The "moonshot" gets closer. Pixabay

Kanser, İmmünoterapi ve Aşılar

Kişiye özel aşılar bağışıklık sistemimize kanser ile savaşında fayda sağlayacak

Ama bunun için henüz çok erken.

İlk denemelere başlandı.
Pixabay

Kanseri iyileştirmek için sadece bir iğne olmak yetseydi ne olurdu? Nature dergisinde yayınlanan bir kaç çalışma tam da bunu inceliyor.

Hastaların bir tür deri kanseri olan melanoma karşı bağışıklık sistemleri ile savaşmalarına öncelik tanımak üzere kişiye özel aşıların denenmesi Faz 1 için, iki araştırmacı grubu bağımsız denemeler oluşturdular. Her iki çalışma da, kendi aşıları ile (bazen diğer immünoterapilerden de destek alarak), hemen hemen tüm deneklerde kanserin nüksetmesini önleyebildiler.

”Güvenli ve başarılı bir biçimde kişinin tümörüne özel aşı yapabiliriz,” diyor Catherine Wu, çalışmalardan birinin ana yazarlarından ve Boston’daki Dana-Farber Kanser Enstitüsü’nde öğretim üyesi profesör. ”Her tümöre tek bir aşı yerine hastanın tümörünün genetik kompozisyonuna göre kişiye özel hazırlanan aşı.”

Wu, kendi çalışmasını Boston’daki Dana-Farber Kanser Enstitüsü ve Büyük Enstitü’de kendi çalışma arkadaşları ile yürütmektedir. Diğer çalışma ise, Almanya’daki araştırmacılar tarafından paralel olarak yürütülmektedir. Çalışmanın ana yazarı Uğur Şahin, BioNTech’in kurucularından biri ve CEO’sudur. Bu şirket kişiye özel immünoterapi tedavilerine odaklanmıştır.

Her iki çalışmanın hedefinde de aynı tip bir kanser, melanom vardır. Bu deri kanserleri (güneşteki UV radyasyonu ile bağlantılı olması ile bilinir) iyi bir ilk hedeftir, diyor Wu, çünkü bilim insanları bunlara neden olan mutasyonlar konusunda bilgi sahibidirler. Bu mutasyonlar anahtardır, diyor Mathias Vormehr, Şahin’in çalışmasında eş yazarlardan biri ve BioNTech’te bilim insanı.

”Prensip olarak, mutasyon yapmış herhangi bir tümörü hedef alabilirsiniz,” diyor Vormehr. ”Mutasyonlar tümörlerin en belirleyici özelliklerindendir.”

Kanser aşısının amacı, hastanın kendi bağışıklık sistemini tümör hücreleri ile nasıl savaşılacağı konusunda eğiterek onları kanserle savaşmaya doğru yönlendirmektir. Aynı grip aşısında ya da diğer aşılarda olduğu gibi, vücuda aslında zarar veremeyecek ölü ya da zayıflatılmış grip virüsleri içererek, bu şekilde de bağışıklık sistemini neyle savaşacağı konusunda hazırlayarak yapılmaktadır.

Kanser aşısında, önceki denemelerde, bağışıklık sistemini kanser hücrelerini tanıyacak şekilde yeniden programlamak için, gen-taşıyan virüsler kullanılmıştı. Başka çalışmalar, hastanın kanından bazı bağışıklık sistemi hücrelerini çıkartmıştı ve onlara vücut dışarısında kanserli hücreleri nasıl tanıyacaklarını öğretmişlerdi. Sonra da, bu eğitimli bağışıklık hücrelerini, iş başına geçmeleri için tekrar vücuda enjekte etmişlerdi.

Nature’de yayımlanan son çalışmalar ise neoantijen aşılar kullanmışlardır. Antijenler, hücrelerin dışını dekore eden, küçük proteinlerdir, ”neoantijenler” ise sadece kanser hücreleri üzerinde bulunanları ifade etmektedir. Çünkü, onlar hiçbir sağlıklı hücrede bulunmamaktadırlar. Neoantijenler, bağışıklık sistemi için mükemmel bir hedef oluşturmaktadır. Bağışıklık sistemimizin, kendi sağlıklı hücrelerimize saldırmaya başlamalarını istemeyiz. Normalde, kanser hücreleri bağışıklık sistemini ele geçirirler ve etkilerini zayıflatırlar, bunu da normal hücreleri taklit ederek yaparlar. Ama, eğer bağışıklık sistemi, aşı tarafından verilen neoantijenleri zararlı olarak tanımlamayı başarabilirse, kanserli hücreleri de tanımayı ve onlarla savaşmayı başarabilecektir. Bir seferde, yoğun miktarda neoantijeni vücuda göndermek, ki bu aşının yapabileceği bir şeydir, tanıma olayını tetikleyecek ve bağışıklık sistemi neoantijenleri bundan böyle zararlı olarak görecektir.

Tüm tümörler birbirinden farklı olduğuna göre, aşı da kişiye özel olmalıdır. Hangi neoantijenlerin hastanın tümöründe belirleyici olduklarını tespit etmek amacıyla, araştırmacılar tümörün DNA’sını sıraladılar ve her grup araştırmacı, bu neoantijenleri bir arada tutmak için talimatları kodlayan, DNA bölümlerini tanımlamak için, kendi bilgisayar algoritmasını oluşturdu.

Burası, Wu ve Şahin’in çalışmalarının ayrılmakta olduğu yerdir. Amaç, neoantijenleri hastanın vücuduna vererek bağışıklık sistemini harekete geçirmektir. Wu’nun takımı aşıyı, neoantijenlerin kendileri ile doldurmaktadır, Şahin’in aşıları ise bunları temsil eden RNA ile doldurulmaktadır- DNA ve proteinler arasındaki hücresel aracı- böylece hastanın kendi hücreleri neoantijeni üretebilmektedir. Şahin’in takımı, RNA kullanmayı seçtiler, çünkü RNA kullanarak bir taşla iki kuş vurabileceklerdi, diyor Vormehr. Aşılar, bağışıklık sistemi cevabını güçlendirmek için ilave bir malzeme kullanırlar ve RNA bunu kendi kendine başarır.

(Şunu unutmayalım, bu kanser aşıları önleyici değiller, aynı grip aşıları gibi. Bunlar ”tedavi edici aşılar,” her bir kişinin kanserinin yapısına göre, tümörüne özel tasarlanmışlar.)

Her iki çalışma da ortaya koydu ki, deneklerin çoğunluğunda aşılar sayesinde kanser baskılanabildi. Kanserin başarılı bir biçimde yok edilemediği durumlarda ise, Wu ve Şahin, kontrol noktası tedavisi adı altında başka bir tedaviyi daha sürece dahil ettiler ve bu şekilde kanserli hücrelerin bağışıklık sistemi denetiminden kaçmasını engellediler. İki birden daha güçlüdür: Her iki metodun birleşimi aşı tedavisinin başarısını arttırdı.

Wu’nun çalışmasındaki altı denekten, dört tanesi III. evre kanserdi ve aşılamadan 25 ay sonra, tümörlerden hiç iz yoktu. Diğer iki denekte ise, IV. evre melanom vardı, kontrol noktası terapisi ilavesi ile fayda gördüklerini belirttiler. Aynı biçimde, Şahin’in çalışmasında, 13 tümör oluşmamış denekten sekizi, 23 ay sonra da tümör geliştirmemiş olarak kaldılar. Normal koşullarda, yarısının gerilemesi beklenirdi, diyor Vormehr. Gerileme görülen beş denekten ise, iki tanesi aşıya olumlu yanıt verdiler. Bir tanesi ise, aşı kontrol noktası tedavisi ile birleştirildiğinde tedaviye yanıt verdi. Daha yakından bakacak olursak, her iki araştırma sonucunda da, bağışıklık sistemlerine neoantijenlere saldırmalarının öğretilebileceği sonucu ortaya çıktı.

”Çok farklı dağıtma sistemleri kullansak ta benzer sonuçlara ulaştık,” diyor Wu. ”Daha canlı bir hevesle geleceğe yönelmemiz için bize dayanak sağladı.”

İlk çalışmanın amacı anti-tümör aktivitenin sağlanması idi, diyor Matthias Miller, eski bir proje müdürü ve BioNTech çalışmasının eş-yazarlarından. Her iki çalışmada da, denemeler nispeten az ve aşılanmayan denekler bulundurmuyorlar. Bir Nature News ve Views makalesinde, çalışmalardan hiçbirinde yer almamasına rağmen, Cornelis Melief, Hollanda’daki Leiden Üniversitesi Tıp Merkezi’nden bir profesör, daha fazla faz II klinik çalışmasının daha fazla denekle ve kontrolle yapılması çağrısında bulundu. Böylelikle, aşıların nasıl etkili oldukları açıkça topluma gösterilebilirdi.

Çalışmalarda bir sınırlama mevcut, o da tüm kanser hastalarının, kişiye özel aşılarını dizayn etmede kullanılacak olan, neoantijen mutasyonlarına sahip olmamaları, diyor Sasha Stanton, Washington Üniversitesi’ndeki Tümör Aşı Grubu’nda fizik-bilimci ve çalışmalarda yer almamış.

”Neoantijen aşılar, hem metastaz yapmış kanserler, hem de bulunduğu bölgede ilerlemiş kanserler  açısından çok ilginçler,” diyor Stanton. ”Önleme ve kanserin başlangıç evrelerinde daha az yararlılar.”

Bütün bunlara ilaveten, süreç zaman istiyor- örneğin, Wu’nun çalışmasında, bir hastanın aşıyı temin etmesi üç ay sürdü- bütün hastalar bu kadar uzun süre istikrarlı kalamaz, diyor Stanton. Aşı üretimi aşaması gelişmeli, diyor Wu, inanıyor ki, bu zaman 4-6 haftaya kadar kısaltılabilir. Miller de, BioNTech aşılarının erişilebilirliği konusunda iyimser.

”Satın alınabilecek bir fiyata sahip olmalı,” diyor Miller. ”Sürecin gelişmesinden sonra, kesinlikle geniş bir kitleye ulaşabilecektir.”

BioNTech, bir eczacılık şirketi olan Genentech ile birlikte aşısını daha da geliştirmek için çalışıyor. Wu’nun takımı da, Neon Therapeutics (Wu’nun kurmuş olduğu bir eczacılık şirketi) tarafından sponsorluğu yapılan, çok-merkezli bir kombinasyon tedavisi denemesinde yer alıyor. Eğer, gelecekte denemeler başarılı olursa, diyor Wu, başka kanser türlerine de kişiye özel aşılama uygulanması için pek çok fırsat ortaya çıkacaktır; örneğin glioblastoma, bir beyin kanseri türü, olası bir hedef olabilir.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir