Dünyanın en iyi şehirleri sıralandı fakat düşündüğünüz şehirler değiller

Dünyanın en iyi şehirlerini düşündüğümüzde, birkaç şehir diğerlerinden daha fazla tercih edilmeye yatkındır; örneğin New York, Paris ve Londra.
Fakat bu çağdaş büyük şehirleri algılama şeklimiz, gerçeklerle ne kadar iyi örtüşüyor? Yeni bir rapora göre, yabancıların dünya şehirlerini nasıl gördükleri ile aslında bu şehirlerde yaşayan insanlara göre gerçek olan şeyler arasında bazı büyük boşluklar bulunuyor; ve en istenen şehirler bile her zaman beklenildiği gibi çıkmıyor.
Yeni raporda, danışmanlık firması PwC’deki araştırmacılar tarafından yapılan iki ayrı çalışmanın verileri derlendi. İlk çalışmada araştırmacılar 16 ülkeden 18 yaşındaki veya daha büyük 5.200 insanın, 30 adet küresel şehir hakkındaki düşüncelerini aldı.
Katılımcılar, genel halk ile iş hayatı liderleri/yüksek gelir sahiplerinden (PwC bunları “elitler” olarak adlandırdı) oluşan bir karışımdan meydana geliyordu. Her şehri, dışarıdan nasıl algıladıklarına dayalı olarak, altyapı, toplu taşıma, hayat pahalılığı ile eğlence ve kültür cazibesi bakımından değerlendirmeleri istendi.
Araştırmacılar, katılımcıların verdikleri cevaplardan, her şehir için algılanan göreceli güç ve zayıflıklarına dayalı olarak toplam bir puan oluşturdular.
Yapılan ayrı bir çalışmada ise aynı 30 şehir, gerçekte orada yaşayan insanlardan alınan mevcut bilgiler kullanılarak tarafsız şekilde sıralandı (nüfus verisi, ulusal istatistikler ve ticari ölçümler gibi).
Bu veri, 10 adet bölümü kapsadı ve bunlar içinde ulaşım ile altyapı; sağlık, emniyet ve güvenlik; nüfus özellikleri ve yaşanılabilirlik; ve sürdürülebilirlik ile doğal çevre bulunuyordu.
İlk 30 şehri gösteren iki liste sıralandığında, aşağıdaki görüntüde görebileceğiniz gibi, Londra’nın beklentileri karşıladığı, Berlin ile Tokyo’nun pek fazla öyle olmadığı ve Hong Kong ile Singapur’a yeterince değer verilmediği açık şekilde görülüyor.
Özellikle Londra, hem algılanan hem de gerçek listede birinci sıraya yerleşerek başını dik tutabiliyor. Bu durum, Londra’nın “marka simgesinin” (PwC araştırmacıları böyle adlandırıyor) alt yapısı ve kültürüyle uyum içinde olduğunu öne sürmekle kalmıyor, aynı zamanda pek çok iyi şeye sahip olduğunu da gösteriyor.
Buna zıt olarak, Paris ile New York, onlar hakkında hissettiklerimiz konusunda sonraki en iyi şehir şöhretlerine sahip olsalar da (ikinci ve üçüncü sırada geliyorlar), gerçek listelemede dördüncü ve altıncı sıraya düşerek gerçeklik ölçütlerine uymuyorlar.
Onların yerinde, Singapur ile Toronto’nun dünyanın en iyi ikinci ve üçüncü şehirleri oldukları ortaya çıkıyor (en azından bu araştırmada), fakat algılayışta Toronto 8. sırada ve Singapur ilk 10’a bile giremiyor (17. sırada duruyor).
Fakat ilginç olan şey ise, cevap veren kişilerin çoğu zaman ne kadar haklı oldukları. Çoğu ülke, iki listede de benzer konumlarda bulunuyor ve bu durum, bu şehirler hakkında düşündüklerimiz ile bunların göreceli güçlülük/zayıflılıkları arasında bulunan boşluğun kayda değer miktarda olmadığını gösteriyor.
Aslında, Londra’ya ek olarak bir miktar şehir de her iki listede mükemmel şekilde eşleşiyor: Şangay (21.), Moskova (22), Jakarta (28) ve Lagos (30).
Hangi şehirlerin algısal ve gerçek oylamalar arasında en iyi şekilde hizalandığını daha iyi anlamak için, aşağıdaki resim yardımcı oluyor. Londra gibi orta çizgide bulunan şehirler, iki değerlendirmenin hizaya geldiği yerler. Oysa sağ tarafta algı, gerçeği aşıyor ve sol tarafta gerçek algıyı aşıyor.
Her zaman doğru şekilde anlamasak da, rapor aslında beklentilerimiz ile insanların bu dünya şehirlerindeki gerçek deneyimleri arasında bulunan boşluğun çok farklı olmadığını gösteriyor bir nevi.
Sonuçta, bazen bu türden bir kopukluğun geniş kapsamlı sonuçları olabilir: Paris sendromu adı verilen nadir bir sendrom bile var. Bu sendromda insanlar, Fransız başkentinin (belki de gerçekçi olmayan) beklentilerine uygun olmadığını bulduklarında, halisünasyonlar ve anksiyete nöbetleri geçiriyorlar.
Bu yüzden, eğer yakın zamanda bu varış yerlerinden birine seyahat etmeyi düşünüyorsanız, orada yaşamanın gerçek deneyimine dayalı olan değerlendirmelere belki hızlıca bir göz atarsınız. Bu sayede beklentileriniz biraz daha kontrol altında durur ve bu kötü bir şey olmayabilir.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir