Uzun Vadeli Uzay Yolculuklarının Sağlık Üzerindeki Etkilerine Yönelik Yeni Bilgiler

0
636
Uluslararası Uzay İstasyonu'ndan görülen Dünya manzarası. NASA

Tarihi bir öneme sahip NASA İkizler Çalışması’nda, tek yumurta ikizi astronotlar Scott ile Mark Kelly incelenmiş ve uzayda zaman geçirmenin sağlık üzerindeki etkilerine yönelik yeni bilgiler elde edilmişti.

Çalışmada Mark Dünya’da kalırken, Scott ise yaklaşık bir yıl boyunca Dünya’nın yörüngesinde uçmuştu. Bu devasa girişim, NASA’nın İnsan Araştırma Programı tarafından koordine edilmişti.

Colorado State Üniversitesi’nde profesör olan Susan Bailey, ders kitaplarına geçen bu deney üzerinde araştırma yürütmüş 12 üniversitedeki 80’den fazla bilim insanından biri. NASA’da yaptığı bu araştırmaya devam eden Bailey, iki gün önce beş Cell Press bülteninde 30 bilimsel makaleden oluşan bir paket yayımlayan ve düzinelerce akademik grup, devlet grubu, havacılık grubu ve endüstri grubunda çalışan 200’den fazla bilim insanı arasında yer alıyor.

Araştırmacıların uzay yolculuğunun temel özelliklerine dair öğrendiklerini kapsayan önemli bir makaleyi de içeren bu araştırma, uzay biyolojisi ve astronotların sağlığında meydana gelen etkilere yönelik şimdiye kadar üretilen en büyük veri dizisini temsil ediyor.

Bailey için bu araştırma, NASA ile uzun yıllar çalışmış olmanın da mihenktaşı niteliğinde. “Artık üzerine ekleme yapabileceğimiz bir temelimiz var; gelecekteki astronotlarda, telomer uzunluğundaki değişimler ve DNA hasarına gösterilen tepkilerin de yer aldığı şeylere bakacağımızı biliyoruz” diyor Bailey. “İleride hedefimiz, uzun dönemli uzay yolculuğu sırasında insan vücudunda meydana gelen şeylerin altında yatan mekanizmaları ve bunların insanlar arasında nasıl değiştiğini daha iyi anlamak. Herkes aynı şekilde tepki göstermiyor. Bu çalışmalarda daha geniş bir astronot topluluğunun olması, bunu görmek açısından faydalı olmuştu.”

Bailey, İkizler Çalışması yayımlandığında dünya çapında büyük ilgi görmüş araştırma alanları olan telomerler ve radyasyon tesirli DNA hasarı alanlarında uzman. Bu çalışmada Bailey ve takımı, Scott’un beyaz kan hücrelerindeki telomerlerin uzayda iken uzadığını ve Dünya’ya döndükten sonra normal uzunluklarına yaklaştığını bulmuş.

Telomerler, kromozomların uçlarında bulunan ve bir insan yaşlandıkça kısalan koruyucu “kapaklar”. Telomer uzunluğunda meydana gelen büyük değişimler, bir insanın hızlı yaşlanma tehlikesi altında olduğu ya da örneğin kalp damar hastalığı ve kanser gibi, yaşlanmayla birlikte çıkan hastalıklar yönünden tehlike taşıdığı anlamına gelebilir.

Yapılan incelemeler, bir kısım uzay radyasyonundan korunan Uluslararası Uzay İstasyonu’nda, Dünya’nın alçak yörüngesinde yaklaşık altı ay geçiren astronotları kapsıyor. Bilim insanları bu korumaya rağmen, sağlık üzerinde muhtemel etkilerin uyarı işaretleri olabilecek DNA hasarına yönelik bulgulara ulaşmışlar.

Araştırma takımı bu yeni bulgular arasında, uzay yolculuğu sırasında meydana gelen kronik oksidatif stresin, gözlemlenen telomer uzamasına katkıda bulunduğunu keşfetmişler. Ayrıca genel olarak astronotlarda, uzay yolculuğunun ardından önceye kıyasla daha kısa telomerler olduğunu bulmuşlar. Takım, oluşan tepkilerde bireysel farklılıklar olduğunu da gözlemlemiş.

Söz konusu bulgulara dair daha fazla fikir edinmek isteyen Bailey’in takımı, Dünya’daki uç noktalı ortamlardan biri olan Everest Dağı’na tırmanmış ikiz dağcılar üzerinde de araştırma yapmışlar. Tırmanış yapmayan ikizler, daha düşük bir irtifada kalmış. Takım şaşırtıcı bir şekilde, tırmanışçılarda da oksidatif stres ve telomer uzunluğundaki değişimlere yönelik benzer bulgulara ulaşmış.

Bailey’e göre oksidatif stresin meydana gelmesi, telomerlere zarar veriyor.

“Normal kan hücreleri ölüyor ve hayatta kalmaya çalışıyorlar” diyor. “Yeni ortamlarına uyum sağlıyorlar. Bazı hücreler, telomerlerini devam ettirmek için alternatif bir güzergâhı faaliyete geçiriyor. Bazı tümörlerde de buna benzer bir şey oluyor. Bu süreçten bazı hücreler ortaya çıkıyor. Uzay yolculuğu sırasında da bunu gördüğümüzü düşünüyoruz.”

Çalışmalardan ikisinin birinci yazarı olan Dr. Jared Luxton, yukarıda tarif edilen mekanizmanın (alternatif telomer uzaması veya ALT şeklinde biliniyor), beklenmedik bir bulgu olduğunu belirtiyor.

“Genelde bunu kanserde veya gelişmekte olan embriyolarda görürsünüz” diyor.

İkizler Çalışması’nda varılan sonuçlara benzer şekilde Bailey; bu yeni bulguların, gelecekte Ay’da bir üs kuracak ya da Mars’a gidecek ve hatta bir uzay turisti olacak olan uzay yolcularına yönelik sonuçlar barındırdığını söylüyor. Uzun vadeli keşif görevleri, Dünya’nın sağladığı korumanın dışarısında büyük bir süre ve mesafe barındıracak.

Bilim insanı, uzayda telomerlerin daha uzun olmasının iyi bir şey gibi görünüyor olabileceğini; hatta belki de bir “gençlik çeşmesi” gibi görülebileceğini söylüyor ancak hikayenin bir şekilde farklı sonla bitmesinden kuşkulanıyor.

“Uzay radyasyonunun yol açtığı DNA hasarına uğramış hücrelerin; kromozomsal evirtim gibi ömrünün uzaması veya ölümsüz olması, kanser tehlikesinin artışına davetiye çıkarıyor” diyor.

Bailey, kendisinin ve takımının tüm mürettebat üyelerinde; yolculuk sırasında ve sonrasında artan sıklıkta evirtim gözlemlediğini söylüyor.

“İster gezegende yaşayalım, ister gezegen dışında; telomerler gerçekten de yaşam şekillerimizi yansıtıyor” diyor Bailey. “Yaptığımız seçimler, ne kadar hızlı veya ne kadar iyi yaşlandığımızda bir farklılık meydana getiriyor. Telomerlerinize bakmak önemli.”

Çalışmalar buradan, buradan ve buradan görülebilir.

 

 

 

 

Yazar: Mary Guiden/Colorado State Üniversitesi. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here