Denizin Derinliklerinde Antik Bir Mega Köpekbalığı Gizleniyor Olabilir mi?

0
464
Megalodon fikri insanları cezbetmeye devam ediyor. Bu dev antik köpekbalığı hâlâ okyanus tabanında gizleniyor olabilir mi? Görüntü: Esther van Hulsen

Canavar. Efsane. Megalodon.

Oralarda bir yerlerde olmalı. Otodus megalodon‘un tüm bilimsel veriler ışığında 3 milyon yıldan uzun süre önce yok olması önemli değil. Bu dev köpekbalığının halen var olabilme ihtimali; dedikodular, efsaneler ve yazın gösterime giren B filmleri sayesinde ortak hayal gücümüzde yer bulmaya devam ediyor.

Meg efsanesine göre bu 15 metrelik yırtıcı, çağlardır okyanusun dibinde bir yerlerde gizleniyor. Gezegendeki derin suların büyük bölümünün hâlâ keşfedilmemiş olması (bu sebeple de esrarengiz canavarlar için kusursuz sığınaklarla dolu olması) gerçeğine dayanan bu görüş, birkaç kitap ve sahte belgeden daha fazlasını ortaya çıkarmış. Fakat aşağılardaki yaşam için gereken biyolojik adaptasyonlardan bildiğimiz kadarıyla, denizin derinliklerine gidip kaybolmayı başarabilecek pek fazla hayvan yok. Eğer megalodon hâlâ oralardaysa (ki bu çok büyük bir eğer), artık eskiden olduğu şeye benzemiyordur.

Fosil köpekbalığı dişleri sayesinde insanlar, Meg’e çok uzun zaman önce kafayı takmıştı; bilim insanlarının fosil kataloglamaya başlamasıyla paleontoloji biliminin 19’ncu yy. başlarında sıçrama yapmasından bile önce… 1835 yılında İsveçli doğabilimci Louis Agassiz, antik zamanlardan beri dünya çapında keşfedilen üçgen biçimindeki ince girintili dişlerin, büyük beyaz köpekbalığının “megadişli” bir akrabasına ait olduğunu belirtmişti.

Panama, Japonya, Avustralya ve Birleşik Devletler’in güneydoğusu gibi dünyanın farklı bölgelerinde yapılan keşifler zamanla çoğaldı. Fakat özellikle bir bulgu vardı ki, Meg’in hâlâ derinlerde yüzdüğü korkusuna yol açmıştı. 1875 yılında Londra Kraliyet Derneği için bir sefer yürüten HMS Challenger korveti, Tahiti yakınlarında 4,3 kilometre derinlikten 10 cm uzunluğunda bir diş çıkarmıştı. Koca Ayak gibi “gizli hayvanları” araştırmayı hobi edinen hayvanbilimci Wladimir Tschernezki, 1959 yılında bu numunelerin yalnızca 11.300 yıllık olduğunu tahmin etmişti. Diğer bilim insanları bu tarihlemeyi o zamandan beri reddetse de, ilkesiz belgeselciler ve meraklı amatörler o araştırmayı Meg’in halen var olabileceğine işaret eden bir kanıt biçiminde görüyor.

Otodus megalodon, onlarca yıldır devasa bir büyük beyaz köpekbalığı şeklinde tasvir edilmişti. Fakat köpekbalıklarının aile ağacında bulunduğu yere dönük yürütülen yeni analizler sayesinde, yırtıcı bilimciler artık megalodonun Jaws filmindekinden çok farklı olduğunu biliyor. Görüntü: Esther van Hulsen

Megalodonun Challenger’in bulduğu aykırı değerler haricindeki fosil kayıtları, bu hayvanın uzak kuzeni olan büyük beyaza benzer şekilde kıyılarda gezen bir canlı olduğunu gösteriyor. DePaul Üniversitesinde köpekbalığı araştırmacısı olan Kenşu Şimada, “Kalıntılar genelde tropik sıcaklıktaki bölgelerde oluşan kıyısal kaya çökellerinden geliyor” diyor. Türün beslenme alışkanlıkları, sığ derinliklerdeki bu yaşam şeklini doğruluyor. Yenmiş antik balina kemikleri, Meg’in deniz memelilerini tercih ettiğini gösteriyor. Hava soluyan bu canlıların oksijen için yüzeye çıkması gerekiyor. Dolayısıyla taşılbilimciler, megalodonun da onlar gibi kıyı yakınlarında takıldığını düşünüyor.

Bu antik köpek balığını yok olmaya iten kesin etmenler hâlâ belli değil. Sığ okyanus bölgelerinin, devin fosil kayıtlarından kaybolduğu 3,5 milyon yıl kadar önce çarpıcı değişimler geçirdiğini biliyoruz. O zamanlar suların sıcaklığı düşüyor ve deniz memelilerinin sayısı azalıyormuş. Yeni evrimleşen büyük beyaz köpekbalığı ise kaynaklar konusunda çevik bir rekabetçi görevi görmüş olabilir. Fakat Meg’e ne olduğunu kesin şekilde kanıtlamanın bir yolu yok.

Megalodonlar Büyük Beyaz Köpekbalıkları Yüzünden mi Yok Oldu?

Bu belirsizlik, bazı kişilerin derinlerde bir megalodon bulma umudu taşımasına yardımcı oluyor. Bu ihtimale inananlar en az bir konuda haklı: Denizin dibi bir muamma. ABD’deki Louisiana Üniversiteler Deniz Konsorsiyumunun başkanı olan ve okyanus sistemlerini kataloglamada uzmanlaşan Craif McClain, uydular bütün deniz tabanının haritasını çıkarmış olsa bile, düşük çözünürlüklü bir haritanın oralarda nelerin yaşadığına dair tek başına fazla fikir vermeyeceğini söylüyor. Derinlerde gezen antik bir yaratık fikri büyük ölçüde olanak dışı olsa da, geriye kalan çok düşük bir ihtimal halen cezbedici. Aslında megalodon kadar görkemli olmayan bazı canlılar beklenmedik şekilde ortaya çıkmış. Biyologlar, 1938 yılında yaşayan bir kölesant tespit etmiş. Bu balık türünün yaklaşık 65 milyon yıl önce yok olduğu varsayılıyormuş.

Megalodon Ne Yemişti? İstediği Her Şeyi!

Fakat megalodon karanlık derinliklerde yaşıyor olsaydı, çok farklı bir tip canlıya dönüşmesi gerekirdi; o kadar da sinematik bulmayabileceğimiz bir şeye… Şimada’ya göre ilk olarak, hayvanın obur metabolizmasının temelden değişmesi gerekirdi. Kalıntılardaki izotoplar üzerinde yürütülen ve bilim insanlarının tarih öncesi canlıların vücut sıcaklığını tahmin etmesine yardımcı olan ön jeokimyasal analizler, megalodonun tıpkı büyük beyaz köpekbalığı gibi “sıcakkanlı” olduğunu gösteriyor. Bu yırtıcının aktif okyanus gezintisi, onu etrafındaki deniz suyundan daha sıcak tutacak kadar ısı üretiyordu. Bunun için de bir günde yaklaşık 3 kilogram ete eşdeğer kalori yakılıyordu. Meg üç kat daha ağır olabilir ve tahminen de bu ağırlıkla orantılı besin tüketmiş olabilirdi. Fakat okyanus tabanının yakınındaki hayvanların minnacık artıklarla idare etmesi ve orada yaşayan kıt miktardaki türü avlaması ya da yukarıdaki cesetlerden dibe batan biyolojik döküntülerle beslenmesi gerekiyor.

Megalodon devasa bir balıktı ancak denizlerin gördüğü en büyük yırtıcı değildi. Köpekbalığının boyutuna dönük tahminler yıllar boyunca değişse de çoğu uzman, hayvanın artık 15 metre civarında olduğunu düşünüyor. İşte bazı okyanus etçillerine göre konumu. Esther van Hulsen

Besin kıtlığı genelde canlıları küçük ve verimli şekillere dönüştürüyor. Bu durum, mütevazı yaşayan pek çok köpekbalığını görece ağırkanlı ve zayıf hale getiriyor. İnsanların tespit edemeyeceği kadar derinde yaşayan bir megalodon, iri yarı ve dişli bir canavarın aksine uykucu bir köpekbalığı gibi görünebilir; uzun ve sigara şeklinde olan bu hayvan, ismi kadar hareketli.

Meg cılız ve miskin bir hayvan olsaydı bile muhtemelen kanıtlarına ulaşmış olurduk. “Haklarında bilgi sahibi olduğumuz okyanus devleri dünya çapına dağılmış durumda” diyor McClain. Derin deniz şeklinde adlandırdığımız bölgelerin çok daha yukarı kısımlarında yaşayan dev kalamar gibi canlıları nadiren gözetlesek de, bu hayvanlar etrafa dağıttıkları leşlerle (ve talihsiz canlılardan aldıkları ısırıklarla) kendi varlıklarına dair işaretler bırakıyor. Böyle bir artık varsa bile, henüz onu belirlemiş değiliz.

Fakat bu gerçekler, Meg’in süregelen efsanesini (ve yaz filmlerini) sona erdiremiyor. “Bir derin deniz kâşifi ve bilinen okyanus devlerini çok uzun zamandır araştıran bilim insanı olarak ben, aslında henüz keşfedilmemiş bilinmeyen bir canlı olmasını ve o keşfi yapmayı çok isterim” diyor McClain. Gizemli doğası (ki hakkında bildiklerimiz büyük oranda dişler üzerinde yürütülen çalışmalardan geliyor), Meg’in bu nihai kaybolma işini kotardığını ve belki de herhangi bir anda yeniden ortaya çıkabileceğini hayal etmeyi cazip hale getiriyor. Buradaki kilit nokta, bilim insanlarının bakmaya karar verdikleri yer. Taşılbilimciler megalodonun modern denizlerimizde yüzmediğinden neredeyse emin olsa da, fosil kaydının derinliklerinde tür hakkında daha fazla detay bulmaları hâlâ mümkün. Üstelik megalodonun devam eden sırları, en beklenmedik yerlerde yüzeye çıkabilir.

Megalodonun tarihi

16 milyon yıl önce: Otodus megalodon, megadiş köpekbalıkları adı verilen bir ata gruptan evrimleşiyor; 60 milyon yıl önce başlayan bir hattın son üyesi.

10 milyon yıl önce: Köpekbalığı, dünya çapında kıyısal sulara yayılıyor. Panama yakınlarında bulunan ve bebeklere ait olan diş kümeleri, üreme yerlerinin kıyıya yakın olduğunu akla getiriyor.

5 milyon yıl önce: Büyük beyaz köpekbalıkları evrimleşiyor ve muhtemelen balina gibi aynı deniz memelilerini yiyerek dev Meg ile rekabete giriyorlar.

3,5 milyon yıl önce: Otodus megalodon, soğuyan denizlerin ve tükettiği türlerde meydana gelen azalmanın da içinde bulunduğu çalkantılı bir dönemde yok olmuş gibi görünüyor.

MÖ 70: Yaşlı Plinius, Avrupa’nın kaya tabakasında bulunan büyük “dil taşlarının” Ay tutulmaları sırasında cennetten düşmüş olabileceğini belirtiyor.

1666: Danimarkalı bilim insanı Nicolas Steno, İtalya kıyılarında bulunan bir köpekbalığı kafasını parçalara ayırıp inceliyor ve o “dil taşlarının” aslında diş olduğunu öne sürüyor.

1835: İsveçli doğabilimci Louis Agassiz, canlıya ait bir grup dev dişi tanımlarken Carcharodon megalodon ismini türetiyor.

1875: HMS Challenger korveti, Tahiti yakınlarında denizin derinliklerinden megalodon dişi çıkarıyor ve köpekbalığının hayatta olduğuna ilişkin spekülasyonların fitilini ateşliyor.

1909: Araştırmacılar, Meg’in çenesinin ayakta duran altı yetişkin insanın sığabildiği bir modelini oluşturuyor; bu durum, 24 metrelik bir gövdeyi akla getiriyor. Artık bu boyutun abartılı olduğu düşünülüyor.

1919: Avustralya’daki balıkçılar, dev bir köpekbalığının birden fazla ıstakoz avlama sepetini yediğini gördüklerini iddia ediyor. Bu efsane, sonunda megalodon rivayetlerine dahil oluyor.

1974: Peter Benchley, tarih öncesinden kalan bir insan yiyicinin derinliklerde gizleniyor olabileceği fikrini konu edinen Jaws filmini yayınlıyor. Halk filme bayılıyor.

2016: Meg’in aile ağacının özellikleri üzerinde onlarca yıldır yürütülen tartışmalardan sonra, dev köpekbalığına yeni bilimsel ismi Otodus megalodon adı veriliyor.

 

Yazar: Riley Black/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here