Gözlerinize İnanmayın – Bu Çileklerin Görüntüsü Kırmızı Değil

Yeni kırmızı, gri.

İki yıl önce, lanet olası mavi (evet, mavi) bir elbise, renk algısı konusunda dünyayı telaşa düşürmüştü, ve geçen sene Kasım ayında, dünya çapındaki aileleri ve arkadaşlıkları bölen şey, bir çift mavi ve siyah (yoksa beyaz ve altın renkli mi?) terlikti.

Şimdi ise Japonyalı bir psikolog, çilekli bir pasta fotoğrafındaki kırmızı pikselleri gri pikseller ile değiştirerek, zihin büken bir başka yanılsama oluşturdu ve beyinlerimizin, renk konusunda son sözü söylediğini bir kez daha gösterdi.

Japonya’daki Ritsumeikan Üniversitesi’nden Akiyoshi Kitaoka, geçenlerde süzgeçten geçirilmiş çilekli bir pasta fotoğrafı twitledi ve görünen şeyin aksine, görüntüde hiç kırmızı piksel olmadığını ilan ederek bir kargaşaya neden oldu.

Buna karşılık cevap verenler, görüntüde hâlâ kırmızı tonların bulunduğunu iddia etti. İki tarafın da takımları, kanıt aramak için Photoshop‘a yöneldiler.

Size biraz zaman kazandırmak için, daha önce bizim hazırladığımız ve süzgeçten geçirilmemiş olan bir örneği, ‘gri’ süzgecinden geçirilmiş çilek görüntüsüyle karşılaştıran bir görüntüyü veriyoruz:

Görüntünün sağ tarafında görebileceğiniz üzere, bu kırmızımsı çilekler yakından bakıldığında gri renkteler.

2015’in Şubat ayındaki kıyafet fiyaskosunu kaçırdıysanız, bu tür yanılsamalar, renk istikrarı olarak adlandırılan bir olgunun kanıtlarıdır.

New South Wales Üniversitesi’nden Juno Kim, ScienceAlert’a şöyle açıklıyor: “Bu durum, beynimizin, nesnelerin rengini, ışık kaynağının renginden düşerek hesaplamasıyla meydana gelir.”

Bunu daha basit şekilde açıklarsak, farklı renk olarak algıladığımız şeyler, gerçekten yaklaşık 390 ila 700 nanometre aralığındaki ışığın farklı dalgaboylarıdır.

Daha karmaşık şekilde açıklarsak, farklı dalgaboyları, gözünüzün içindeki üç farklı tür ışıkalıcının, beyninizin görsel korteksine benzersiz sinyaller göndermesine sebep olur ve beyniniz daha sonra bu bilgi ile sizin durumunuz hakkındaki diğer ipuçlarını birleştirerek, renk olarak adlandırdığımız bir deneyim üretir.

Bu gerçekten kullanışlı bir muzipliktir, çünkü beyninizin, öbür türlü karışıklık oluşturacak olan ışık değişimlerini telafi etmesine olanak sağlar.

Örneğin havanın açık olduğu bir günde dışarıda bulunan parlak güneş ışığı, bir kamp ateşinin, ay ışığının veya başucu lambanızdaki bir akkor lambanın oluşturduğu ışıkla karşılaştırıldığında, normalde mavi renk olarak gördüğümüz daha kısa dalgaboylarını içerir.

Parlak gün ışığında duran bir nesneye bakmak, bu kısa dalga boylarından daha fazlasını gözünüze yansıtacak, beyinlerimize farklı bir karışım sinyali gönderecek ve kuramsal olarak, geceleyin gördüğümüzden farklı bir renk deneyimi üretecektir.

Beyinlerimiz buna karşılık olarak, biraz fazla mavi ışık olduğu zaman bunu fark etme ve bunu görmezden gelme yeteneği evrimleştirmiştir.

Kim şöyle söylüyor: “Beynimiz, ışıklandırmayı açıklamak için bütün bu bilgiyi hesaplar ve esasında kırmızı görür. Bu olgu bize, dış mekanlara karşılık iç mekanlar gibi, ışık koşullarında meydana gelen değişimler boyunca, renkleri neredeyse değişmez şekilde görme yeteneği sağlar.”

Kitaoka, daha uzun dalgaboylarını daha kısa olan dalgaboyları ile değiştiren bir süzgeç kullanarak, daha sıcak olan çoğu rengi etkili bir şekilde ortadan kaldırdıysa da, beyinlerimiz ona baktığımız zaman mavi renkleri ortadan kaldırıp, bir miktar inandırıcı olan kırmızı renk bırakarak, bu işlemi kısmen ‘telafi’ ediyor.

Tabii ki, çilekler konusunda sadece renkten daha fazlası bulunuyor; bunların dokusunu belirlemek için gölge ve renkteki değişimleri kullanarak, bu çilek benzeri nesnelerin daha kırmızı görünmesi gerektiğine dair beynimize büyük bir ipucu veriyoruz.

Kim’in yaptığı araştırmada, aynı nesnenin sahip olduğu parlak alanlar ve gölgeli alanların konumuna bağlı olarak, nesnenin neden daha parlak veya şeffaf görünebildiği incelenmişti.

Şöyle aktarıyor: “Bu durum, görsel sistemin nesnelerin şeffaf veya mat olup olmadığını ve parlak alanların, bir nesnenin üst kısmında mı yoksa alt kısmında mı olduğunu çözmek amacıyla görüş uyumuna dayanmayı öğrendiğini gösteriyor. Beynimizin: hangi taraf yukarıda? diye sorduğunu gösteriyor.”

Beynimizin nasıl çalıştığını öğrenmenin en iyi yolunun, onu başarısız olmaya zorlamak olması, bir ironi durumunda.

Eğer algısını kandırmayı seven türden biriyseniz, Kitaoka’nın burada sizin bakmanız için bir sürü yanılsaması daha bulunuyor.

 

 

ScienceAlert

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir