Bilim İnsanları Yaşlı Hücrelerin Yeniden Genç Hücreler Gibi Davranmalarını Sağladı

Araştırmacılar, doğal halde çikolata ve kırmızı üzümde bulunan bir sentetik bileşiği kullanarak, yaşlı hücrelerin biyolojik saatlerini tersine çevirdiler.

Fotoğraf: Daniel Ingold, Getty Images

İleri yaş bir katildir. Bilim insanları, kanser, diyabet, bunama gibi bütün ölümcül kronik hastalıkların ortaya çıkma oranlarının biz yaşlandıkça çarpıcı biçimde arttığını uzun süredir biliyorlar. Ama yaşlılıkla bağlantılı hastalıklara yol açan biyolojik mekanizmalar nelerdir ve bunlar yavaşlatılabilirler mi, durdurulabilirler mi ve hatta tersine çevrilebilirler mi?

İngiltere’deki araştırmacılar yaşlı hücrelerdeki biyolojik saatleri, onları daha genç dinç hücreler gibi davranmaya ve görünmeye itecek şekilde sıfırlayabilme potansiyeli bulunan genetik bir şalter keşfettiklerine inanıyorlar. BMC Cell Biology bülteninde yayınlanan buluş, genetik bilgiyi hücredeki proteinlere tercüme etmede kritik bir rol oynayan ve bağlantı faktörleri adı verilen bir gen sınıfına odaklanıyor.

Exeter Üniversitesi’nde moleküler genetikçi ve makalenin baş yazarı olan profesör Lorna Harries, ”Bağlantı faktörlerinin işi, mesaj taşıyan RNA’dan diziler kesip, hücrelerin düzgün çalışmasına ihtiyaç duyduğu belli proteinlere monte etmektir” diyor. Bunların arasında, hücrelerin enfeksiyon ya da serbest radikallerin verdikleri zararlar gibi çevresel stres etmenlerine karşı koymalarına yarayan proteinler de bulunuyor.

”Yaşlandıkça, çevresel kötüleşmelere uyum sağlama yeteneği azalır” diyor Harries. ”Bağlantı faktörleri, hücrelerin adapte olmasına yarayan ana şeylerden biri. Bir geni alabilir ve ondan bir çok farklı protein yapabilirler, genin çıktısını çevreye göre temelli değiştirebilirler.”

Önceki araştırmalar, yaş ilerledikçe bağlantı faktörlerinin faaliyetinde azalma meydana geldiğini kesin olarak göstermişti. Bozulan hücreler dış tehditlere karşı daha hassas oluyorlar ama Harries, bağlantı faktörlerinin seviyelerinin mi yoksa başka etmenlerin mi yaşla ilgili kötüleşmeye neden olduğundan emin değil.

Bunu anlamak için Harries, yaşlı insan hücrelerinden oluşturulan bir kültürle işe başladı. Yaşlı hücreler, hücre bölünmesinde en yüksek limite ulaşmış ve tamamen inaktif hale gelmiş hücrelerdir. Genç ve sağlıklı bir vücutta, bağışıklık sistemi yaşlı hücreleri hedef alır ve onları yok eder. Ama yaşlandıkça bağışıklık sistemi zayıflar, vücudumuzda bu yaşlı hücrelerden gittikçe daha fazla bulunmaya başlar, bu da yaşam süresinin kısalmasıyla ilişkilendirilmektedir.

Harries ve çalışma arkadaşları, yaşlı bir hücrenin bağlantı faktörü seviyelerini, genç, aktif bir hücrenin bağlantı seviyeleri kadar arttırdıklarında ne olacağını görmek istediler. Bunu yapmak için resveratrol adı verilen bir bileşiğin (doğal olarak kırmızı üzümün, yaban mersininin ve çikolatanın içinde bulunan antioksidan bir madde) özgün versiyonlarını sentezlediler. Resveratrol, bağlantı faktörlerinin dışa vurumunu değiştirmek için yapılan önceki araştırmada ümit vadetmişti.

”Tüm bağlantı faktörlerinin temelde sıfırlanmış olması bizim için memnun edici oldu” diyor Harries. ”Aşağı yukarı, genç hücrelerde gördüğümüz seviyelere döndüler.”

Bütün bunlardan daha da inanılmaz olan şey ise, sentetik resveratrol analoglarıyla muamele edilen yaşlı hücrelerin genç hücrelerden ayırt edilemiyor olmasıydı. Yeniden fiilen bölünmeye başladılar ve telomerleri (kromozomların uçlarındaki, yaşlanınca kısalan kapaklar) uzadı.

”Doktora sonrası öğrencim bana hücrelerin fotoğraflarını getirdiğinde, ona ‘Hayır, yanlış hücreleri getirmişsin bunların genç hücreler olması lazım’ dedim” diyor Harries. ”Ona inanmaya başlamam için deneyi bir kaç kez daha yeniden yaptı.”

Elbette bütün bunlardan, daha uzun ve sağlıklı bir hayat yaşamak için, bütün bir paket çikolatayı bir salkım kırmızı üzümle birlikte mideye indirmemiz gerekiyor sonucunu çıkarmıyoruz. Tersine, diyor Harries, resveratrolün doğal olarak bulunan formu biyolojik olarak fazla kullanılabilir olmuyor, bunun anlamı bileşiğin fiilen hücrelerin içine girebilen kısmının çok az olduğudur. Sentetik moleküller laboratuvarda çok daha iyi bir verim gösterdiler.

Araştırmanın en önemli noktası, bağlantı faktörlerinin yaşlandıkça vücudun çökmesi üzerinde açıkça faal bir rol oynadığı.

”Bağlantı faktörlerinde gördüğümüz bu değişiklikler nedenseldir’ diyor Harries.  ”Yaşlanmayı yönlendiriyorlar; sadece ona etki etmiyorlar. Çünkü, onları sıfırlarsanız yaşlanmanın etkilerini tersine çevirebiliyorsunuz.”

Diğer araştırmacılar gibi, Harries de buluşunu ”gençlik iksiri” şeklinde sunmak konusuna ihtiyatlı yaklaşıyor. Amacı insanın yaşam süresini uzatmak değil, ”sağlıklı yaşam süresini” çoğaltmak, insanların yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan, kronik, elden ayaktan düşüren hastalıklardan uzak geçirebildikleri yılların sayısını arttırmak. Daha uzun sağlıklı yaşam süresi, hayat kalitesini arttırmakla kalmıyor, toplam sağlık harcamalarının düşmesini de sağlıyor.

Bağlantı faktörleri, yaşlanmanın altında yatan mekanizmaların bilimsel olarak giderek artan şekilde anlaşılmasına katılan en son unsur. Bunların arasında yetişkin kök hücrelerin, dokuların sürekli yenilenmesi ve organların tamirindeki kritik rolü de bulunuyor. Bütün bu buluşlar bir arada ele alındıklarında, yaşla alakalı kırılganlık süreci ve sağlığın kötüleşmesi durumlarının artık bir kader olarak kabul edilmeyeceği noktaya hızla yaklaşıp yaklaşmadığımızı sormak da daha mantıklı hale geliyor.

”Umudumuz bu yönde,’ diyor Harries. ”Henüz o noktada değiliz, önümüzdeki 10 ya da 20 yıl içinde de bu noktaya geleceğimizi tahmin etmiyorum. Ama asıl önemli olan, temel mekanizmaları anlıyor olmamız. Bu kesinlikle bir anahtar. İçinde bulunduğumuz konumda, asıl meselenin altında yatan basit ayrıntıları çözmeye başladığımızı düşünüyorum. Ve böyle yaparak, bunların üzerinde ufak tefek düzeltmeler yapmanın bazı yollarını da bulabileceğiz.”

VİDEO: Bilim Yaşlanmayı Durdurabilir mi?

 

 

 

 

Seeker

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir