İnsanlar Doğal Sınırlarına Ulaşmış Olabilir

İyi gidiyorduk.

Üzgünüz millet. Buraya kadarmış. Eğer yeni araştırma doğruysa, insanlığın fiziksel sağlığı bakımından ulaşılabilecek en iyi noktaya gelmiş bulunuyoruz. Teze göre, insanların biyolojik sınırları var ve insan türü daha fazla gelişemeyebilir.

Ayrıca bu kısmen bizim suçumuz. Kirliliğin ve iklim değişikliğinin de içinde bulunduğu çevre üzerindeki etkilerimiz, biyolojik sınırlarımızı olumsuz şekilde etkiliyor.

Paris Descartes Üniversitesinden hekim Jean-François Toussaint’un önderlik ettiği ve birden çok bilim dalını içeren bir takım, 120 yıl geriye uzanan 160’tan fazla çalışma üzerinde bir inceleme yürüttü. Bu araştırmada ömür uzunluğuna, insanların sportif olarak ne kadar iyi verim gösterdiğine, zamana göre değişen boy gidişatına ve çevreye bakıldı.

İncelemede varılan karara göre ömür uzunluğu, fiziksel verim ve boy uzunluğu (ki 20nci yüzyıl boyunca sabit şekilde artıyordu), yaklaşık 1980’den beri son üç onyıl boyunca durağan bir noktada devam etti.

Toussaint şöyle söylüyor: “Devamlı şekilde besinsel, tıbbi ve bilimsel ilerlemeler yaşanmasına rağmen bu özellikler artık artmıyor. Bu durum, türümüzün çağdaş toplumlarla birlikte sınırlarına ulaştığını akla getiriyor.”

Araştırmacıların tezlerinde belirttiği üzere bu inceleme çalışmasının yapılması daha önce mümkün değildi. Güvenilir tıp ve spor kayıtları ile fiziksel verim gibi şeylerin doğru şekilde ölçülebilmesi, sadece son yüzyıldayken mümkün olabilmişti; ve yüzyıldan fazla süredir tutulan bu kayıtlar sadece şimdi elimizde olduğu için hepsine birden bakıp gidişatı gözlemleyebildik.

İnsanlar bu eşiğe ulaştıkça durağanlığın etkilerinin görülmesi, ancak daha az rekorun kırılması bekleniyor; önceki uzun ömür rekorunu ve spor rekorlarını daha az insanın kırması bekleniyor.

Bu etkileri şimdi bile görüyor olabiliriz. 1997 yılında, 122 yaş 164 günlükken ölen Jeanne Calment’dan daha uzun yaşayan kimse yok. Usain Bolt’un 2008 yılında kırdığı 100 metre ve 200 metre hızlı koşu rekorunu henüz kimse kırmadı.

Ortalama sağlık ve boy istatistiklerinin hâlâ arttığını görüyor olabiliriz ancak araştırmacılar, Afrika’daki bazı yerlerde ortalama boy uzunluğunun azalmaya başladığını ve bu durumun yetersiz beslenmeyi gösterdiğini belirtiyor.

Ayrıca çevre kirliliği ile doğum ağırlığının düşük olması, sağlığın bozulması ve yaşam beklentisinin düşmesi ilişkilendirilmişti. İklim değişikliği de yaşam beklentisinin düşmesi ve sıtma gibi hastalıkların yayılmasıyla bağlantılanmıştı.

Bu etmenler, insanların sağlık ve ömür gibi konularda üst sınırlara ulaşmasına yönelik katkıda bulunuyor olabilir.

“Azalmakta olan gidişatları gözlemlemek, bir şeylerin iyiye gitmeyecek şekilde değiştiğini gösteren erken bir uyarı işareti sağlayabilir” diyor Toussaint.

“Bugün insanların kapasitesinde görebildiğimiz mevcut azalmalar, iklimin de içinde bulunduğu çevresel değişimlerin, artık göz önünde bulundurmamız gereken artan miktardaki baskılara halihazırda katkıda bulunduğunu gösteriyor.”

Ancak kendisi iyimser konuşarak, eğer bu analiz doğruysa, üst sınırlarımızın ne olduğu hakkında artık bazı fikirler edindiğimizi belirtiyor ve bu sayede dünya çapındaki hükümetlerin kendi nüfusları için mümkün olan en yüksek değerlere ulaşmaya çalışabileceğini söylüyor.

“Çevresel baskıların artmasıyla birlikte bu durum, yükselen ekosistem baskılarını dengelemek amacıyla artan miktarda enerjiye ve yatırıma mal olabilir. Ancak eğer başarılı olursa, o zaman boy uzunluğunun, ömrün ve çoğu insan biyoişaretçisinin ortalama değerinde yükselen bir artış gözlemleriz” diyor.

Tez, Frontiers in Physiology bülteninde yayınlandı.

 

 

 

 

ScienceAlert

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir