İbn-i Heysem – Bilimsel Yöntemin Doğuşu

0

Bu makalede İbn-i Heysem Kimdir ( 965 – 1040), neleri buldu sorusuna yanıt aradık. İşte İbn-Heysem öyküsü:

İBN-İ HEYSEM KİMDİR?

Sofistike matematikte ustalaşan Doğulu bilgeler, ikinci en önemli adımı, bilimde deneyleri kullanmaya başlayarak attı. Teorileri hayata geçirip test eden deneyler, incelenen fikirlerin sağlamlığını ortaya çıkarmış oluyordu.

Fakat içlerinde Irak doğumlu müthiş bir âlim var ki adının tek başına, Newton, Galileo gibi önemli isimlerin yanında anılmasını fazlasıyla hak ediyor. O ve çağdaşları, “değişimler bilimi” olarak gördükleri fizikle ilgilenirken, matematiği bir şekilde ona bağlayacak felsefi ve matematiksel geçerliliğe sahip tek bir yapı kurmayı hayal ettiler. Yani matematik ve fizik bilimlerini birleştirmek istiyorlardı. Ama bu öyle bir sentez olmalıydı ki fiziğin konusuna dâhil olan tüm alanlara uygulanabilsin. Elbette mantıksallığını da korumaya devam etmeliydi. Böylesine zorlu bir maceraya atılmak herkesin harcı değildi tabii. Ancak çağdaşlarının “başka türlü bir dahi” olarak tanımladığı Heysem bunu yapabilirdi.

ÜNÜ O HAYATTAYKEN YAYILDI

Matematiği soyut düşünce dilinden pratik bir bilime dönüştürmeye girişen Heysem’in ünü, o hayattayken her yere yayıldı. Yenilikçi bir bilgin olarak görülüyordu ki onda dahası da mevcuttu aslında. İnanılmaz seviyedeki entelektüel birikimi ve zekâsıyla herkesi büyüledi
desek yeridir.

AKLINDAKİ SORU…

Heysem, evrenin gizemli bileşenleri üzerine düşünen farklı bir âlimdi. Temel fizik sorularına yoğunlaştı ama aklını en çok kurcalayan şey, ışık ve görme ilişkisiydi. Bu ilişkiyi matematik ve geometri kullanarak açıklayabilme ihtimali zihnini sürekli meşgul ediyordu. Sonunda modern optik bilimine açılacak bir dizi deneye girişti.

Aristoteles’in bu konudaki açıklamasını mantıkdışı bulan Heysem, onun hatalı olduğunu fark eden ilk insandı. Aristoteles özetle, baktığımız şeylerin özünün gizemli bir biçimde (bu kısmını çözememişti) bize doğru hareket ettiğini, bize ulaştıklarında onların biçimlerini gördüğümüzü söyledi. Artık matematiğin en güvenilir araç olduğu kabul edilmiş olduğundan, Heysem’in hedefi matematiksel bir açıklamaya ulaşmaktı. Başka bir Antik Yunan metninde, ışığın ışınlarının gözlerimizden çıktığı, piramit ya da koni formundaki göz ışınlarının baktığımız cisimleri aydınlatıp görmeyi sağladığı söyleniyordu. Tabii ki bu da kusurlu bir yaklaşımdı; “Gözümüzden çıkan ışınlar sayesinde görüyorsak neden Güneş’e bakınca gözlerimiz zarar görüyor?”

Heysem ışık ve görme ilişkisini doğru bir şekilde tanımlamayı başararak modern bilime yön verdi. Şöyle diyordu; Işık, geometrik yasalara uyarak düz çizgiler halinde yol alır. Fakat bunlar gözden çıkmaz; gözün içine seyahat ederler.

Optik Kitabı Heysem’in çalışmaları Avrupa’da Latinceye çevrilerek çağdaşlarına ulaştırıldı.

Ve geometrinin düz çizgilerle ilgili kurallarını gerçek dünyaya uyguladı. Ardından matematiği  kullanarak bunun tutarlı olup olmadığını test etti. Yani deneyler tasarladı. 1020’de yazdığı “Optik Kitabı” Kitab el- Menâzır’da, modern bilimsel makalelerde kullanılan yöntemle, teorilerini dileyen herkesin tekrarlayıp doğrulayabileceği deneylerden ayrıntılı bir şekilde bahsetmesi, bu kitabı bilimsel açıdan bambaşka bir değere kavuşturdu.

Önce ışığın nasıl hareket ettiğini anlatıyor, sonra bunu test etmek için uyguladığı deneylerden bahsediyor, kanıtları ne şekilde elde ettiğine dair bilgiler paylaşıyor, sonunda ışığın geliş ve yansıma açısıyla ilgili keşiflerini, aynanın çalışma prensibiyle açıklıyor. Işınların bir ortamdan başka bir ortama geçtiklerinde kırıldıklarını söyleyip, bunun da sebebini tam bir bilimsel doğrulukla anlatmış.

HEYSEM’İN KEŞFİ BİR BAŞLANGIÇ NOKTASI OLDU

Heysem’in bu keşfi hem yepyeni bir bilim dalının gelişimi hem de fiziğin matematikselleştirilmesinin başlangıç noktasıydı. Tabi ki orada durmadı; hemen bunları kullanarak atmosferin kalınlığına dair bir tahmin yapmaya çalıştı. Önce alacakaranlık süresini ölçtü. Güneş’in ufuk çizgisinde kaybolduğu sırada bile parlamaya devam ediyor oluşunu, ışınların atmosfere girerken kırılıyor olmasıyla açıkladı. Ve bu da doğruydu. Alacakaranlığın süresiyse atmosferin kalınlığına dair bir fikir verdi. Notlarında 40 km civarında bir değer görülüyor. Gerçek değerin yarısına karşılık geliyor olsa da elde ettiği bu bilgiler o zamanın şartlarında muazzam bir başarıydı. Bilimsel yöntemin geliştirilmesi, Heysem sonrası Batılı bilim insanlarına atfedilmiş olsa da bu konudaki ilk gerçek girişimleri
onun yaptığı kabul ediliyor.

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz