Google’ın Yeni Çıkardığı ‘Akıllı Telefon Bağımlılığı’ Özellikleri Neden Bilime Dayanmıyor?

Yine de işe yarayabilirler mi?

Google, FOMO terimini kullanmayı bırakmanızı istiyor. (FOMO: Bir şeyleri kaçırmaktan korkmak)

Arama devi Google, bir şeyleri kaçırıyor olma korkunuzdan şikayet etmek yerine, bir şeyleri kaçırmaktan keyif almanızı istiyor. Cihazlara bağımlıymışsınız gibi düşünmenizi önlemeye yönelik birkaç yeni özellik ile birlikte, size yardımcı olmayı umuyor.

Tüm bunlar, Google’ın bu haftaki I/O geliştirici toplantısı “Dijital Saadet“te ortaya konan bir girişimin parçaları.

Android kullanıcılarını akıllı telefonlarının zincirinden kurtarmayı hedefleyen bu strateji, kullanıcıların sosyal medyada geçirdiği zamanı takip etmelerini, dikkat dağıtan bildirimleri engellemelerini ve yatma zamanı geldiğinde ekranı daha solgun hale getirmelerini sağlayan özellikler içeriyor.

Ancak bu taktiğin gerçekten işe yarayıp yaramayacağı bilinmiyor. Söz konusu özellikler pek bilimsel temelli değil.

Dashboard, telefonunuzu ne sıklıkta kontrol ettiğinizi söylüyor

(Google)

Dijital Saadet girişiminde öne çıkan yeni özelliklerden birisi de Dashboard adı verilen bir şey.

Dashboard (gösterge paneli), telefonunuzu veya tabletinizi ne sıklıkta kontrol ettiğinizi, cihazlarınızla genel olarak ne kadar zaman harcadığınızı ve hatta Facebook, YouTube veya Instagram gibi bireysel uygulamalarda ne kadar zaman geçirdiğinizi size gösteriyor.

Görünüşe göre Dashboard, son zamanlarda çıkan ve sosyal medyada zaman geçirmenin bütün dünya için kötü bir şey olduğunu öne süren makale seline karşı bir tepki olma niteliği taşıyor.

Bu raporların bazılarında, özellikle Facebook ve Instagram’ın bizi bunalıma soktuğu ve hatta beyinlerimizi “kemirdiği” iddia edilmişti.

Böyle iddialardan güzel manşetlar çıksa da, bunları destekleyecek olan iyi araştırmaların sayısı yok denecek kadar az. Şimdiye kadar yapılmış olan çalışmaların çoğu, önemli kusurlar içeriyor.

Bazılarında çok az insana bakılıp istatistiksel olarak anlamlı kararlara varılmaya çalışılırken, diğer çalışmaları da ya şirketin kendisi yapıyor ya da belirgin gündemleri olan araştırmacılar yapıyor. Bunlar da sonuçlara kuşku düşürebilen çıkar çatışmalarını temsil ediyor.

Bazı diğer çalışmalarda, cihaz kullanımının mevcut bir soruna katkıda bulunuyor olabileceği öne sürülüyor fakat bu cihazların kendi başlarına bir soruna sebep olup olmadığı belirlenmiyor.

Oxford İnternet Enstitüsünde kıdemli bir araştırma görevlisi olan Andrew Przibilski, sosyal medya kullanımı ve depresyon arasında güçlü bir bağ bulunduğunun öne sürüldüğü bazı çalışmaları tekrarlamaya yeltenmiş.

Ancak, iyi kontrol edilen ortamlarda daha geniş insan grupları kullandığında, bu araştırmaların sonuçlarını tekrarlamayı başaramamış. Bunun yerine ya hiçbir bağlantı bulmamış, ya da gülünç bulduğu, çok küçük bir bağlantı bulmuş.

Przibilski, şöyle söylüyor: “Bu bulguların kalitesi kelimenin tam anlamıyla o kadar düşük ki, biraz daha düşük olsa insanlar size gülerdi.”

Przibilski, geçen sene Psychological Science bülteninde yayınlanan bir çalışmanın eş yazarlığını yapmış ve bu çalışmada, içinde 120.000’den fazla İngiliz ergenin yer aldığı ve bu ergenlerin de cihazlarında sosyal medya kullandığı, video izleyip müzik dinlediği ve oyun oynadığı bir örnek üzerinde, cihaz kullanımının etkilerini incelemiş.

Veriler, şaşırtıcı bir sonuç öne sürmüş: Cihaz kullanmak, ergenlerin büyük çoğunluğu için zararlı değilmiş. Hatta bazen yararlıymış; özellikle de günde iki ila dört saat kullandıkları zaman.

Przibilski, tezlerinde şöyle yazmış: “Elde edilen bulgular, genel olarak dijital teknolojinin aşırı şekilde kullanılmadığı zaman özünde zararlı olmadığını ve avantajlı olabileceğini gösterdi.”

Dashboard’ın gerçekten faydalı olabilmesi için, Google’ın veya başka herhangi birinin, ilk önce genel saadetimiz ile cihazları ve uygulamaları kullanma şeklimiz arasında bir çeşit ilişki bulunduğunu göstermesi gerekiyor.

Yalnızca hangi uygulamaları ve ne kadar süre kullandığımızı göstermek, muhtemelen tek başına pek fayda sunmayacaktır.

Telefonunuzu yüzüstü koymak, bildirimleri sessize alacak

Dijital Saadet’in bir diğer büyük özelliği, bildirimleri engellemenin kolay bir yolunu sunuyor.

Telefonunuzu bir yüzeyin üzerine yüzüstü koyduğunuz zaman, kendiliğinden “rahatsız etmeyin” kipine geçecek. Yeni özelliğin ardındaki fikir; daha az uyarı olursa, daha az kaygının ve daha fazla sakinliğin olacağı.

Sürekli bir ses ve ışık uyarısı seline tutulmanın, üretkenliğimizi azalttığını ve kaygı seviyemizi artırdığını söyleyen araştırmalar var ve bunların sayısı giderek artıyor. Bu durum şaşırtıcı değil.

Ancak cihazlarımızın bildirimlerini bir süreliğine durdurmanın, bizi daha iyi hissettireceğini belirten herhangi bir çalışma bulunmuyor.

Araştırmacılar bildirimleri sessize alarak kaygı sorununu çözmeye yeltendiğinde, bu durumun işe yaramadığı görülmüş. Hatta bazı kullanıcılar kendilerini daha kötü hissetmişler.

Duke Üniversitesinin davranışsal iktisatçısı Dan Ariely‘nin de aralarında yer aldığı araştırmacılar, geçen ay Amerikan Psikoloji Birliğinin yıllık toplantısında bir çalışma sunmuş. Bu çalışmada bulunanlara göre, cihazlarında bir seferde birkaç küme halinde bildirim alan kullanıcılar, bildirimleri sıradan şekilde alan ve bildirimlerin gün boyunca aralıklı halde geldiği kullanıcılara göre kendilerini daha az stresli ve daha mutlu hissettiklerini söylemişler.

Ancak bildirimleri kümeler halinde alan kullanıcılar, hiç bildirim almamış kullanıcılara göre de daha az stresli ve daha mutluymuşlar.

Araştırmacılar şöyle yazıyor: “Kendilerine bildirim gelmemiş olan kullanıcılar, bir şeylerini kaçırdıklarını düşünüp korkmuşlar ve daha yüksek seviyede kaygı yaşamışlardı. Bu bulgular, günümüzün bildirim sistemlerine (veya onları kesmeye) has olan zihinsel maliyetlerin altını çiziyor.”

Wind Down ile telefonunuz gri renklere bürünüyor

Android p wind down mode

(YouTube/Google)

Google Dijital Saadet’in diğer özelliği, yatma vaktinde kullanılmak üzere tasarlanmış.

Wind Down (dinginleşme), Android cihazınızın ekranındaki renkleri kaldırıyor ve her şeyi gri tonunda gösteriyor. Bu özelliğin ardındaki mantık, Apple’ın Night Shift (gece vardiyası) özelliğinin ardındakiyle benzerlik sergiliyor. Söz konusu özellikte iPhone’un renk şeması, parlak maviye çalan bir ışıktan, turuncuyla dolu bir ışığa geçiriliyor.

Night Shift aslında bazı bilimsel araştırmalara dayanıyor. Güneş’in de yaydığı mavi ışık, görünebilir tayfta yer alan neredeyse en parlak ışık konumunda.

Mavi ışık, insanlarda melatonin üretimini baskılıyor. Melatonin, beyinlerimizin vücutlarımıza uykuya hazırlanmaya başlamasını söylerken kullandığı kilit bir hormon. Özellikle yatağa gidiyorsanız, gece vakti mavi ışık görüyor olmak istemezsiniz.

Ancak Wind Down’ın arkasında, Night Shift’ten farklı olarak pek araştırma bulunmuyor. Bir ekrandan renkleri kaldırmanın, kullanıcıların dikkatini, üretkenliğini, uykusunu veya ruh halini nasıl etkilediği üzerinde bilimsel olarak çalışma yapmış kimse yok.

Bu özelliği gönüllü olarak kendileri üstünde denemiş olan ve bunun kendilerine yardımcı olduğunu söyleyen birkaç kullanıcıdan başka bilgi bulunmuyor.

Bu yüzden, bir şeyleri kaçırmakta keyif bulmaktan çekinmeyin ancak bunu yapmak için de Google’ın yeni uygulamalarına bel bağlamayın.

 

 

 

 

Business Insider

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir