Kanserin büyümesine tamamen hatalı şekilde baktığımız keşfedildi

Bu herşeyi değiştirebilir.

Yapılan yeni bir araştırmada, beyin tümörlerinin enerji kaynağı olarak yağ kullanmayı tercih ettiğinin kanıtları bulundu ve on yıllar boyunca süregelen, kanser hücrelerinin temel yakıt kaynağının şeker olduğu varsayımı tartışmaya açıldı.

Eğer bu doğrulanırsa, gelecekte kanseri tedavi etme şeklimizi temelden değiştirebilir. Çünkü biliminsanları çok yakın zamana kadar, kanser hücrelerini şeker desteğinden mahrum bırakma yolları üzerine yoğunlaşıyordu.

İngiltere’deki Newcastle Üniversitesi’nden baş araştırmacı ve bir sinirbilimci olan Elizabeth Stoll, Independent gazetesinden Ian Johnson’a şöyle konuşuyor: “60 yıldır, bütün tümörlerin enerji kaynağı olarak şekerleri kullandığına inanmıştık ve beyin de kendi enerji kaynağı olarak şekerleri kullanıyor, bu yüzden beyin tümörlerinin de bunu yapacağını kesinlikle düşünürdünüz.”

Gliyom, sinirleri destekleyen ve kan-beyin engelini sürdürmeye yardımcı olan gliyal hücrelerinden gelişen bir tür beyin tümörüdür. Gliyal hücreleri, toplam beyin hücrelerinin yüzde 90’ına kadarını oluştururlar ve yakın zamana kadar muğlak haldeydiler.

Üç çeşit gliyal tümör bulunuyor (astrositom, oligodendrogliyom ve gliyoblastom) ve bunları tedavi etmek son derece zor olabiliyor. Gliyoblastomlar, en yaygın ve en saldırgan türler ve ABD’deki hastaların sadece yüzde 30’u teşhisten sonra iki yıldan fazla yaşıyorlar.

Stoll ve takımı, tümör hücresinin yağı yakıt olarak işleme yeteneğini engelledikleri zaman, bunların büyüme hızlarının büyük oranda yavaşladığını buldular ve bu durum daha iyi hayatta kalma oranları anlamına geliyor. Bu sebeple yeni tedavi hedefi, devasa bir farklılık oluşturabilir.

Takım, ameliyat geçiren gliyom hastalarının bağışladığı insan tümör dokusu ile hastalığın canlı fare örnekleri ile çalıştı ve bunlara, etomoksir adı verilen bir yağ asidi oksidasyonu durdurucusu uyguladı.

Stoll, bir basın bülteninde şöyle söylüyor: “Etomoksiri hayvan örneğimizde test ettik ve bu ilacın sistemik (bütün sistemi etkileyen) dozlarının, gliyom büyümesini yavaşlattığını ve orta değer hayatta kalma süresini yüzde 17 oranında uzattığını gösterdik. Bu sonuçlar, gelecekte hastalar için bu hastalığın klinik tedavisinde yardımcı olabilecek yeni bir ilaç hedefi sağlıyor.”

Kanser büyümesinin glukozdan güç aldığı görüşü, Nobel Ödülü kazanan Almanyalı bilim insanı Otto Warburg’un, tümörlerin büyümek amacıyla öncelikle glukozu metabolizma ettiğini gözlemlediği en az 1950’li yıllardan beri ortalıktaydı. (Glukoz, sağlıklı hücrelerin de enerji kaynağı olarak kullanmak amacıyla yıktığı basit bir şekerdir)

Warburg etkisi olarak bilinen bu işlemin şu an kanserlerin yüzde 80’ine kadarında meydana geldiği tahmin ediliyor.

Sam Apple, The New York Times gazetesi için şöyle bildiriyor: “Bu durum çoğu kanser için o kadar temel bir durumdur ki, kanserin gösterilmesi ve teşhisinde önemli bir araç olarak ortaya çıkmış olan pozitif elektron yayılımı röntgeni (PET) taraması, sadece vücuttaki hücrelerin fazladan glukoz tükettiği bölgeleri ortaya çıkararak çalışır.”

Pek çok kanserin büyümek için herşeyden önce glukoza dayandığının ortaya çıkması ve sağlıklı beyin hücrelerinin de işlev göstermeyi sürdürmek için şekere dayanmasıyla, bilim insanlarının beyindeki kanser hücrelerinin de aynı hareketi yapacak olduklarını farzetmeleri doğal bir durumdu.

Bu algı, bilim insanlarının laboratuvarda doku örneklerine muamele şekliyle de devam etmişti.

Stoll’un The Independent gazetesine açıkladığı üzere, araştırmacıların hastalardan beyin tümörü hücrelerini çıkarmaları ve onları laboratuvarda yetiştirmek için kana koymaları yaygın bir durumdu. Fakat bu hücreleri, şekerin yağdan daha fazla bulunduğu bir ortama koymayı kapsayan bu basit davranışın onları değiştirdiği, onları, yakıt kaynaklarını değiştirmeye ve yağ bulamadıkları için şeker kullanmaya teşvik ettiği ortaya çıktı.

Stoll’un takımı, bu komplikasyondan kaçınmak amacıyla fare ve insan tümör hücrelerini serumsuz şartlarda yetiştirdiler.

Kendisi şöyle söylüyor: “Bizim her zaman yapmamız gereken şey, hücreleri [kanlı] seruma koymaktı. Bu, hücreleri kültür ortamında yetiştirmek için bir hileydi. Eğer kötü beyin tümörlerini alırsanız ve onları kan serumuna maruz bırakırsanız, bu onları değiştirir. Bunun ardından çok kolay şekilde dönüşüm geçirirler.”

Stoll’un keşfinin şimdiye kadar sadece hayvan örneklerinde ve çıkarılmış insan beyin tümörü hücrelerinde yapıldığını açıklığa kavuşturmalıyız, bu yüzden takım, insan deneylerinde benzer etkileri etomoksir ilacı ile gösterene kadar, herhangi bir sonuç çıkaramayız.

Araştırmacılar ayrıca, beslenme düzenlerimizin bu aşamada yağa karşı şeker tartışmasına nasıl dahil edilebileceği konusunda herhangi bir tahmin yürütmeye hazır olmadıklarını söylüyorlar.

Fakat kanser araştırmasında bulunan herhangi bir yeni hedef konusunda dikkatli şekilde iyimser olmak gerekiyor, çünkü kanser bilmecesini nihayet yenmemize olanak sağlayacak bir şey varsa, o da kendisinin insafsız büyümesini neyin sağladığı konusunu daha iyi anlamamız olacaktır.

Sonuçlar Neuro-Oncology bilim bülteninde yayınlandı.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir