Ne Yiyeceğimize Genlerimiz mi Karar Veriyor?

0
229
Canlandırma: BlackJack3D/iStock

6.000’den fazla yetişkini kapsayan yeni bir çalışmanın ön bulguları, tatla ilişkili genlerin besin seçimlerinin belirlenmesinde bir rol oynuyor olabileceğini ve bunun karşılığında kardiyometabolik sağlığı etkileyebileceğini gösteriyor. Yeni araştırma, beş tadın tamamının (tatlı, tuzlu, ekşi, acı ve umami) algılanmasına bağlı genetiğin, besin gruplarının tüketimi ve kardiyometabolik tehlike unsurlarıyla ne gibi bağlantılar sergilediğinin incelendiği ilk çalışmalardan biri.

Bulgular, beslenme kalitesini iyileştirmeye ve obezlik, tip 2 diyabet ile kardiyovasküler hastalıklar gibi beslenmeye bağlı kronik hastalıklarda tehlikeyi azaltmaya dönük kişisel beslenme rehberleri geliştirilirken tat algısını belirleyen genlerin de hesaba katılmasının önem taşıyabileceğini akla getiriyor.

Tufts Üniversitesi İnsan Yaşlılık ve Beslenme Araştırma Merkezinin Kardiyovasküler Beslenme Laboratuvarında doktora adayı olan Julie E. Gervis, “Tadın yiyeceğimiz şeyleri seçmeye ve dolayısıyla beslenme kalitesine yön veren ana etmenlerden biri olduğunu biliyoruz” diyor. “Tat algısının hesaba katılması, yetersiz besin seçimlerine yön veren unsurların belirlenmesiyle ve insanların bunun etkilerini nasıl en aza indireceklerini öğrenmesine yardım edilmesi yoluyla kişiselleştirilmiş beslenme danışmanlığını daha etkili hale getirebilir.”

Örneğin acı tat algısı kuvvetli kişiler turpgillerden daha düşük miktarda sebze yeme eğilimi sergiliyorsa, bu kişilere belli baharatları ilave etmeleri veya tat algılama profilleriyle daha güzel uyuşan diğer sebze tiplerini seçmeleri önerilebilir. “Çoğu kişi, belli besin seçimlerini neden yaptıklarını bilmiyor” diyor Gervis. “Bu yaklaşım, daha fazla kontrol kazanmalarına olanak tanıyabilecek bir rehber sağlayabilir.”

Gervis, bulguları Amerikan Beslenme Derneğinin dün sona eren yıllık toplantısı NUTRITION 2022 LIVE ONLINE‘da sundu.

Önceki çalışmalarda belirli grup insanlardaki tekil tatlarla ilişkili genetik unsurlar incelenmişse de, yeni çalışma geniş miktardaki ABD’li yetişkinin yer aldığı bir örnekte beş temel tadın tümünün incelenmesi bakımından benzersiz nitelikte. Araştırmada ayrıca tat algısından sorumlu genetik varyantların, belli besin gruplarının tüketilmesiyle ve kardiyometabolik tehlike unsurlarıyla ilişkili olup olmadığı da ilk defa değerlendiriliyor.

Bilim insanları, araştırma kapsamında daha önce yürütülen genom çapındaki ilişkilendirme çalışmalarına ait verileri kullanarak beş tadın her biriyle ilişkili genetik varyantları belirlemeye çalışmışlar. Bu bilgi yardımıyla, birçok genetik varyantın belli bir tadın algılanışı üzerindeki birikimli etkisinde tek bir tahmin sunan ve “poligenik tat puanı” olarak bilinen yeni bir ölçüt geliştirmişler. Poligenik tat puanının acı tatta daha yüksek olması, kişinin genetik olarak acı tatları algılamaya daha yatkın olduğu anlamına geliyor.

Araştırmacılar daha sonra Framingham Sağlık Çalışması’nda yer alan 6.230 yetişkinin poligenik tat puanlarını, beslenme kalitesini ve kardiyometabolik tehlike etmenlerini analiz etmiş. Tehlike etmenleri arasında bel çevresi, tansiyon, plazma glukozu, trigliserit ve HDL kolesterol yoğunlukları bulunuyor.

Genel olarak analizde, tatla ilişkili genler ile besin grupları ve kardiyometabolik tehlike unsurları arasında belli bağlantılar olduğu belirlenmiş. Veriler, acı ve umami tatlarla ilişkili genlerin besin seçimlerini etkileyerek beslenme kalitesinde özel bir rol oynayabileceğini ortaya çıkarmış. Tatlı tat ile ilişkili genlerin ise kardiyometabolik sağlıkta daha büyük önem taşıdığı görülmüş.

Örneğin araştırmacılar daha yüksek acı poligenik tat puanına sahip katılımcıların, daha düşük acı poligenik tat puanına sahip kişilere kıyasla haftada neredeyse iki porsiyon daha düşük tam tahıl tükettiğini keşfetmişler. Bilim insanları ayrıca daha yüksek umami poligenik tat puanı taşımanın, özellikle kırmızı ve turuncu sebzeler olmak üzere daha düşük miktarda sebze tüketilmesiyle ilişkili olduğunu ve tatlı poligenik tat puanının daha yüksek olmasının, genelde daha düşük trigliserit yoğunluklarıyla ilişkilendirildiğini gözlemlemişler.

 

 

 

 

Kaynak: Amerikan Beslenme Birliği. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here