Albert Einstein – Kusursuz Bileşim

0
2532

Albert Einstein (1879 – 1955) kimdir? Hakkında neler biliyoruz? Bu makalede Albert Einstein’a yakından bakıyoruz…

Henüz yirmili yaşlarındayken fizikte devrim yapan ilk teorisiyle adını tüm dünyaya duyurmayı başaran, benzersiz zekâsıyla anılan, gelmiş geçmiş en büyük dâhilerden biri olarak kabul etmekle kalmayıp sevgiyle bağrımıza bastığımız Albert Einstein… Zekanın işareti bilginin değil, hayal gücünün kapasitesinde saklıdır diyordu. Bu sözüyle, listemizde yer alan her bir bilim insanında ortak olan bir başka özelliğe değiniyor. Artık biliyoruz ki olağanüstü bir hayal gücü kapasitesi, sadece doğuştan gelen bir hediye değil; Buna sahip olmayı başarabilmek için merak duygusuyla ateşlenen bir zihin de lazım. Dolayısıyla merak ilgiyle, ilgi bilgiyle, bilgiyse hayal gücüyle harmanlanarak yaratıma dönüşme potansiyeline sahip. Ve yine hepsinin bir başka ortak özelliği de asla pes etmemiş olmaları.

Öyle görülüyor ki inanç da bunun önemli bir parçası. İnanç derken tıpkı Alman filozof ve sosyolog Erich Fromm’un yaptığı gibi bir parantez açıp not düşmekte fayda var ki bahsi geçen “inanç” ussal bir güven eylemi, bir onaylama ve rasyonel düşüncenin bileşenlerden biri. İşte adanmaya dönüşen de bu; potansiyele duyulan inanç.

Einstein Ayaklanması Müze, Albert Einstein adlı bir fizikçinin, Genel Görelilik isimli kuramıyla ilgili bir film göstereceğini duyurdu ve gösterimi izlemek için 4.500 kişi toplandı!

1930 yılına dönelim. Tarih; 8 Ocak. Yer; Amerikan Doğal Tarih Müzesi.

Müze, Albert Einstein adlı bir fizikçinin, Genel Görelilik isimli kuramıyla ilgili bir film göstereceğini duyurdu. O tarihlerde henüz televizyon olmadığı için, önemli duyurular ve haber niteliği taşıyan gelişmeler sinemalarda gösterilen halka açık filmler ya da belgesellerle bildirilirdi. Einstein’ın kendisi orada olmayacaktı ve bu kez girişler biletliydi. Bilet almak için müzeye akın edip bunu başaranların haricinde, gösterimi izlemek için 4.500 kişi toplandı. Müze yetkilileri biletsiz misafirleri alamayacaklarını defalarca söylemiş olsalar da kalabalık dağılmadı. Ertesi günün gazetelerinde bu haber şöyle bir başlıkla verildi: “Tarihteki ilk bilim ayaklanması!”

Einstein’ın bir anda böyle popüler olmasının tek sebebi kuramı değildi. Fotoğraflarında taranmamış haliyle görülen dağınık saçları, özensiz giyimi, nüktedanlığı, “Tanrı asla zar atmaz” şeklindeki zihinlere kazınan sözleri, aynı zamanda iyi bir müzisyen oluşu, hoş mizacı, sempati duyulan tuhaf alışkanlıkları ve mütevazı yaşamının da bunda rolü vardı. Onu herkes çok seviyordu.

POPÜLER KANININ AKSİNE MATEMATİKTE ÇOK BAŞARILIYDI

İlk makalesini ergenlik dönemindeyken yazan Albert Einstein bu bilimsel çalışmasında manyetik alanlara odaklanmıştı. Popüler kanının aksine matematikte çok başarılı bir öğrenciydi. 1905’de İsviçre Patent Ofisi’nde memur olarak çalıştığı sırada dört önemli makale yayımladı. Bunlardan biri, E = mc2 olarak bildiğimiz Özel Görelilik kuramı.

Makaleyi yolladığı derginin editörü olan ünlü fizikçi Max Planck onu okuduğunda, mevcut bilimsel düzenin yerle bir olacağını anladı. Einstein’ı bu devrimsel kurama götüren soru, James Clerck Maxwell’in elektromanyetizmayla ilgili kuramında elde ettiği bir sonuçtan doğdu; Işık hep ışık hızında yol alır. “Peki ışık hızında hareket edebilsek ve bir ışık demetinin peşine düşsek ne olur?” diye sordu Einstein. Bu soruya Newton fiziğiyle cevap vermeye kalksak, ışık dalgalarına yetişeceğimizi ve dalgaların bize sabit görüneceğini, yani ışığın bize göre duracağını söyleyebilirdik. Fakat Maxwell, durağan ışık diye bir şeyin mümkün olmadığını söylüyordu. Sorun da buradaydı.

GÖRELİLİK İLKESİ NEDİR?

Einstein, fiziğin en parlak beyinlerinin bu soruyla uğraştığından haberdar olmadan düşünüp durdu. Ve fark etti ki birbirlerine göre hareket halinde olan gözlemciler, uzayı ve zamanı farklı algılıyor. Ama bu etki ne kadar hızlı olabildiğimize bağlı olarak hissedilir ya da hiç hissedilmez. Örneğin ışık hızına yaklaşabilen bir uzay aracının içinde olsak bunun doğru olduğunu anlayabilirdik. Özetle Görelilik İlkesi şöyle diyordu; hızdan söz ettiğimizde, ölçümü  kimin yaptığını özel olarak belirtmemiz gerekir. Kuramın diğer bileşeniyse ışıktı: “Bir ışık demetini ne kadar kovalarsanız kovalayın, yine de sizden ışık hızında kaçar.”

 

Hız, bir cismin belli bir süre içinde ne kadar yol alabileceğinin ölçüsüyken, mesafe iki nokta arasındaki uzayın ölçüsü. Süreyse iki olay arasında geçen zaman. Özetle, hız-uzay-zaman üçlüsü yakından bağlantılı. Özel Görelilik, uzay-zamanın bağlantılı olduğunu söyleyerek, zamanın, hareket halindeki biri için, hareketsiz durumdaki birine göre daha yavaş  geçeceğini gösteriyor.

GENEL GÖRELİLİK

1916’da bu kuramını kütleçekimsel etkiyi de dahil ederek genişletti ve Genel Göreliliği elde etti. Bu kez cisimlerin hareketiyle uzay-zaman dokusunun kıvrıldığını söylüyordu. O ünlü örneği hatırlatalım; uçlarından hafifçe gerilmiş bir çarşafın ortasına doğru bir basketbol topu  yuvarlarsak, topun hareketiyle birlikte çarşafın dokusunda uzay-zaman deformasyonu oluştuğunu görebiliriz.

Genel Görelilik ayrıca kara delikleri ve geçtiğimiz yıllarda ölçülüp kayda geçirilen kütleçekimsel dalgaları da anlatıyor.

NOBEL ÖDÜLÜ

İki yıl sonra kazandığı Nobel Ödülüyse Genel Görelilik kuramına değil, fotoelektrik etki üzerine gerçekleştirdiği çalışmalarına verilmişti. Onun dönüm noktalarından biri, 13 yaşındayken Mozart’ın müziğini ilk duyduğu an. Müzik de tıpkı matematik gibi bir tutkuya dönüştü. Fizik kuramları üzerinde çalışırken zihinsel süreçlerinde tıkanıklık yaşadığını fark ettiği o anlarda hemen kemanını eline alıyor, zihnini müziğe teslim ederek rahatlıyordu. Princeton yıllarında bu ikisinin yanına yelken sporu ve düzenli yüzmeyi de ekledi. Evinden ofisine gderken ya yürüyor ya da bisiklete binmeyi tercih ediyordu. Her zaman sade bir hayat yaşadı ve not defterlerini yanından hiç ayırmadı.

EINSTEIN’IN BEYNİNDEKİ FARKLAR

Ünlü fizikçi 1955 yılında öldüğünde, öncesinde belirtmiş olduğu üzere kremasyon uygulamasıyla yakılmayı istemişti. Ancak otopsiyi yürüten patoloji uzmanı bu muhteşem beyni bilimsel araştırmalar için saklamayı tercih etti. Oğlu Hans da onun fotoğraf ve örneklerini nörologlara göndererek, sahip olduğu bilişsel avantajın aydınlatılması için elinden geleni yaptı. O zamandan bugüne yapılan araştırmaların tümünde, sıradan insanlarınkiyle Einstein’in beyni arasında bir takım farklar bulunduğu iddia edildi. Örneğin, beyninin yan loblarının yüzde 15 oranında büyük olduğu görüldü. Tabii aşırı gelişmiş bir yan loba sahip olsanız bile evrenin sırlarını aydınlatabilecek kadar zeki olacağınızın garantisi yok. Ancak yan lobun işlevindeki artış, Einstein’ın dünya ve evrenle ilgili algısının nasıl bu kadar farklı olabildiği konusunda bir ipucu verebilir.

Einstein’ın beyin kıvrımlarını incelediğinde ön lobda da dikkat çekici bir fark bulundu. Beynin bu birimi neredeyse tüm bilişsel becerilerimizle ilintili. Çünkü bizi biz yapan; davranışlar, planlama, organizasyon gibi insana özgü becerileri yönetiyor. Ayrıca sol eli yöneten motor korteks bölgesi dikkat çekici bir şekilde öne çıkmış. Bir araştırmaya göre; yaylı enstrümanlarda ustalaşmaya başlayan çocukların beyninde tıpkı onunkinde olduğu gibi, aynı şekil ve boyutlara sahip bir kıvrım oluşuyor.

Ölümünden 64 yıl sonra bile Einstein’ın günümüzdeki en popüler bilim insanlarından biri olduğu su götürmez.

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here