir kısmını şiddetli biçimde değiştirdi, geliştirdi ve yağmaladı. Bunda inkar edilecek bir şey yok. Fakat gezegenin yüzeyinin ne kadarı, çoğunlukla kötü yönlü olan etkimizden ırak kaldı?

Eğer yalnızca insanların Dünya üzerinde bıraktığı ayak izlerini haritalayacak olsaydık; üzerine çoktan şehir inşa edilmemiş, maden kaynakları çıkarılmamış ya da tarım yapmak için ortadan kaldırılmamış, kendi haline bırakılmış ne kadar yer bulabilirdik?

Yeni yayınlanan bir çalışmada bilim insanları, bu soruya cevap bulmak üzere dört farklı konumsal veri dizisinden alınan rakamları karşılaştırmışlar. Bu veri dizilerinin her birinde farklı yöntemler ve sınıflandırma sistemleri kullanılsa da, araştırmacılar dünyadaki karaların yaklaşık yarısının (yüzde 48 ila 56) insanlardan ‘düşük’ miktarda etkilendiğini söylüyorlar.

Maryland-Baltimore Üniversitesi’nden çevre bilimci Erle Ellis şöyle aktarıyor: “İnsanların arazi kullanımları, özellikle daha sıcak ve konuksever bölgelerde; Dünya’nın geri kalan doğal yaşam alanlarını giderek artan ölçüde tehdit ediyor. Fakat Dünya’nın yaklaşık yarısı, halen geniş ölçekli yoğun kullanımın olmadığı alanlarda duruyor.”

Riggio vd., Global Change Biology, 2020

Yukarıda, insanların düşük etki bıraktığı yerler yeşil renkte ve daha yüksek etki bıraktığı yerler mor renkte görünüyor.

Çeşitli önlemlerle halen korunabilecek, önemli oranda el değmemiş arazilerin çok büyük kapsamlı olduğunu vurgulayan bu rakamlar pek çoğumuza ilham verebilse de; çalışma ayrıca, Dünya’nın ne kadarlık kısmının halihazırda işgal edildiğini ve insanların girişimiyle kullanıldığını da gösteriyor.

Araştırmacılara göre mevcut durumda, gezegendeki buzdan yoksun karasal yüzeyin sadece çeyreği civarı (yüzde 20 ila 34) insan etkisine yönelik ‘çok düşük’ işaretler gösteriyor. Ayrıca gezegenin şimdiye kadar kendi haline bıraktığımız kısımları, Dünya üzerinde yaşamaya en az elverişli olan yerlerin bazılarından meydana geliyor.

Tam şekilde işlev gösteren ekosistemlerin yer aldığı el değmemiş araziler, iklim değişikliğinin etkilerini hafifletmekten besin öğelerini geri dönüştürmeye ve temiz hava sağlamaya kadar; gezegen üzerinde var olmamızda zorunlu birer pay sahibi.

“Gezegenin çok düşük ve düşük etki görmüş kısımlarının çoğu, soğuk (ör. kuzey ormanları, dağlık meralar ve bozkırlar) ya da kurak (ör. çöller) manzaralardan oluşuyor” diye yazıyor araştırmacılar.

“Daha endişe verici olanı ise; çoğu veri dizisi boyunca ılıman meraların, iğne yapraklı tropik ormanların ve kuru ormanların yüzde 1’inden daha azında insan etkisinin çok düşük görülüyor olması. Ayrıca tropik meralar, mangrovlar ve dağlık meraların da yüzde 1’inden daha azı, bütün veri dizilerinde çok düşük etki gösteriyor.”

Diğer bir ifadeyle ister şehirleşme yoluyla, ister ormancılık, tarım veya diğer yöntemlerle olsun; insanlar en büyük etkiyi, doğrudan ihtiyaçları için ergin ve kolay fırsatlar sunan, biyolojik yönden çeşitlilik içeren doğal alanlarda oluşturmuş. Bunun aksine, dünyanın en sıcak yerlerindeki bunaltıcı çöller veya en soğuk iklimlerindeki donmuş topraklar görmezden gelinmiş.

Buna rağmen, araştırmacıların söylediğine göre bu sonuçlar, şimdiki ve gelecekteki koruma çabalarının tesis edilmesine yardımcı olması için kullanabileceğimiz güçlü ve açık bir işaret sağlıyor. Bunu yaparken de mevcut düşük etkili alanlara el uzatılmasını önleyerek, bu sırada da halihazırda çok istismar edilmiş karasal alanları kurtarıp korumamız gerekiyor.

Araştırmacılar şöyle açıklıyor: “Bizim bulgularımız, gezegendeki karasal yüzeyin yaklaşık yüzde 50’sinin insanlardan düşük derecede etkilendiğini ve bunun sonucunda, karasal gezegenin en azından yüzde 50’sinin önleyici biçimde korunmasına yönelik küresel çağrılar yapılmasının mümkün olduğunu öne sürüyor.”

Çalışma, bu yıl Çin’de gerçekleştirilmesi planlanan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne bilgi sunmak amacıyla yürütülmüş. Fakat toplantı, COVID-19 salgını sebebiyle ertelendi.

Salgının ardındaki SARS-CoV-2 virüsünün, büyük oranda hayvanlardan insanlara yayılan hayvan kaynaklı bir patojen olduğu düşünülüyor. Araştırmacılara göre bu durum göz önüne alındığında; yapılan bu erteleme, korumaya dair bahsi geçen meselelerin ne kadar acil olduğunu gösteren bir başka örnek niteliğinde.

Catawba Üniversitesi’nde coğrafi bilgi sistemleri (GIS) araştırmacısı olan Andrew Jacobson şöyle söylüyor: “COVID-19 gibi hastalıkların insanlara yönelik barındırdığı tehlikeler, vahşi doğadaki hayvanların ticaret ile satışını durdurmakla ve insanların işgal ettiği doğal bölgeleri en aza indirmekle azaltılabilir.”

Kendimizi patojenlerden korumanın ötesinde; şimdiye kadar insanların elinden zarar görmüş karasal bölgeleri koruyup eski haline döndüreceksek, hızlı davranmalıyız.

Araştırmacıların söylediğine göre gezegenin sadece yüzde 15 kadarı, bir çeşit çevre koruması altında bulunuyor. Bu yerlerin dışındaki el değmemiş ekosistemler ise hızlı biçimde aşınıyor.

Tam şu an, kuma bir çizgi çekme ve ‘artık yeter’ deme şansımız var.

Çalışmanın baş yazarı ve California Üniversitesi’nde koruma biyoloğu olan Jason Riggio, şöyle söylüyor: “Bu çalışmadan çıkarılması gereken ümit verici ders şu: Eğer hızlı ve kati surette davranırsak, Dünya’daki karasal yüzeylerin yaklaşık yarısını, hâlâ nispeten bozulmamış bir haldeyken koruyabiliriz. Ufak da olsa böyle bir şansımız var.”

Bulgular, Global Change Biology bülteninde sunuldu.

 

 

 

 

Yazar: Peter Dockrill/ScienceAlert. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here