Ürpertici Rapora Göre, Bir Avuç Süper Şirket Dünya’nın Kaderini Kontrol Ediyor

PETER DOCKRILL

Bilim insanlarının söylediğine göre süper güçlü şirketlerin oluşturduğu ufak bir grup, esasında insan endüstrisini kontrol eden ve içinde yaşadığımız modern dünyayı şekillendiren baskın bir güç haline geldi.

Uluslararası bir araştırmacı takımı, yaptığı bu yeni çalışmada; baskın uluslarötesi şirketlerin (diğer adıyla TNC’ler veya çok uluslu şirketler) meydana getirdiği bu seçkin kadronun, gezegen ve onun sakinleri üzerinde çok büyük bir nüfuz kullanıyor olabileceğini öne sürüyor.

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi’nde çalışan çevre bilimci Carl Folke’nin liderlik ettiği araştırmacılar, yeni tezlerinde şöyle açıklıyor: “Çok uluslu şirketlerin faaliyet gösterdiği bu ölçek ve dünya çapında harekete geçirdikleri hız ile bağlanabilirlik; tarihte eşi görülmemiş türden”

“Çok uluslu şirketler; birbirine bağlı olan insanlar ile doğanın meydana getirdiği bu gezegende belirleyici bir nitelik haline geldi. İnsanlar ise; küresel ekolojik değişim kalıplarını etkileyen, hiper ölçüde baskın bir biyosfer türü oldu.”

Elbette bu tür gözlemler yeni şeyler değil. Süper şirketlerin etkisini, insan endüstrisindeki neredeyse her yerde kolayca fark edebiliriz.

Sadece 100 şirketin, dünyanın sera gazı yayımlarının yüzde 70’inden fazlasından sorumlu olduğu çevre alanında bunu görebilirsiniz.

Dev teknoloji firmalarının; arama, sosyal medya ve daha fazla şeyde tekelci egemenliklerinden yararlandıkları teknoloji alanında bunu görebilirsiniz.

İlaç şirketleri, sağlık krizleri çıkaracak kadar güçlü. Enerji şirketleri, iklim krizlerini onlarca yıl öncesinden tahmin edebilecek kadar güçlü.

Bilim iletişimi de, bu şirket birleşmesi ve kontrolü olgusundan nasibini almış.

Fakat araştırmacılar; çok uluslu şirketlerin çok fazla güç kullanmasının, bu şirketlerin sorumlu davranamayacağı anlamına gelmediğini söylüyor.

Folke ve meslektaşları, yeni bir bakış açısı sunan makalelerinde; (eğer sermaye konulursa) günümüzde daha sürdürülebilir odaklı bir ‘kurumsal biyosfer yönetimi’ modeline evrimleştiğini bildiğimiz ‘kurumsal sosyal sorumluluk’ kavramının ortaya çıkabileceği altı gidişat belirliyorlar.

Araştırmacılar, çok uluslu şirketlerin son yirmi yılda sürdürülebilirliği gönüllü olarak benimsediğini; fakat ne bunun, ne de hükümetlerin çok uluslu şirketlere yönelik yaptığı düzenlemelerin yeterli olduğunu söylüyorlar. Bunun değişmesi lazım.

“Antroposen çağını anlamak ve bu çağın yeni dinamiklerine göre hareket etmek, insanların refahı için esas teşkil ediyor ve çok uluslu şirketler de açık şekilde bunun bir parçası” diye yazıyor araştırmacılar.

Tarım, ormancılık, deniz mahsulleri, çimento, madenler ve fosil yakıt gibi alanlarda çok uluslu şirketlere bakan araştırmacılar, halihazırda kurumsal biyosfer yönetimine doğru bir geçiş yaşandığının bazı kanıtları olabileceğini söylüyorlar.

Çok uluslu şirketler arasında ortaya çıkan ‘vizyon uyumu’ gibi özellikler, araştırmacılara göre sürdürülebilirlik etrafında yeni biçimlerin ortaya çıkıyor olabileceğini akla getiriyor. Sürdürülebilirlik Gelişim Hedefleri gibi küresel politik sözleşmeler ise, araştırmacıların ‘ana akım haline gelen sürdürülebilirlik’ şeklinde adlandırdığı şeyin başarılı bir örneği şeklinde görülebilir.

Çalışmanın yazarları, başka yerlerde de çok uluslu şirketlerin; şirketlerin nasıl faaliyet göstereceğine yönelik belirgin lisanslar üzerinden daha iyi düzenlendiğine dair bulgulardan bahsediyorlar ve finans sektöründe sürdürülemez uygulamalara sermaye sağlamaktan uzaklaşma yönünde meydana gelen değişimlerin, doğru yönde atılmış bir adım olduğunu öne sürüyorlar.

‘Radikal şeffaflığı’ teşvik eden teknolojik yönelimler de daha popüler hale gelip, çok uluslu şirketlerin hesap verme sorumluluğunu artırıyor. Bilimsel camiadan gelen katılım ise, şirketlerin sürdürülebilirlik gündemlerine doğru yönlendirilmesine yardımcı olan bir başka yöntem şeklinde görülüyor.

Elbette, çok uluslu şirket manzarasında bu gidişatların meydana geldiğini gözlemlemek, iyilerin kazanacağı anlamına gelmiyor. İklim değişikliği bakımından bıçak sırtında olan bir dünyada; insanlığın yalnızca enerji sektörünü yanlış yönetmesinin ne kadar yıkıcı ölçüde sürdürülemez olduğunu, hiç olmadığı kadar belirgin şekilde görüyoruz.

Araştırmacıların çalışması, süper şirketler hakkında ihtiyatlı biçimde iyimser olmak üzere yeni sebepler sunuyor; tabi onları yakından izlemeyi sürdürmemiz şartıyla.

Araştırmacılar şöyle yazıyor: “Çok uluslu şirketlerin küresel egemenliği, dönüşümcü bir değişime acil şekilde ihtiyaç duyulan Antroposen çağının bir gerçeği”

“Kurumsal biyosfer yönetimi, biyosferin toparlanmasına önderlik etmek ve bunu korumak amacıyla, insan refahı için yeni bir iş mantığı sağlıyor.”

Bulgular, Nature Ecology & Evolution bülteninde sunuldu.

 

 

 

 

ScienceAlert

Bunları da okumak isteyebilirsiniz...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir