İnsanların Nabzı, Hikaye Dinlerken Aynı Atıyor

0
24
Görsel: zak00/iStock

İnsanların nabız ve solunum gibi bedensel fonksiyonları, canlı bir performans veya kişisel bir sohbet gibi bir deneyimi paylaştıkları zaman sıklıkla bilinçsiz şekilde eşitleniyor. Yeni bir araştırmaya göre deneklerin nabızları, bir hikayeyi kendi başlarına dinliyor olsalar bile eşit şekilde atıyor ve bu eşitlenme yalnızca denekler dikkatini hikayeye verdiği zaman meydana geliyor. Bulgular iki gün önce Cell Reports bülteninde yayımlandı.

New York Şehir Üniversitesinde profesör olan eş yazar Lucas Parra şöyle aktarıyor: “Literatürde, insanların fizyolojilerini birbirleriyle eşzamanlı hale getirdiğini gösteren birçok bulgu var. Ancak burada, bir şekilde etkileşimde bulunmanız ve fiziksel olarak aynı yerde olmanız gerektiği kabul ediliyor. Bizim bulduğumuza göre ise bu olgu çok daha geniş kapsamlı. Bir hikayeyi sadece takip etmek ve uyaranı işlemek, insanların nabızlarında benzer dalgalanmalara sebep oluyor. Bu bilişsel işlev, nabzını hızlandırıp yavaşlatıyor.”

Paris Beyin Enstitüsü ile Fransız Ulusal Sağlık ve Tıp Araştırma Enstitüsünde çalışan eş yazar Jacobo Sitt, “Dinleyicinin, hikayedeki eylemlere dikkat etmesi önemli” diye ekliyor. “Duygularla ilişkili bir durum olmaktan ziyade, faaliyete katılıp dikkatini vermekle ve sırada neler olacağını düşünmekle ilgili. Kalbiniz, beyinden gelen bu sinyallere yanıt veriyor.”

Araştırmacılar, deneklerin nabızlarının eş zamanlı hale gelmesinde biliş ve dikkatin rolünü incelemek amacıyla dört deney yürütmüşler. Deneylerden ilkinde, sağlıklı gönüllüler Jules Verne’in Deniz Altında 20.000 Fersah kitabının seslendirmesini dinlemiş. Denekler sesli kitabı dinlerken, elektrokardiyogram (EKG) yardımıyla ölçülen nabızları da hikayede gerçekleşen olaylara göre değişiklik göstermiş. Araştırmacılar deneklerin büyük bir bölümünde nabzın, hikayenin aynı noktalarında artıp azaldığını bulmuş.

İkinci deneyde ise gönüllülere kısa eğitici videolar izletilmiş. Videolar duygu değişimleri barındırmayan eğitim videoları olduğu için, bir hikayede meydana gelen duygusal bir etkileşimin nabız değişiminde rol oynamadığı doğrulanmış. Denekler bu videoları ilk defa izlediklerinde, nabız hızları benzer dalgalanmalar sergilemiş. Katılımcılar daha sonra içlerinden geriye doğru sayarken, bu videoları tekrar izlemişler. Bu defa oluşan dikkat eksikliği, denekler arasındaki nabzın eş zamanlılığında bir düşüş meydana getirmiş ve dikkatin önem taşıdığı doğrulanmış.

Üçüncü deneyde bazıları dikkatini verirken diğerlerinin dikkati dağılan denekler, kısa çocuk hikayeleri dinlemişler. Daha sonra deneklerden hikayedeki bilgileri hatırlamaları istenmiş. Araştırmacılar deneklerin nabız oranlarında görülen dalgalanmaların, hikayeye ilişkin soruların ne kadar iyi cevaplandığını gösterdiğini keşfetmiş; eş zamanlılığın daha yüksek olması, test sonuçlarının daha iyi olmasıyla bağlantı sergilemiş. Buna göre nabız hızındaki değişimler, anlatılan hikayenin bilinçli şekilde işlendiğini gösteren bir sinyal olabilir.

Araştırmacılar solunum oranlarındaki değişimlere baktıklarında, deneklerde aynı eş zamanlılığın görülmediğini tespit etmişler. Solunumun nabzı etkilediği bilindiğinden, araştırmacılar bu durumu şaşırtıcı bulmuş.

Dördüncü deney de birincisine benziyor fakat hem sağlıklı gönüllüleri hem de bilinç bozukluğu bulunan hastaları (komada veya sürekli bitkisel hayatta olanlar gibi) kapsıyor. Tüm deneklere, bir çocuk öyküsünün sesli kitabı dinletilmiş. Hastaların nabzındaki eş zamanlılık, beklendiği gibi sağlıklı kontrol grubuna göre daha düşük çıkmış. Hastalar altı ay sonra incelendiğinde, daha yüksek eş zamanlılık sergileyen bazı denekler yeniden bir miktar bilinç kazanmış.

“Çalışma henüz başlangıç seviyesinde olsa da, bunu beyin fonksiyonunun ölçülmesinde uygulanabilecek kolay bir test biçiminde hayal edebilirsiniz” diyor Sitt. “Fazla cihaz gerektirmiyor. Hatta hastane yolundaki bir ambulansın içinde bile yapılabilir.” Sitt, EEG ve fMRI’lar gibi beyin işlevine yönelik kabul edilmiş testlerle yapılacak karşılaştırmaların yanısıra, daha büyük sayıda hastayla daha fazla doğrulamanın da yapılması gerektiğini belirtiyor. Sitt’in grubu, bu konu üzerinde çalışmaya devam edecek.

Parra, bu gibi araştırmaların farkındalık ile beyin-vücut bağlantısını anlamak bakımından da önemli olduğunu söylüyor. “Sinirbilim; beyni gerçek bir anatomik, fiziksel bedenin parçası şeklinde düşünme bağlamında ilerliyor” diyor. “Bu araştırma, beynin vücudu etkileme şekli açısından beyin-vücut bağlantısına daha geniş bakılması yönünde atılan bir adım.”

 

 

 

 

Kaynak: Cell Basın. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here