Günde 10 Bin Adım Atmamız Gerekiyor mu?

0
piola666/iStock

Sağlıklı yaşama yönelik yaygın inanışlar, köklerinden uzun zaman önce kopmuş belitlerle dolu. Günde sekiz bardak su içmek, sekiz saat uyumak, kahvaltının günün en önemli öğünü olması, iki bin kalorinin normal olması bunlardan bazıları… Düzenli şekilde sağlık kontrolü yaptırmayan insanlar bile bu bilgilerle karşılaşmıştır. Bu kutucukları işaretlerseniz, sağlıklı bir insan olmanız gerektiği düşünülür.

Adımsayarlar, geçtiğimiz yıllarda akıllı telefon uygulamaları ve giyilebilir spor cihazlarında  ortaya çıkmaya başladıkça, bu sözlüğe başka bir kriter daha girdi: Çoğu insan için yaklaşık 8 kilometre yürümeye eşdeğer olan; yaklaşık 10.000 bin adım atmak. Diğer birçok fitness ölçütü gibi, bu belirli rakamın nereden geldiği hep biraz belirsiz olmuştu. Fakat bu sayı, piyasadaki en ünlü aktivite takip cihazlarından bazılarında günlük bir hedef haline gelmişti.

Şimdiyse yapılan yeni araştırmalar, 10.000 adım standardının işe yarayıp yaramadığını ve bununla beraber pek çok insanın gündelik faaliyetleri hakkındaki düşünme şeklini sorguluyor. Temel kurallar doğru oldukları zaman faydalı olabilse de, insan sağlığı sayısal bir zorunluluk zincirine indirgenemeyecek kadar karmaşık. Hatta bazıları için bu kurallar, faydadan çok zarar bile getirebilir.

Harvard Üniversitesi’nin T. H. Chan Halk Sağlığı Fakültesi’nde epidemiyoloji profesörü ve geçen yıl yayımlanan bir çalışmanın baş yazarı olan I-Min Lee, bu adım kuralının nereden geldiğini merak etmiş. “Bu 10.000 adım kuralının esas dayanağı, aslında bir pazarlama stratejisiymiş” diye açıklıyor Lee. “1965 yılında bir Japon şirketi, adımsayar cihazları satıyormuş ve cihaza verdikleri isim, Japonca’da ‘10.000 adım sayıcı’ anlamına geliyor.”

Japon araştırmacılarla yaptığı görüşmelere dayanan Lee, Japonca’da “10.000” yazmak için kullanılan karakterin yürüyen bir adama benzediği için üründe bu ismin seçildiğini düşünüyor. Kendisinin bildiği kadarıyla bu rakamın sağlığa olan faydası, araştırmalarla doğrulanmış değil.

Bilimsel olsun veya olmasın; bu marka bulma becerisi şekil değiştirip, sonraki yarım yüzyıl boyunca dünya çapında dolaşan bir altın öğüde dönüşerek, nihayetinde bilekliklere ve milyonlarca insanın ceplerine girmiş. Lee yaptığı araştırmada, Amerika’daki 16.000’den fazla yaşlı kadının attığı toplam adım sayısı ile ölüm oranlarını gözlemleyerek rakamı teste tabi tutmuş. Çalışmanın sonuçları, fiziksel faaliyetin önemi konusunda daha ayrıntılı bir tablo çiziyor.

“Temel bulgu; günde 4.400 adım atan kadınlarda, en az miktarda hareket eden kadınlara kıyasla ölüm oranının önemli miktarda daha düşük olduğunu gösteriyor” diye açıklıyor Lee. Eğer kişiler daha fazla adım atarsa, ölüm oranları düşmeye başlamış; ta ki 7.500 adıma ulaşana kadar. Bu noktada, oranlar yatay hale gelmiş. Sonuç olarak, gündelik faaliyeti 2.000 adım kadar küçük miktarda artırmak (1.5 kilometreden daha az yürümek), yaşlı kadınlarda sağlık açısından olumlu sonuçlarla ilişkili.

North Carolina Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde klinik geriatrik tıp profesörü olan Lindsay Wilson’a göre bu detay, biraz hareket etmek isteyen fakat nasıl başlayacağından ya da farklılık yaratacak kadar hareket edip etmeyeceğinden emin olmayan insanlar için çok fazla şey ifade ediyor olabilir. “Çıtayı 10.000 adıma sabitlemek, bence egzersize başlamada çok başarılı bir yöntem değil” diyor. “Bazı insanlar yürüyüşçü değil. Bu kişilerin oturdukları mahal güvenli olmayabilir veya kaldırımlarda kendilerini güvende hissetmiyor olabilirler. Daha yaratıcı olmak gerekiyor. Bu kişinin spor salonuna veya havuza mı gitmesi gerekiyor, yoksa bir egzersiz bisikletinde mi oturması gerekiyor?”

Wilson bu durumun, kendisine gelen yaşlı hastalar için özellikle geçerli olduğunu fakat kuralın genellenebileceğini söylüyor. Hedef veya ölçütler ne olursa olsun; birazcık fazladan fiziksel faaliyet, hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan çoğu insan için iyi. Bununla birlikte; aynı hedefin herkes için belirlenmesi, hareket etmeye en çok ihtiyacı olanların hevesini kırabilir.

Kahvaltı yapmak ve belli bir sayıda adım atmak gibi; sağlığa dair en inatçı efsanelerin çoğu bilim yerine pazarlamaya dayanıyorsa, o halde neden bir türlü kaybolmuyorlar? New York Üniversitesi Küresel Halk Sağlığı Fakültesi’nde doktor ve sosyolog olan Virginia Chang şöyle söylüyor: “Halk ve medya; sonuca ulaşılmış, siyah beyaz mesajlar ve bulgular istiyor. Fakat bilim böyle işlemiyor. Araştırmalardaki bu belirsizlik, mesaja çok iyi dönüşmüyor. İnsanlar sadece ne yapmaları gerektiğini bilmek istiyor.”

Yine de halk sağlığı savunucuları, diyaloğun içerisine ince ayrıntılar ve ılımlılık katmaya çalışıyor. Amerikan Kalp Birliği, 2018 yılında yeni tavsiyeler yayınlayarak (daha önce önemsiz olduğu düşünülen) kısa süreli faaliyetlerin bile önemli olduğunu vurgulamış.

Tüm bunlar, açıklama gerektirmeyecek kadar net olan sağlık bilgilerinin kötü olduğu anlamına gelmiyor. Örneğin her gece yaklaşık sekiz saat uyku önerisinin arkasında bilimsel olarak sağlam bir destek bulunuyor. Fakat sağlığını genel anlamda iyileştirmek isteyen insanlar için beslenme, sıvı alımı ve egzersiz gibi şeylerde, artımlı gelişmelerin gerçek faydalar sağlayabileceğini gösteren önemli bulgular var; rakamsal hedefler kaçırılsa bile…

Lee, giyilebilir spor cihazlarını daha uygun fiyatlı ve faaliyet bilgisini daha güvenilir hale getiren teknolojik gelişmeler sayesinde; yaptığı bu araştırmanın, fiziksel faaliyet ile genel sağlık durumunun birbiriyle olan ilişkisini yeni yeni ortaya çıkarmaya başladığını söylüyor. Çalışma gözlemsel olduğu için, sebep sonuç ilişkisi kurmak imkansız: Kadınlar daha fazla adım attığı için daha sağlıklı olmuş olabilir veya zaten daha sağlıklı oldukları için daha fazla adım atmış olabilirler. Lee’ye göre her iki durumda da düzenli, ölçülü fiziksel faaliyetin; bireysel seviyede nasıl görünürse görünsün, sağlıklı yaşamın önemli bir parçası olduğu açık.

“10.000 adım atmayın demiyorum. Eğer 10.000 adım atabiliyorsanız, bacaklarınıza kuvvet” diyor Lee. “Fakat genel olarak oturan biriyseniz, çok mütevazı bir artış bile sağlık açısından önemli faydalar sağlayacaktır.”

 

 

 

 

Yazar: Amanda Mull/The Atlantic. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz