Bazı kanserojenler abartılmayı hak ediyor.

Kanserojenlerden Ne Kadar Endişelenmelisiniz?

Kanserojenler (karsinojenler-kanser yapıcı maddeler) hakkında aslında ne kadar endişelenmemiz lazım.

Bazen kaygı duymak yararlı olabilir, ama takıntı haline getirmek genellikle yararsız.

Elbette bazı kanserojenler de abartılmayı hak eder.

Son birkaç yıldır çıkan haberler, ultraviyole güneş ışınlarındaki radyasyondan, yanan tosta kadar neredeyse her şeyi potansiyel kanserojen maddeler listesine dahil etti. Öyleyse acaba, bu konularla ilgili günlük rutin tüketimlerimizi hemen hayatımızdan çıkartmalı mıyız? Bu sorunun kısa cevabı, söz konusu materyal ile ne kadar ve ne sıklıkla temas kurduğumuza bağlı.

Bazı maddelerin kanser geliştirme riskimizi arttırdığına hiç şüphe yok. Örneğin, halk sağlığı organizasyonları, sigaradaki kimyasalların çok kanserojen olduklarını ve bu iddiaların yıllarca yapılmış olan araştırmalarla desteklendiğini savunuyorlar. Ultraviyole (UV) radyasyonun (güneş ışığında bulunur) bile, hücreleri kanser yapacak şekilde değiştirdiği gösterilmiştir.

Ancak kanıtlar her zaman bu kadar ikna edici olmayabilir. Bilim insanları, belirli bir maddenin kanserojen olup olmadığı konusunda anlaşamayabilirler, ama sonuçta kanserojenler, kanser geliştirme riskimizi arttırırlar, ama çoğunlukla bu durum, hepsinin kesinlikle kanser geliştireceği anlamına gelmiyor ya da bu hemen gerçekleşmiyor.

Kanserojenler kansere nasıl neden olur?

Normal bir hücrenin kanserli bir hücreye dönüşmesinde ilk aşamalar, normal fonksiyonlarımız için son derece karmaşık bir temel olan DNA seviyesinde gerçekleşir; Üç milyar bireysel nükleotide (DNA’nın alfabesi), herhangi bir hücrenin hayatta kalması için gerekli tüm talimatlar kodlanmıştır.

Fakat hücreler bölünerek DNA’sını geçirdikçe, bu talimatların her defasında yeniden kopyalanması gerekir. Her seferinde mükemmel kopyalar yapmak oldukça zordur (yazım hatası yapmadan, sadece Savaş ve Barış yazmaya çalışın). Her gün bir bireyde üretilen milyarlarca yeni hücrede, hatalıların da olması için bir sürü olasılık vardır. Hücre genom bölünmesi gibi süreçlerde, talimatlarda bu hatalar oluştuğunda, normal hücreler anormal derecede hızlı büyüyen hastalıklı hücrelere dönüşebilirler.

Vücut bu hatalara karşı çaresiz değildir. Düzeltici proteinler, bireysel hataları ve diğer DNA hasarlarını belirleyebilir ve düzeltebilir. Bununla birlikte, Johns Hopkins Üniversitesi’nden profesör John Groopman, bazı hücrelerin daha sağlam onarım imkanlarına sahip olduğunu ve diğerlerinin daha savunmasız olduğunu söylüyor. Bu insanlar, kanser gelişimine karşı, farklı temel düzeylerde dirençli oluyorlar. Yakın tarihli bir araştırma, kansere yol açan mutasyonların üçte ikisinin, bölünme sırasında DNA’da ortaya çıkan rutin hatalar olduğunu ileri sürdü.

Ancak diğer büyük mutasyon kaynağı, hangi kanserojenlere, hangi miktarlarda maruz kalacağımız da dahil olmak üzere çevremizden gelir. Ve olayları daha da karmaşıklaştıracak olursak, kanserojen maddeler bu mutasyonlara yol açabilen farklı yöntemlerle çalışırlar. Örneğin, UV ışınları DNA parçalarına zarar verirken arsenik, hücrelerin onarım mekanizmalarını sabitleme hatalarından korur. Bu nedenle kanser genellikle birikimli bir süreç olarak düşünülür: Kalıtsal ve kanserojenle tahrik edilen DNA hasarı ve hatalı onarım mekanizmaları da dahil olmak üzere bir çok faktör, bir hücrenin normalden kansere dönüşmesine yol açabilir.

Hangi kanserojenlerin daha endişe verici olduğunu nasıl bilebilirim?

Kanserojen maddelerle ilgili biraz bilgimiz var: “Çevre Sağlığı Bilimleri Ulusal Enstitüsü ve Ulusal Toksikoloji Programı’nın direktörü Linda Birnbaum,” Kendimizi delirtmememiz çok önemli “diyor. “Makul kararlar almayı ve aşırı tedbirli davranmamayı denemeliyiz.”

Bununla birlikte, bazı durumlar ortaya çıktığı zaman, bir çok kanserojen gerçek bir risk oluşturur. Örneğin, sigara içiyorsak. ”Kanser riskimizi azaltmak için yapabileceğiniz en önemli şey, sigara içmeyi bırakmaktır,” diyor Amerikan Kanser Derneği Epidemiyoloji Araştırma Programının Başkan Yardımcısı Susan Gapstur. Bu tavsiye, sigara içenlerde artan akciğer kanseri oranlarının yanı sıra, sigaradaki kimyasalların, hücrelerin DNA’sına ne gibi etkileri olabileceğinin araştırıldığı ve yıllarca süren korelasyonel araştırmalara da dayanıyor.

Her araştırmada yeni bir kanserojen bulduklarını söyleyenlerin hepsi, aynı seviyede liyakat sahibi değil. Örneğin, bir maddenin kansere neden olabileceğini gösteren yalnızca bir çalışma yapılmış olabilir. “Bir araştırmanın bulguları aşırı endişeye yol açmamalı,” diye ekliyor Gapstur. Bazı çalışmalar, bir maddenin sadece laboratuvar ortamında, hayvan veya insan maruziyeti için gerçekçi olmayan dozlarda kansere neden olma yeteneklerini incelemiş olabilir. Birnbaum, ”yeterli miktarda insan deneyi varsa, maddeler bilinen kanserojen olarak nitelendiriliyor,” diye ekliyor.

Bazı uzmanlara göre, bu farklılık, kanserojen maddeler hakkındaki karışıklığın temel nedenidir. Utah Üniversitesi’nde profesör olan ve çalışmaya eşlik eden Jakob Jensen, her şeyin öyle görünüyor olsa bile kansere neden olmadığını söylüyor. Jensen, kanser iletişimindeki çalışmalarından yola çıkarak, kanserojen maddelerin her yerde bulunduğu yaygın anlayışının, insanları kontrol altına alınmış ve kanser gelişim riskini azaltmak için yapabilecekleri hiçbir şey yokmuş gibi hissettirdiğini buldu. Ancak aslında bu doğru değil.

Kanserojen maddeler hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, Dünya Sağlık Örgütünün Kanser Araştırması Uluslararası Ajansı, Ulusal Toksikoloji Programı (Ulusal Sağlık Enstitüleri çatısı altında) veya Amerikan Kanser Topluluğu tarafından yayınlanan kanserojen listelerini inceleyin. Bu kuruluşlar sizin için asıl zor olan işi yapmışlar: Mevcut çalışmaları tarayarak ve kanser riskiniz için kanserojenlerden hangilerinin ne anlama geldiklerini değerlendirerek.

Kanserojen maddeler şaşırtıcı derecede yavaş hareket ederler; bu da zaman içinde bize sistematik olarak iyi kararlar alma imkanı verirler.

Kendimi kanserojen maddelerden korumak için (mantıklı olarak) ne yapabilirim?

Kanserojen maddeler listesine bir bakmak, başlangıçta sizi zorlayabilir ve sadece bir birey olarak, hepsi hakkında endişelenmeniz gerekmez. 1,2-Dichloropropane’i hiç duydunuz mu? Kuru temizleme kimyasalları üretirken kullanılan bir yan üründür, bu yüzden kimyasal imalat sanayiinde çalışmadıkça muhtemelen endişelenmeniz gerekmez. Listelenen maddelerin birçoğu imalatta kullanılır ve bazıları dönüştükleri maddelerden daha tehlikelidir (örneğin, vinil klorür karaciğer kanserine neden olabilir, ancak pek çok evde bulunan katı PVC boru haline getirildiğinde güvenlidir). Bunların bir kısmı, aslında uyuşturucudurlar ve bazıları aslında kanseri tedavi ediyorlar.

Yeni başlayanlar için UV radyasyonu, tütün, alkol ve bazı virüsler gibi, büyük kanserojen maddelerden dolayı kanser geliştirme riskimizi, aktif bir şekilde en aza indirgemek için yapabileceğiniz çok şey var. Jensen, ”kanserojenler şaşırtıcı derecede yavaş hareket ederek, bize zamanla sistematik olarak iyi kararlar alma fırsatını verirler,” diyor.

Groopman, “Vücudunuzdaki bir kanserin, başlangıcından tanısı konduğu zamana kadar geçen süre, on yılları bulabilir,” dedi. “Bunun bir sonucu olarak, bize erken teşhis, tarama ve önleme stratejileri için son derece uzun zaman kalıyor.”

Birnbaum’un önerdiği gibi, maruziyetinizi olabildiğince azaltın. Örneğin, güneş ışınlarındaki UV ışınlarından her zaman kaçınamazsınız, ancak özellikle güneşli günlerde UV korumalı güneş kremi sürmek ve suni bronzlaşma yataklarından kaçınmak yardımcı olabilir. Sigarayı bırakmak ve daha az alkol tüketmek sağlığınızı, kanser riskini azaltmaktan çok daha fazla düzeltebilir. Ve hepatit B, C ve insan papilloma virüsü (HPV) gibi kanser kaynaklı virüslere karşı aşılar da kanıtlanmış bir fayda sağlayacaktır; Virüsler uzun süredir kansere neden oldu ve beş yeni çeşidi Ulusal Zehirlilik Programının Kanserojen Üzerine Raporu’na geçen yıl eklendi.

Başlamak için en iyi şey günlük yaşam biçiminizdir. Size sürpriz olabilir, ancak besleyici bir diyet ve fiziksel aktivite kanser riskinizi azaltabilir. Gapstur, obezite ve şeker hastalığının, hormon düzeylerini ve bağışıklık sistemi aktivitesini etkilediğini, vücudun diğer süreçlerini bozduğu için belirli kanser türlerine de katkıda bulunduğunu belirtti. Düzenli kanser taramaları da çok değerlidir, çünkü henüz kanser semptomlarına neden olmadan anormal hücreleri yakalayabilirler.

Groopman, “Teşhis anında daha sağlıklı olmak, tedavinizdeki seyir açısından daha iyi sonuç vereceğiniz anlamına gelir,” dedi. “Sen daha sağlıklıysan, daha iyi olacaksın.”

Bununla yüzleşmek zorundayız: Çevremizdeki dünyada kanserojen maddeler var ve hepsinden kaçamayız. Ancak, kanserojenlere maruz kalmak kanser olmak anlamına gelmez. Riskimizi azaltmak için yapabileceğimiz çok şey var. Bu nedenle akıllı olalım ve stres yapmayalım- kanserojen maddelere karşı sandığımızdan daha fazla güce sahibiz.

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir