Dinoflagellates emit blue light when they’re disturbed, like at this bay on Vaadhoo Island in the Maldives (Credit: Naturepl.com/Doug Perrine)

Karanlık Çökünce Okyanuslarda Meydana Gelen Çok İlginç Beş Olay

Hava karardıktan sonra okyanus garip bir yer haline gelir; ay ışığı dünyanın en büyük cümbüşünü başlatır, derinliklerden acayip yaratıklar çıkar ve dalgalar mavi mavi ışıldarlar. Okyanusta bazı olaylar sadece karanlık çöktükten sonra gözlenir.

1. Biyo-Işıldama ya da Biyolüminesans:

Dinoflagellatlar (zehirli bir deniz yosunu türü) rahatsız edildiklerinde mavi ışık yayarlar, aynen Maldivler’deki bu Vaadhoo (Vadi) Adası’nda olduğu gibi.  (Fotoğraf: Naturepl.com/Doug Perrine)

Bu resimleri belki önceden de görmüş olabilirsiniz.

Oldukça egzotik bir yerde şu anda gece. Dalgalar sahile vurmaktayken, su elektrik mavisi ve ışıl ışıl parlıyor.

Internette, sihirli gibi görünen biyolüminesans (biyo-ışıldama) koyunun fotoğrafı çok güzeldir. Hatta seyahat bloggerlarının, gerçek olayın o kadar da heyecan verici olmadığından şikayet ettiği olmuştur.

Sonuncusu doğru bile olsa, biyolüminesans (genellikle dinoflagellatlar denen planktonik organizmalar neden olur) oldukça şaşırtıcı bir doğa olayıdır.

Dinoflagellatlar rahatsız edildiklerinde mavi ışık saçarlar, teknelerin etraflarında, bir el ya da pedal içlerinden geçtiğinde, dalgaların en tepelerinde parladıklarını görüyor olmamız bundandır.

Bu ufak yaratıklar, okyanus yüzeyindeki en yaygın biyolüminesans kaynağıdır.

Porto Riko ve Jamaika’dakiler gibi biyolüminesans koyları, parlamanın gözlemlenebileceği en bilinen yerler arasındadır. Çok kısa süren olay aslında, okyanusta yoğun dinoflagellatların bir arada bulunduğu her yerde gözlenebilir.

Bazen dinoflagellatların nüfusu aniden artar ve patlamalara yol açar, o zaman renklenme daha az çekici bir renk olan kırmızımsı bir kahverengi olur ve buna kırmızı gelgitler de denilmektedir. Bu kırmızı gelgitlerin bazıları (hepsi değil) zehirlidir.

Bu ufak yaratıklar, okyanus yüzeyindeki en yaygın biyolüminesans kaynağıdır. (Fotoğraf: Naturepl.com/Martin Dohrn)

Biyolüminesans görülen koylardan daha ilginç ve nadir olan bir şey de ”sütlü denizlerdir”, buralarda sürekli parıldayan su gözünüzün görebileceği her yere yayılmıştır.

Sütlü denizler, 1915 yılından beri sadece bir kaç yüz kez görülmüştür, ağırlıklı olarak Hint Okyanusu’nun kuzey batısında ve Cava, Endonezya bölgelerinde görülmektedir.

ABD’de bulunan, St. Cloud Eyalet Üniversitesi’nde, biyoloji dalında profesör asistanı olan ve biyolüminesans dalında uzmanlaşan, Dr. Matt Davis’in açıklamasına göre, bunlar dinoflagellatlar tarafından meydana getirilmiyorlar, yüzeye yakın yerlerde büyük miktarlarda toplaşmış biyolüminesansa neden olan bakterinin sonucu ortaya çıktıkları düşünülüyor.

Yüzyıllar boyunca denizcilerin ifade ettikleri şekliyle sütlü denizler, gece oluşan beyazımsı bir parlaklık, karlı bir tarlaya benziyor, ama bilim insanları bu doğa olayını çok nadiren ilk elden inceleme şansı buldular.

2005 yılında, arşivden uydu görüntülerini analiz eden araştırmacılar, sütlü denizlerin uzaydan görülebildiğini buldular ve hatta bir uydu on yıl önce, peş peşe 3 gece boyunca tuhaf bir parıldama sergileyen geniş bir okyanus bölgesinin resimlerini çekti.

2. Karanlıkta Parlayan Hayvanlar:

Kısa kuyruk kalamarın, biyolüminesan bakteri ile bir simbiyotik (iki canlının tek bir organizma gibi birbirleriyle yardımlaşarak bir arada yaşamaları) ilişkisi vardır.(Fotoğraf: Naturepl.com/Jurgen Freund)

Biyolüminesans, doğal bir kimyasal reaksiyon sonucu bir organizma tarafından görülebilir ışık yayılması, balıklar, kalamar ve yumuşakçalar gibi deniz canlıları arasında yaygındır. Derin denizlerde, türlerin çoğu, oralardaki ışığın ana kaynağı olarak biyolüminesandır.

Daha sığ olan sularda, biyolüminesan balıkların çoğu ışıklarını gece gösterirler.

”Fener balıklarının gözlerinin altında, bu bakteriler tarafından yayılan ışığı açığa çıkarmak için döndürebildikleri özel bir torba vardır, onlar bu parıltıyı geceleri avlanmak ve haberleşmek için kullanırlar,” diyor Dr. Matt Davis.

Fener balıklarının gözlerinin altında biyolüminesan bakterinin yaydığı ışığı açığa çıkarmaya yarayan özel torbalar vardır.(Fotoğraf: Matt Davis)

Ponyfish balıkları, bir cepte yuvalanan biyolüminesan bakterilerle, vücutlarında bulunan şeffaf ve kaslı kapakları kullanarak birbirleriyle haberleşmek amacıyla ışık saçarlar, diye ifade ediyor.

Balıkların ışık saçmalarının çeşitli nedenleri arasında, kamuflaj, savunma ve avlanma olduğu düşünülmektedir.

Örneğin, kısa kuyruk ahtapotun, ışıkları kullanma konusunda dahice bir yöntemi mevcuttur. Geceleri ortaya çıkan bu hayvanların, kendi yaşadığı yerin aşağısındaki boşluktaki çukurda yaşayan luminesan bakterilerle karşılıklı çıkara dayalı bir ilişkileri vardır. Kalamar, geceleyin bu ışığın yoğunluğunu ay ışığı ile eşleştirmek üzere kontrol eder ve bu yolla kendi silüetini avcılara karşı kamufle eder.

3. Ay Işığı Gezegenin En Büyük Şölenini Başlatır:

Büyük Bariyer Resifi’nde bulunan toplu üreme alanı, dünyadaki senkronize davranışların en olağanüstü örneklerinden biridir. (Fotoğraf: Naturepl.com/Jurgen Freund)

Ay ışığının aydınlattığı bir geceden daha romantik bir şey yoktur, özellikle de Avusturalya kıyılarındaki Büyük Bariyer Resifi’nde bir mercansanız.

Ay ışığı tarafından, bahar mevsiminde, yılda bir gece, dünyanın en büyük şöleni başlatılır.

130’un üzerinde mercan türü aynı anda, yumurta ve spermlerini, sadece 30-60 dakikalık bir zaman dilimi içerisinde suya bırakırlar.

Bu toplu üreme olayı, tabiattaki senkronize davranışların en olağanüstü örneği olabilir. 

Gametler (üreme hücreleri) – yumurta ve sperm hücreleri – bırakıldığında,  spermlerin yumurtaları döllediği, su altındaki aşırı bolluğun arasına yayılmadan önce, kısa bir süre suda gezinerek, resifin şeklinin hayalet bir replikasını oluştururlar.

Deniz biyoloğu, ekolog ve İsrail’de bulunan Bar-Ilan Üniversitesi’nde Yaşam Bilimleri Profesörü olan  Dr. Oren Levy bu olağanüstü olayı inceledi.

”Bu gerçekten etkileyici olay…her yıl Kasım ayındaki dolunayın bir kaç gece sonrasında bu olayın olacağını biliyoruz, dolunaydan 3-5 gece sonrası,” diyor.

”Her zaman şaşırtıcı, her bir mercan türünün nasıl da her yıl gecenin aynı saatinde ürediklerini görmek beni çok şaşırtıyor,” diyor.

”Olay gerçekleşirken her şeyin nasıl bu denli canlı ve senkronize hale geldiğini izlemek daima çok ilgi çekici. Sanki kutsal bir olay ve doğanın gücünü bu en başarılı olduğu alanda bir kez daha çok iyi anlıyorsunuz,” diye ekliyor.

Olayı ay ışığı senkronize edici bir güç ya da gamete (yumurta ve sperm hücrelerine) bırakılma zamanının geldiğini haber veren bir ”alarm” olarak davranarak ve muhtemelen gün batımının zamanı, suyun sıcaklığı ve gelgitler gibi başka çevresel işaretlerle birlikte başlatıyor, diye açıklıyor Dr. Levy.

Mercanların ayın fazlarını tespit eden foto reseptörleri varmış gibi görünüyor, bu şekilde gamet bırakma eyleminin zamanlaması en iyi şekilde ince ayar ayarlanıyor, diye ekliyor.

4. Köpek Balıkları ve Foklar Gökyüzü Aydınlığına Göre Hareket Ederler: 

Tam da suya dalmanın güvenli olduğunu düşündüğünüzde… büyük beyaz köpek balıkları geceleyin de avlanırlar. (Fotoğraf: Naturepl.com/Chris & Monique Fallows)

Bazı foklar için, mehtaplı geceler tehlike demektir.

Kış aylarında, Güney Afrika’da, False Koyu’nda bulunan Sea Adası’nda, 60.000 pelerin kürklü fok balığı, suya girip çıkarak, denizlerde devriye gezen büyük beyaz köpek balıkları tarafından avlanma tehlikesini göze alırlar.

2016 Yılında yapılan bir çalışma, dolunaylı gecelerde yüzen fok balıklarının köpek balığı tarafından yenme riskinin daha fazla olduğunu ileri sürüyor, çünkü parlak ay ışığı onların karaltısını yüzeye düşürüyor ve onların aşağıda dolanan avcılara kolay bir yem olmalarına neden oluyor.

Fakat, foklara yapılan köpek balığı saldırılarının çoğu güneş batar batmaz gerçekleşiyor. Araştırmayı yapan bilim insanları, tan vakti gerçekleşen köpek balığı saldırılarını saydılar ve eğer dolunay varsa, günün bu zamanı fokların pek fazla avlanmadığını görerek şaşırdılar.

Araştırmacıların teorisi, ay ışığı ve gün ışığı bir arada bulunduğunda köpek balıklarının gizlenme yeteneğinin azaldığı ve gece güne dönerken avantaj köpek balıklarından foklara geçtiği.

Ve foklar, yön bulmak için, başka bir gökyüzü özelliğinden faydalanıyorlar – yıldızlardan.

Araştırmalar göstermiştir ki, insanlar tarafından alıkoyulmuş Phoca vitulina türü liman fokları bir tek çoban yıldızıyla yerini bulup, yönünü belirleyebilmektedir.

Gece gökyüzünün simüle edilerek gerçekleştirildiği bir test esnasında foklar, en parlak yıldıza doğru yüzdü ve yıldızlar dönerken kendilerini bunlara göre yönlendirebildiler.

Vahşi doğada ise, foklar yiyecek arayabileceği yüzlerce kilometre ile ayrılmış bölgeleri tespit etmek üzere açık okyanusa çıkacak şekilde yönünü bulabilmek zorundadır.

Araştırmacı Dr. Bjorn Mauck bir zamanlar şöyle söylemiştir: ”Foklar, tan ve akşam karanlığı vakitleri boyunca ve yıldızlar ve sahildeki yer işaretlerinin her ikisini bir arada görebildikleri takdirde, yıldızların yiyecek arayabilecekleri yerlerle göreceli yerlerini öğrenebilirler.”

5. Her Gece Yüzeye Acayip Hayvanlar Çıkar: 

Humboldt kalamarı, her gece yüzeyin en ilgi çekici yaratıkları arasında bulunur. (Fotoğraf: Naturepl.com/Franco Banfi)

Karanlığın güvencesi altında, nadir görülen yaratıklar okyanus yüzeyine beslenmeye çıkarlar.

Humboldt kalamarı (jumbo karides olarak ta bilinir), yüzeyde gizlenirken görebileceğiniz en göz alıcı deniz hayvanlarından biridir.

Kalamar gün içinde, Doğu Pasifik Okyanusu’nun derin sularında, Amerika’nın batı kıyısına akıp giden derin sahanlık boyunca gizlenir ve her gece onlar akşam yemeği bulmak üzere yukarı çıkan pek çok okyanus canlısından biridirler.

Dikey (günlük dikine) göç – okyanus canlılarının akşam karanlığında yüzeye çıkmaları ve tan vakti aşağıya doğru gözden kaybolmaları – fazlaca yaygındır.

”Humbioldt kalamarının çoğunlukla yaptığı ana yiyecek maddesini takip etmektir, yani fener balığını,” diye açıklıyor Profesör Paul Rodhouse, kendisi bir Emekli İngiliz Antarktika Araştırması (BAS) mensubudur ve aynı zamanda organizasyonun eski biyolojik bilimler bölümü başkanıdır.

Bunun karşılığında, fener balığı da dikine göç eden zooplanktonu takip ederek dikine göç eder.

Zooplanktonlar, bu kadar çok okyanus canlısının yaşaması için gerekli olduğundan, ”besin zincirinin geri kalanı onları takip ediyor,” diyor Prof. Rodhouse.

”Her gün meydana gelen dev bir biyo kütle yer değiştirmesidir.” diyor Prof. Rodhouse. ”Bin metreden fazladır. Bazı okyanus kalamarları her gün belki 1000m’den fazla göç ederler.”

Yüzebilen pelajik türlerin hemen hemen tamamı (suyun tabanı ya da kıyısına yakın yerlerde yaşamayan hayvanlara denir) bu yolculuğu yapar.

Humboldt kalamarı, her gece yüzeye çıkanlardan en göze çarpan canlılar arasındadır. Renk değiştirme ve tedirgin edildiklerinde ani parlak kırmızı çakma yetenekleri onlara ”kırmızı şeytanlar” lakabını kazandırmıştır. 13m’lik dev kalamar kuzenlerinden oldukça küçük olmalarına rağmen, boyları yaklaşık 1,5m’ye kadar ulaşabilmektedir. Çok agresif yırtıcılardır, güçlü kollarıyla ve vantuzlarıyla avlarını ele geçirirler, güçlü gagalarıyla onları parçalarlar ve insanlara da ara sıra saldırdıkları rapor edilmiştir.

Ama en acımasız Humboldt’lar bile, deniz turnası, kılıç balığı ve köpek balıkları gibi daha büyük yırtıcılar tarafından avlanmaktadırlar.

”Elbette ki aslında hepsinin yaptığı (geceleri aktif olarak) daha büyük yırtıcılar tarafından avlanmaktan kaçınmaktır,” diyor Prof. Rodhouse. ”Büyük yırtıcılar görsel çalışan yırtıcılardır ve yüzeyde durup avlarını görürler.”

”Yani hepsi… gece derin, karanlık sulara inerek avlanma riskini azaltıyorlar.”

BBC Earth

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir