Dünya’nın Sonu Gelmiyor, Fakat Neden Öyleymiş Gibi Hissediyoruz?

Ve neden panik yapmanıza gerçekten gerek yok?

Eğer son zamanlarda haberlere dikkat ediyorsanız, işler muhtemelen epey kasvetli görünüyordur.

İki haftalık süre boyunca üç büyük kasırga ABD’ye ulaştı, 8.2 büyüklüğündeki bir deprem Meksika’yı vurdu ve söndürülmesi güç yangınlar Kanada, Oregon, Montana ve Kaliforniya boyunca yandı. Yetkililer 11 Eylül itibariyle toplam ölü sayısının 150’nin üstünde olduğunu söyledi.

Sosyal medyada insanların verdiği tepkiler bir düşünce etrafında toplandı: Dünyanın sonu geliyor.

“Bu noktada dünyanın sona erdiğine ikna oldum.”

“Dramatik falan olmak gibi olmasın ama dünyanın sonu geliyor.”

“Ruh halim iyi değilse üzgünüm, sadece dünyanın kelimenin tam anlamıyla sonu geliyor.”

“Dünyanın sonu geliyor, bu yüzden eğer biri bana aşıksa bunu şimdi bileyim.”

Doğal afetleri son zamanlar olarak etiketlendirme dürtüsü akla yatkın bir şeydir. Şiddetli rüzgarlar ve sert yağmurlar mülkleri tahrip ediyor ve insanları sıfırdan inşa etmeye zorluyor. Umut, doğrudan etkilenen insanlar için uzak olabilir.

Fakat algısal bilimin ve istatistiğin sağladığı bilgelik, insanlığın kötüye gitmediğini hatırlatmalı. Dünya sona ermiyor (en azından henüz değil).

O kadar da kötü olmayan bir dünyada yaşam

İnsanlar binlerce yıldır dünyanın sonu geliyormuş gibi hissediyordu. Fakat 1970’lerden önce, George Gerbner isimli Macar bir profesör televizyonun halk üzerindeki etkisini gözlemleyene kadar kimse bu algıyı tanımlamak için bir kuram geliştirmemişti.

Gerbner bunu “kötü dünya sendromu” olarak adlandırdı ve bu, Amerikalıların dünyanın daha tehlikeli hale geldiğine dair olan yanlış inancını kastediyor, istatistikler farklı şeyler gösterse (ve görtermeye devam etse) bile.

Son zamanlardaki bir örnek, zorbalık. ABD çapındaki zorbalık oranları azalıyor olsa bile, Maryland’deki öğrenciler üzerinde yapılan bir çalışmada hem öğrencilerin hem de ebeveynlerin, oranların 2005’ten 2015’e kadar fazla değişmediğine inandıkları bulundu. Bu arada zorbalık gerçekte yüzde 28.5’tan yüzde 13.4’e indi.

Çalışmanın baş yazarlarından Catherine Bradshaw, NPR’ye konuşarak, “Bir şeyin ne kadar yaygın olduğuna dair algımız, çok önemli” diyor. Veriler bir şeyi gösteriyor olabilir, fakat insanlar farklı bir hikayenin geliştiğine inanıyorsa, mantıklı bir tepki vermek yerine korkuya veya telaşa kapılabilirler.

Aynı durum doğal afetler için de geçerli. Araştırmalar, bunların küresel yaygınlığının son 40 yıldır azalıyor olduğunu gösteriyor, fakat o kadar çarpıcı şekilde değil.

Her bir olay dehşet verici görünse bile, yaşanma sıklığındaki artış değişmedi.

Tüm bunlardan ne anlamalıyız

Doğal afetler, “bulunabilirlik kısayolu” olarak bilinen algısal bir önyargı sebebiyle kötü dünya sendromuna uygun düşüyor.

Psikologlar 1990’ların başlarında, hatırlanması en kolay anıların en eşsiz olanlar veya en güçlü duygusal etkiyi taşıyanlar olduğunu keşfettiler.

Bu olgu, yanıcı uçak kazalarının neden beceriksizce yapılmış ameliyatlardan daha muhtemel göründüğünü açıklayabilir, ikincisi çok daha yaygın olsa bile.

Bu ayrıca, su basmış sokakların ve devrilmiş binaların görüntülerini hatırlamanın, son zamanlarda gerçekleşmiş olabilen herhangi miktardaki daha umut verici olaydan neden çok daha kolay olduğunu açıklıyor.

Bu sahneler Twitter’ın, Facebook’un ve gece haberlerinin her yerinde betimlendi. Felaket, muhtemelen bazı insanlar için şu an gerçekleşen tek şey gibi görünüyor.

Gerçek şu ki, Harvey, Irma ve Katia Kasırgaları, kasırga mevsiminin zirvesi esnasında, kasırgaya yatkın bir bölgede gerçekleşti. Bölgeyi en son 10 yıl önce aynı tarihte birkaç kasırga vurmuştu ve ondan 10 yıl önce de aynısı olmuştu.

Bulunabilirlik kısayolu, veriler bu olayların hem tahmin edilebilir hem de nadir olduğunu öne sürse bile, bunların kıyamet gibi göründüğünü çünkü dikkatimizi tükettiğini belirtiyor.

Aslında neye odaklanmalıyız

Kötü dünya sendromu, dünyanın mükemmel şekilde güvenli olduğunu ileri sürmüyor; sadece dünyanın insanların inandığı kadar tehlikeli olmadığını ve insanların endişelerini ayrı olaylara göre değil, şiddet ve suç gibi şeylerin genel gidişatına göre ayarlamaları gerektiğini söylüyor.

Doğal afetler ve diğer şiddetli hava olayları da aynı bilgeliği takip ediyor. Uzmanlar, Harvey Kasırgası’nın iklim değişikliğinin sonucu olmadığını, fakat aynı zamanda Harvey’in doğasını barındıran fırtınaların 1970’lerin ortalarından itibaren sabit bir şekilde daha yaygın hale geldiğini söyledi.

Diğer bir ifadeyle, yarınki dünyanın kaderi hakkında endişelenmenin anlamı yok, fakat insanlık gezegeni ısıtma konusundaki rolünün sahipliğini almazsa, işler kesinlikle daha kötü olabilir.

 

 

 

 

Business Insider

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir