Erkeklerin ve Kadınların Gerçekten Farklı Kişilikleri mi Var?

Kişilik profilleri, erkekler ve kadınlar arasındaki tutarlı (fakat çözümü zor) farklılıkları ortaya çıkarıyor gibi görünüyor; peki bu farklar anlamlı mı? Christian Jarrett, karışık ve tartışmalı bir meseleyi açıklığa kavuşturuyor.

Christian Jarrett

Söylenene göre erkekler ve kadınlar birbirinden o kadar farklıdır ki, sanki farklı gezegenlerden gelmişlerdir; bu iddia, insanları eskiden beri güldürüyor ve kızdırıyor. John Gray’in çok satan özgün kitabı Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten, ilk defa 1990’lı yılların başında yayınlandı ve milyonlarca satarak sayısız parodiye ve hatta komedi sahne gösterilerine konu oldu.

Boyut ve anatomi bakımından fiziksel farklılıklarımız belirgin olsa da, cinsiyetler arasındaki psikolojik farklılıklar meselesi çok daha karmaşık ve tartışmalı. Bu farklılıkların güvenilir şekilde nasıl ölçüleceğine dair bazı sorunlar var. Üstelik psikologlar bu farklılıkları bulduğunda, farklılıkların doğuştan ve biyolojik mi yoksa sosyal ve kültürel mi olduğu konusunda tartışmalar yaşanıyor. Erkekler ve kadınlar doğuştan mı farklılar, yoksa toplum mu onları bu yönde şekillendiriyor?

Kişisel farklılıklarımızı düşündüğünüzde, bu sorular daha çetrefilli hale geliyor. Çoğu araştırmada, erkekler ve kadınların bazı önemli özelliklerde sahiden farklılık gösterdikleri öne sürülüyor. Fakat bu farklılıklar biyolojiden mi yoksa kültürel baskılardan mı kaynaklanıyor? Ayrıca bunlar gerçek hayatta tam olarak ne anlama geliyorlar? Bir ihtimale göre, çoğu farklılık ufak boyutta ancak bir araya geldikleri zaman önemli sonuçları olabiliyor.

Katı cinsiyet rollerini belirleyen şey kültürümüz mü?

Alandaki en etkili çalışmalardan biri, önde gelen kişilik araştırmacıları Paul Costa, Robert McCrae ve Antonio Terracciano tarafından 2001 yılında yayınlanan yayınlandı. Söz konusu çalışmada, 26 kültürde 23.000’den fazla erkek ve kadın kişilik anketleri doldurdu. Hong Kong, ABD, Hindistan ve Rusya’nın da içinde bulunduğu bu farklı kültürlerde kadınlar, erkeklere göre kendilerini sürekli daha sıcakkanlı, daha arkadaş canlısı, daha endişeli ve duygularına karşı hassas olarak değerlendirdiler. Bu arada erkekler de, kendilerini devamlı daha kendinden emin ve yeni fikirlere açık olarak değerlendirdi. Kişilik psikolojisi dilinde kadınlar, Uyumluluk ve Nevrotiklik ile Deneyimlere Açıklığın bir maddesinde ortamaladan daha yüksek puan alırken, erkekler de Dışa Dönüklüğün bir maddesinde ve Deneyimlere Açıklığın farklı bir maddesinde daha fazla puan aldı.

2008 yılında başka bir araştırma takımı, 55 kültürde 17.000’den fazla kişiden kişilik anketi doldurmasını istedi ve benzer sonuçlar elde edildi. Kadınlar yine Uyumluluk ve Nevrotiklik konularında kendilerine daha yüksek puan verdi ancak bu defa Öz Disiplin ile Dışa Dönüklük özelliğinin heyecanlılık ile toplu halde yaşama maddelerinde de yüksek puan verdiler.

Yapılan eleştirilerden biri, katılımcıların kendi kişiliklerini değerlendiriyor olmalarıydı. Kadınlar ve erkekler, içinde yaşadıkları toplumun kendilerinden olan beklentisine göre kendilerini tanımlıyor ve sadece bu yüzden farklılık gösteriyor olabilirlerdi. Ancak bunun muhtemel olmadığı görüldü çünkü McCrae ile ortaklarının önderlik ettiği başka bir çalışmada, 55 farklı kültürden 12.000 insana kendi kişiliklerinden ziyade iyi tanıdıkları bir erkek veya kadının kişiliğini değerlendirmeleri söylendi ve buna rağmen geniş ölçüde benzer sonuçlar elde edildi.

Bunlara ek olarak, yapılan diğer araştırmalar, cinsiyet kişiliklerinin hayatın çok erken dönemlerinde farklılaşmaya başladığını gösterdi. Örneğin 2013 yılında yayınlanan bir çalışmada, üç yaşında olan 357 çift ikizin mizaç değerlendirmelerine bakılmıştı. Erkekler, kızlara göre ortalamada daha hareketli olarak değerlendirilirken, kızlar da ilgi ve davranışları üzerinde daha fazla kontrol sahibi ve daha utangaç olarak değerlendirilmişlerdi.

Erkek ve kız çocukları arasındaki tutarlı farklılıklar, erken bir yaşta ortaya çıkıyor gibi görünüyor

Üstelik kişilikteki farklılıkların, ölümden önceki son yıllara kadar sürdüğü görülüyor. Bir başka çalışmada 65 ile 98 yaş arasındaki kadın ve erkeklerde bulunan kişilik farklılıklarına bakıldı ve tıpkı daha genç yetişkinler üzerinde yapılan araştırmada olduğu gibi, yaşlı kadınlar Nevrotiklik ve Uyumluluk bakımından yaşlı erkeklere göre daha yüksek puan almaya eğilim gösterdi.

Bazı evrimsel psikologlara göre bu bulgular kulağa mantıklı geliyor çünkü bugünkü psikolojik özelliklerimiz, uzak atalarımızın hayatta kalma konusundaki ihtiyaçlarının etkisini yansıtıyor ve dahası, bu ihtiyaçların erkek ve kadınlar için farklı olduğunu gösteriyor. Örneğin daha anaç kişiliklere sahip kadınlar, savunmasız çocukları yetiştirmede daha başarılı olmuşken, daha atılgan kişiliklere sahip erkekler de eşleşme için rekabet ederken daha başarılı olmuş olabilir. Bu sebeple, bu özellikler sonraki nesillere geçmiş olabilir.

Ancak bazı bilim insanları ve yorumcular, insan davranışlarının böyle biyolojik bir şekilde açıklanmasından rahatsızlık duyuyorlar ve bu durumun, bizim kim olduğumuzu ve nasıl davrandığımızı şekillendiren sosyal ve kültürel güçlerin etkisini hafife aldığını düşünüyorlar.

Bu sosyal kuvvetlerin pay sahibi olduğu kesinlikle doğru. Ancak Costa, McCrae ve diğerlerinin yaptığı kültürler arası üç büyük çalışmada, Avrupa ve Amerika gibi daha gelişmiş ve cinsiyet eşitliği taraftarı olan kültürlerde erkekler ve kadınlar arasındaki ortalama kişilik farkı, cinsiyet eşitliğinin daha az olduğu Asya ve Afrika gibi kültürlere göre daha yüksekti (cinsiyet eşitliği, kadınların okuma yazma oranı ve hayat beklentisi gibi şeylerle ölçülmüştü).

Bu durum kişiliklerimizin, geleneksel cinsiyet rolleri konusundaki kültürel beklentilere göre geliştiği fikrine zıt düşüyor. Bu şaşırtıcı bulgu için ortaya sürülen bir açıklamaya göre, erkekler ve kadınlar arasındaki kişilik farklılıklarına sebep olan biyolojik ve doğuştan gelen etmenler, cinsiyetlerin daha eşit olduğu kültürlerde daha egemen durumdalar. Bu gibi bir senaryo, diğer psikolojik özellikler konusunda genlerin ve içinde bulunulan çevrenin göreceli etkisine dair bildiklerimizle kesin olarak örtüşüyor; örneğin, eğitim herkes için daha eşit hale getirildiğinde, kalıtım ile kazanılmış zekanın akademik sonuçlar üzerindeki etkisi daha büyük oluyor.

Cinsiyetler arasındaki farklar, örtülü testlerde bile ortaya çıkıyor. Bu durum, bilinçli şekilde belli basmakalıplara uymaya karar vermediğimizi akla getiriyor

Bu meseleye bakmanın bir başka yolu da, örtülü bir kişilik ölçümü kullanmak. Bu ölçüm, klavye tepkilerinin hızını kullanarak (farklı kelimelere tepki olarak, klavye tuşlarına mümkün olduğu kadar hızlı şekilde basmak), insanların farklı kişilik özelliklerini tanımlayan kelimeler ile kendilerine yakıştırdıkları kelimeleri ne kadar kolayca ilişkilendirdiğini test etmeyi kapsıyor. Katılımcılar, kendi kişilikleri hakkında düşündükleri şeyleri ortaya çıkarıyorlar fakat bunu farketmiyorlar. Bu sayede katılımcıların elde ettiği puanlar, cinsiyet konusundaki kültürel beklentilere uyma teşebbüslerinden etkilenmiyor.

İtalya’daki Padua Üniversitesi’nden Michelangelo Vianello’nun önderlik ettiği bir araştırma takımı, 2013 yılında Project Implicit isimli bir internet sitesi aracılığıyla bu yaklaşımı kullanarak, 14.000’den fazla kişinin incelendiği bir çalışma yürüttü. Örtülü ölçüm kullanıldığı zaman ortaya çıkan cinsiyet farklılıkları, standart bir kişilik anketinde ortaya çıkan farklılıklara göre üç kat daha küçüktü. Bu durum, standart anketlerin ortaya çıkardığı farklılıkların, bilinçli eğilimlerden etkilendiğini akla getiriyor.

Hal böyleyken örtülü ölçümde ortaya çıkan farklılıklar her ne kadar azalmış olsa da, erkek ve kadınlar arasındaki ortalama kişilikte istatistiksel olarak önemli farklılıklar açığa çıkmıştı. Özellikle kadınlar, Nevrotiklik ile Uyumluluk konusunda daha yüksek puan almıştı. Kısacası bu sonuç, kişilikteki cinsiyet farklılıklarının bilinçaltı seviyede de mevcut olduğunu, ancak kişilerin kendi beyanlarına dayanan çalışmaların cinsiyet farklılıklarını abartmış olabileceğini, bunun sebebinin de kısmen insanların kültürel beklentilerle uyum göstermek istemesi olabileceğini ileri sürüyor.

Kişilikteki cinsiyet farklılıklarının boyutu hakkındaki tartışma burada son bulmuyor. Çoğu büyük çalışmada, en tutarlı cinsiyet farklılıkları genelde Nevrotiklik ve Uyumluluk gibi ana özelliklerde bulunmuş olsa da, diğer bilim insanları eğer yalnızca bir özelliğe daha detaylı şekilde bakılırsa daha geniş farklılıklar bulunabileceğini belirtmişti.

Linfield College Üniversitesindeki Yanna Weisberg ve meslektaşları, bu ihtimali 2011 yılında test ettiler ve 2.500’den fazla kişide, Beş Büyük özelliğin (Dışa Dönüklük, Nevrotiklik vb.) her birinde kişilik “yönü” adını verdikleri iki şeyi ölçtüler. Örneğin Dışa Dönüklük, coşku ve kendine güven olmak üzere iki yönden oluşurken, Nevrotiklik, gelgeçlik ve vazgeçişten oluşuyor.

Kadınlar, nezaket ölçütlerinde daha yüksek puan almaya eğilimli

Araştırmacılar bu yaklaşımı kullanarak, inceledikleri her 10 kişilik yönünün her birinde cinsiyet farklılıkları buldular; kadınlar coşku, merhamet, nezaket, düzenlilik, gelgeçlik, vazgeçiş ve açıklıkta ortalamada daha yüksek puan alırken, erkekler kendine güven, kararlılık ve idrak kabiliyetinde daha yüksek puan elde etti. Araştırmacılar bu sonuçların, ilk araştırmalarda olduğu gibi Beş Büyük özellik seviyesinde yapılan çalışmalarda görünmeyeceğini söyledi.

Ancak Weisberg ve meslektaşları ayrıca, buldukları cinsiyet farklılıklarının özellik sayısı bakımından geniş kapsamlı olsalar da, miktar bakımından sadece “küçükten orta boyuta kadar” olduklarına dikkat çekti. Bu durum, McCrae ve diğerlerinin yaptığı kültürler arası büyük çalışmalarda ortaya çıkan cinsiyet farklılıklarının boyutuyla uyumluluk gösteriyor (genelde onlar da epey ince farklılıklardı). Ünlü psikologlardan ve kültürel yorumculardan, erkekler ve kadınların sanki farklı türdenmiş gibi olduklarına dair birçok şey duyuyoruz. Bunun aksine Weisberg ve takımı, “kişilikteki cinsiyet farklılıklarının insan yaşamını ve kültürünü şekillendirmede önemli olabileceğine ancak bunların muhtemelen, erkekler ve kadınlar arasında etkili iletişimi engelleyecek kadar geniş olmadığına” karar veriyorlar.

Turin Üniversitesinden Marco Del Giudice’ın araştırma takımı bu fikre katılmıyor. Takım 2012 yılında yayınladığı bir tezde, önceki araştırmaların bütün kişilik özelliği farklılıklarını birikimli şekilde görmek yerine onların ortalamasını alarak, kişilikteki cinsiyet farklılıklarını hafife aldıklarını iddia etmişti. Del Giudice, gönderdiği epostada bu yaklaşımı bir örnekle açıklıyor: “Kişilikteki cinsiyet farklılıkları, insanların suratlarındaki cinsiyet farklılıklarına çok fazla benziyor. Her tekil özellik (burun uzunluğu, göz boyutu vb.) erkekler ve kadınlar arasındaki ufak farklılıkları gösteriyor, ancak bunların hepsini bir araya getirdiğinizde… farklılıklar belirgin hale geliyor ve erkek ile kadın suratlarını %95’ten daha büyük bir isabetle ayırt edebiliyorsunuz.”

Del Giudice ve meslektaşları, bu yaklaşımı kullanarak 10.000’den fazla erkek ve kadın örneği üzerinde çalışma yaptı. Takım, cinsiyete dayalı kişilik farklılıklarını belgeleyerek, bunların “psikolojik standartlara göre son derece büyük” olduğunu söyledi ve kullandıkları yaklaşımın, “kişilikteki cinsiyet farklılıklarının gerçek boyutunun, devamlı olarak hafife alındığını gösterdiğini” ekledi.

Pek çok psikolog, çeşitliliği hesaba kattığınız zaman bile erkek ve kadınların farklı olmaktan çok benzer olduklarını iddia ediyor

Bu cesur iddiadan ne çıkarmalıyız? İstatistikçi Andrew Gelman, kişisel blogunda, cinsiyetler arasında gözlemlenen farklılıkların anlamını yorumlama sorunlarını bir kenara koyarsak, “yaptıkları analiz bana iyi bir fikir gibi geliyor” diyor. Şöyle ekliyor: “Eğer erkeklerin ve kadınların en fazla farklılık gösterdiği boyutları seçerseniz, büyük bir ayrım bulabilirsiniz.” Diğer uzmanlar bu kadar ikna olmuş değil. Erkekler ve kadınlar arasındaki benzerlikleri vurgulayan çalışmasıyla tanınan Janet Hyde, Del Giudice ve meslektaşlarının sadece, farklılıkları en yükseğe çıkarmak için tasarlanmış bir yöntembilim kullandıklarını ve sonuçların “yorumlanamaz” olduğunu söylüyor.

Kişilikteki cinsiyet farklılıklarının boyutu ve sebepleri hakkındaki tartışma, pek çok yıl daha devam edecek gibi dursa da, ister büyük ister ılımlı olsun, ortalama erkek ve kadın kişiliğinde en azından bazı farklılıkların bulunduğu sonucuna varmak, ne sebeple olursa olsun mantık görünüyor. Ancak bu “ortalama” kelimesi önem taşıyor; hangi çalışmaya güvenirsek güvenelim, cinsiyetler arasındaki kişilikte bir sürü çakışma bulunuyor. Ayrıca bunun kişilik hakkında olduğunu, algı ve davranışın tüm yönlerini kapsamadığını unutmayın. Aslında Hyde, cinsiyet farklılıkları konusunda “birden çok psikolojik alan” boyunca yaptığı incelemeye dayalı olarak, “erkek ve kadınların farklı olmaktan çok benzer olduklarını; aralarındaki farkın daha çok, [gezegenler arasındaki uzaklıktan ziyade] Kuzey Dakota ile Güney Dakota arasındaki uzaklığa benzediğini” öne sürüyor.

Aynı zamanda, bu mesele hakkında dedikodu dergilerinin laklakından daha fazla şey bulunduğunu belirtmekte fayda var. Kişilik özelliklerimizin hayattaki seçimlerimizi ve zihinsel sağlığımızı etkilemede pay sahibi olması, giderek daha fazla kabul edilen bir durum. Kadınların ve erkeklerin kişilik bakımından nasıl ve neden farklılık gösterdiğini daha iyi anlamak, herkes için eşit fırsatlar oluşturmanın yanısıra, zihinsel sağlık sorunlarıyla da daha etkili şekilde mücadele etmeye yardımcı olabilir (ki bu zihinsel sağlık sorunlarının birçoğu, bir cinsiyeti diğer cinsiyetten daha fazla etkiliyor); nevrotiklik konusunda ortalamada daha yüksek puan almalarıyla tutarlı şekilde, depresyon seviyelerinin kadınlar arasında daha yüksek olması gibi.

Marco Del Giudice’ın söylediği üzere, “araştırmacılar sık sık cinsiyet farklılıklarını hafife almanın tehlikesine vurgu yapıyorlar, ancak bunun tersi de aynı derecede doğru. Cinsiyet farklılıklarının, olduklarından daha küçük olduğunu varsaymak, insanları kendileri ve diğerleri hakkındaki çok önemli bir bilgiden mahrum bırakıyor.”

“Sayısız nesiller boyunca erkekler kadınları, kadınlar da erkekleri şekillendirdi ve şimdi bulunduğumuz yerdeyiz; bu şaşırtıcı, karmaşık tarihin ürünleriyiz. İster kendimizi olduğumuz gibi sevelim, ister değiştirmek isteyelim, eğer bunu anlarsak, düşüncelerimiz daha geniş hale gelir ve yüzeysellikleri azalır.”

Dr Christian Jarrett, İngiliz Psikoloji Derneği’nin Research Digest blogunu düzenliyor. Son kitabının ismi, Beynin Büyük Gizemleri.

 

 

 

 

BBC

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir