İncelen Ozon Tabakası, 252 Milyon Yıl Önceki Kitlesel Yok Oluşta Pay Sahibi Olabilir

Bu olaydan ders çıkarmamız gerekiyor.

Araştırmacıların keşfettiğine göre ozon tabakasında meydana gelen incelme, 252 milyon yıl önce gerçekleşen şimdiye kadarki en büyük kitlesel yok oluş olayını büyük ölçüde şiddetlendirmiş olabilir.

Görünüşe göre, süzülmemiş haldeki çok fazla UV ışını yüzünden bazı ağaçlar kısır hale gelmiş ve bu durum, olumsuz bir etki dizisine yol açmış.

Permiyan-Triyasik yok oluş olayı, tamamen yıkıcı bir olaydı. Dünya çapında kara hayvanlarının yüzde 75’ini, deniz yaşamının yüzde 95’ini ve sayısız bitki neslini yok etti.

Bitkilerdeki istikrarsızlaşma ve düzelme dönemleri, Triyasik döneme kadar bir 500.000 yıl daha devam etti.

Günümüzden önce 251 ve 250 milyon yıl arasında, aynı zamanlarda ve bir milyon yıllık bir dönem boyunca, tamamen devasa bir volkanik olay meydana gelmiş ve bunun sonucunda Sibirya Volkanik Kara Taşları olarak bilinen bölge oluşmuştu.

Bilim insanları uzun bir süredir bu iki olayın birbiriyle bağlantılı olduğunu ve volkanik patlamaların ozon tabakasında oluşturduğu etkinin, bu konuda bir rol oynadığını düşünmüşlerdi; ancak bu rolün ne olduğu hâlâ bilinmiyor.

Örneğin asit yağmurlarının bu duruma katkısı olabilir ancak bunların etkisi, söz konusu küresel yıkıma göre daha yerel ölçekte.

Berkeley California Üniversitesindeki yüksek lisans öğrencisi Jeffrey Benca ve takım, bu konuda bir cevap bulmuş olabileceklerine inanıyorlar; bu cevap, bugünlerde gerçekleşen iklim değişikliği için de bir uyarı niteliği taşıyor.

Araştırmacılar, çam ağaçlarının, söz konusu yok oluş olayı sırasında gerçekleştiğine inanılan olağanüstü morötesi ışın seviyeleriyle aynı seviyede morötesi ışına maruz bırakıldığı zaman, geçici olarak kısırlaştıklarını keşfettiler.

Takım, 49 santimetreden uzun olmayan bonzay benzeri küçük çam ağaçlarına, yüksek UV içeren güneşli bir gündeki UV miktarının 13 katına kadar UV ışığı tutarak, ozon tabakasının azalmasının yol açtığı etkileri iki ay boyunca canlandırdı.

(Jeffrey Benca)

Bu süre esnasında ağaçların hiçbiri ölmedi ancak ağaçların polenlerinde kusurlar oluştu ve bütün tohum kozalakları büzülüp sadece birkaç gün sonra ölerek, ağaçları kısır hale getirdiler.

Araştırmacıların söylediğine göre, normal ışığa dönüldükten sonra azar azar düzeldiler. Ancak bu kısırlık devreleri, ağaç popülasyonlarını etkilemiş olmalıydı.

Benca şöyle söylüyor: “Permiyan döneminin sonunda gerçekleşen kriz esnasında UV’ye daha fazla maruz kalındığı için, ormanlar kısmen veya tamamen yok olmuş olabilir. Volkanik patlamaların gerçekleşmesiyle, darbe yiyen ozon kalkanının zayıfladığını tahmin ediyoruz. Bu durum, fosil kayıtlarında önceden gözlenen orman örtüsü azalmasına yol açmış olabilir.”

“Eğer küresel olarak baskın bitki soylarının bazılarını defalarca bozarsanız, besin ağının temelini istikrarsızlaştırarak tropik dalgaları tetikleyebilirsiniz ve bu durum kara hayvanları için iyi olmaz.”

Olayın yaşandığı zamanlar Gondvana süperkıtasında yer alan pek çok bölgedeki fosillerde, kusurlu polenler ve orman örtüsünün azalışını gösteren diğer kanıtlar yer alıyor. Bu durum, kozalaklı ağaçların yanısıra diğer ağaçların da etkilenmiş olabileceğine işaret ediyor.

(Benca vd., Science Advances)

Bilim insanları, altıncı kitlesel yok oluşun yakın olduğunu söyleyerek bizi uyarıyorlar. Ayrıca, çevre kirliliği sebebiyle tükenen ozon tabakasının sonucunda daha yüksek seviyede UV-B radyasyonunun oluşması, DNA’ya hasar veriyor. Araştırmacılar tüm bunların ışığında, elde ettikleri bulguların Dünya’nın geleceği bakımından uyarı niteliği taşıyabileceğine inanıyorlar.

Eş yazar Cindy Looy şöyle söylüyor: “Taşılbilimciler, kitlesel yok oluşlar için çeşitli ölüm senaryoları ortaya attılar. Ancak bitkisel yaşam, yaşam döngüsünün bir kısmının (üreme gibi) uzun bir zaman dönemi boyunca sekteye uğraması ve bu yüzden popülasyonun azalarak muhtemelen ortadan kaybolmasıyla karşılaştırıldığında, aniden gerçekleşen ölümlerden bu kadar fazla etkilenmemiş olabilir.”

Takımın araştırması, Science Advances bülteninde yayınlandı.

 

 

 

 

ScienceAlert

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir