NASA’s Kepler space telescope team has identified 219 new planet candidates, 10 of which are near-Earth size and in the habitable zone of their star. NASA/JPL-Caltech

Kepler’den Yeni Dış Gezegen Verileri

NASA, bir öbek daha yaşanması muhtemel gezegen tespit etti

Fakat yoğun dış gezegen bulma günlerimiz sona ermek üzere

NASA’nın Kepler uzay teleskop ekibi, 219 yeni gezegen adayı tanımladı, bunlardan 10 tanesi Dünyaya yakın ebatta ve kendi güneşlerinin yaşama elverişli alanı içerisinde yer alıyor.
NASA/JPL-Caltech

NASA sürekli yeni ”Dünya benzeri” dış gezegenler bulduklarına dair haberler yayımlıyor, bildiğimiz anlamda yaşamın var olabileceği temel koşullara sahipmiş gibi görünen bazı çok uzak dünyalar. Bütün bunlar için NASA’nın Kepler Uzay Teleskopu’na şükranlarımızı sunuyoruz. Zira, kendisi bize, çok uzaklardan göz kırpan cılız ışıklı yıldızları, etraflarında dönen gezegenleri bile ayırt edebilecek kadar yakınlaştırıyor. Kepler, yakın zamanda, 219 yeni gezegen adayı buldu, bunlardan 10 tanesi Dünya ebatında ve etrafında döndükleri yıldızdan sıvı su barındırabilecek uzaklıkta ve bütün bunlar bir sona işaret etmekte: Kepler’in son resmi gezegen araştırma görev verilerinden gelen nihai sonuçlar.

Bu olay, bir miktar depo alanı boşaltmayı gerekli kılıyor. Kepler Uzay Teleskopu, halen uzayda bir yerlerde, yeni gezegenler bulmakta- ve muhtemelen bir  yıl daha bunu sürdürecek. Ancak, teleskobun öncelikli görevi, 2013 yılında zavallı şey kırıldığından dolayı, prematüre bir biçimde sona erdi: Teleskobun dört tekerleği var, bunların görevi, teleskobu gökyüzünün bir parçasına sabitlemek, öyle ki aşağıya doğru bakabilsin ve göz kırpan yıldızların alt kümesinde gezegenlerin varlığını tespit edebilsin. Fakat ne yazık ki, bu tekerleklerden iki tanesi kırıldı. Aracı tamamen bırakmak yerine, NASA mühendisleri, güneşi sanal bir reaksiyon tekerleği gibi kullanmanın yolunu buldular; Kepler’in güneş panelleri üzerine uygulanan, ışığın fiziksel gücü, diğer tekerlekler onu geriye doğru çekerlerken, yerinde durabilmesini sağladı. Böylece, Kepler ikinci bir şansa, ”K2” adı verilen yeni bir görevle birlikte sahip oldu.

K2, çoktan kendiliğinden pek çok dış gezegen buldu bile, fakat asıl görev bundan biraz farklı. İlk görevinde, Kepler uzayın sadece bir parçasına bakıyordu, kozmik arka bahçemizdeki, yaklaşık 150.000 yıldız arasında, gezegensel aktivite bulguları arıyordu. K2 güneşin pozisyonunu esas almaktadır; bilim insanlarının bakmasını istediği her yere maalesef ki bakamıyor. Bir kez, güneşin yardım sağlayabileceği doğru bir noktada, incelemeye değer bir hedef seçtiklerinde- bakılmaya değecek yıldızlar içeren, ekibin teleskop yeniden hareket etmek zorunda kalmadan, sadece yaklaşık 80 günü oluyor. K2 yeni gezegenler tespit etti (etmeye de devam edecek), ancak ne yazık ki, orjinal misyonun sağladığı bollukta veri tedarik edemiyor.

NASA’nın yapmış olduğu son açıklamalara gelecek olursak: Kepler’in aksam kaybından dört yıl sonra, sağladığı büyük veri katoloğu, nihayet NASA’yı tatmin edecek şekilde oluşturulabilmiştir.

”Orjinal Kepler misyonundaki tüm veriler analiz edildi, hatta pek çoğu defalarca,” diyor Kepler ve K2 misyonu yöneticisi Charlie Sobeck. ”Bu en son katolog, iyi karakterize edilmiş, gelişmiş yazılımlar kullanılarak yapılan bir yeniden analizdir, öyle ki katolog özellikle istatistiksel sonuçlar çıkarmak için de iyi hale getirmiştir. Misyonun sağlayacağı nihai gezegen araştırma sonuçlarını temsil etmektedir.”

Yeni veri analizleri, gezegen adaylarının toplam sayısını (onaylanmış olması şart olmayan olası gezegenler) 4.034 olarak vermektedir. Bunların yarısından biraz fazlası başka teleskoplar da kullanılarak tasdik edilmiştir. Dünya ebatında olduğu ve yıldızlarının yaşama elverişli uzaklıkta oldukları düşünülen (10 tanesi yeni takımda duyuruldu) 50 gezegenden sadece 30 tanesi onaylanmıştır.

Gezegensel aile ağacı hakkında da yeni bulgular açığa çıktı: Kepler gezegenlerinin bazılarının, kesin ebatlarını ölçümlerken, bilim insanları, ”küçük” gezegenlerin (Jüpiter gibi gaz devlerinden daha küçük olanlar) birbirinden kesin olarak ayrılan, iki farklı kategoriye alınmalarına karar verdiler. Bunlardan bir tanesi, nispeten Dünya’ya yakın büyüklükte olanlar, (bazı güya süper-Dünya’lar bizim gezegenimizden kat kat daha fazla kütleye sahip olsalar bile, bu kozmik şemada oldukça yakın olarak kabul ediliyor) ya da diğer kategori, spektrumun tamamen diğer tarafındaki, nispeten Neptün benzeri ucunda olan, ”gaz cüceleri” ya da ”mini-Neptün’lerden oluşmakta.”  Bulguların gösterdiğine kadarıyla, yeni gezegenler arasında Dünya-ebatında olmak nispeten oldukça yaygın görülüyor, bazıları ise bir doz gaz aldıkları için daha ağır sınıfa atılıyorlar.

”Biz bu çalışmanın gezegenlerı sınıflandırma biçimini, biyologların yeni hayvan türlerini tanımlama biçimlerine benzetiyoruz,”  diyor Mano’daki Hawaii Üniversitesi doktora adaylarından biri olan Benjamin Fulton. ”İki farklı dış gezegen grubu bulmak, sürüngenler ve memelilerin bir aile ağacının birbirinden uzak dallarını oluşturduklarını bulmaya benziyor.”

Dünya ve yakın kuzenlerinin gezegenler spektrumunda nerede durduklarını belirlemek, gezegenlerin nasıl evrimleşme eğilimde olduğunu belirlemede yardımcı olabilir- ve genişleme ile, Dünya’da hayatı mümkün kılan bileşenlerin tümünün ortaya çıkabileceği şekilde evrimleşmelerinin nasıl ve ne sıklıkla mümkün olduğunu belirlemekte. Kepler, gezegen bilimini ileri taşımak konusunda oldukça şaşırtıcı bir iş çıkardı. Misyonunun birinci kısmı teknik olarak tamamlanmış olsa bile, bilim insanları sıra dışı bir gezegeni şimdi tanımlamaya ve kütlesel veri setini sonradan oluşturmaya büyük olasılıkla devam edecekler.

”Umuyorum ki bilim camiası, veri setini daha on yıllar boyunca kurcalamaya devam edeceklerdir, yeni gezegenler bulacaklar ve yıldızların yeni özelliklerini keşfedecekler,” diyor Sobeck. ”Yani, bu verilere dayandırılarak yeni dış gezegenlerin açıklanması beklenebilir, ama muhtemelen maalesef direkt misyonun kendisinden değil.”

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir